YUFKACI ÇOCUK

Pazara gittim geçenlerde. Bazen hazır yufka alıyorum acil durumlarda. Her gittiğimde eldiven takması için uyardığım yufkacı çocuk, beni görünce eldivenini taktı.

Sonra yufkaları paketledi özenle. Parayı vermek için eldivenleri çıkaracak diye beklerken, eldivenli eliyle saçını düzeltti. Parayı uzattım, eldivenli elleriyle bir tomar para içinden para üstü uzattı bana.

“Kardeş eldivenin bir anlamı kalmadı!” dedim.

“E abla tak diyorsun taktık.” dedi.

Bu kardeşimize, bu durumu anlatamadığım gibi hissediyorum birçok kimse karşısında. Gittikçe azalıyor kelimelerim.

***

BALIKÇI

Neyse, oradan balık tezgâhına geldim. Bu arada ben balık yiyemiyorum hatta evde pişirmek bile bana acı veriyordu bir süre öncesine kadar. Ancak ev halkı için bunu yapmam gerekir diyerek biraz yol kat ettim. Hamsiyle levreği ayırt edebiliyorum yani.

Balığı hep aynı balıkçıdan alıyorum. Bu sefer; “istavrit ver” dedim adama. İlk kez pişireceğim evde istavrit. “Bir zahmet temizleyiver.” dedim.

Ben diğer alış veriş için oradan ayrıldım. Ayrılırken dedim ki “balıkların kafasını koparın” (ıyyyy).  Döndüm geldim bir süre sonra. “Balıklar hazır mı?” dedim.

“Evet, abla.” dedi adam. Poşet poşet içinde.  Poşeti aldım geldim eve. Benim aksime çoluk çocuk bayılıyor balığa. Denizden ben çıksam yiyecekler.

Poşeti açtım balıkların hepsi bana bakıyor boş boş. Allah'tan pazar yakın, aldım poşeti gittim “Abi bunlar kafalı.” dedim.

“Evet.” dedi.

“Ama ben koparın demiştim.” dedim. “Ama öyle tadı olmaz onun” diyor.

Bu üslûp sanırım bir bizim ülkemizde var. “Biz kafa istemiyoruz.” dedim.  Başladı kafaları koparmaya. “Niye sevmedin kafalı?” diyor.

Sustum.

“Sana bakıyorlar gibi geldi demi?” diyor.

Allah'ım güleyim mi, ağlayayım mı, poşeti adamın kafaya boca mı edeyim bilemedim.

İletişemiyoruz biz toplum olarak kardeşim. Kendi dediklerimiz bir de karşıdakinin çıkardığı gürültüler var. Duymuyoruz da. Anlamıyoruz da. Değişmek için çabamız da yok üstelik.

Gülüp geçiyorum artık. Biri dediğimi anlar ve kendince anladığını ifade ederse mucizeye şahit olmuş gibi seviniyorum.

Neyse bakalım neyse,  hayrolsun bugünümüz yarınımız.

Vesselam…

Raziye Akyol KIRAN

Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

  


Senin bu gidişin veda olamaz,

Sevgilim seni ben nerde bulayım?

Kalbimde o yerin artık dolamaz,

Sevgilim seni ben nerde bulayım?

 

Her odaya bakıp geriliyorum,

Hayalin karşımda deliriyorum,

Düşünmem tükendi kemriliyorum,

Sevgilim seni ben nerde bulayım?

 

Benimsin demene nasıl kanmışım?

Her sözünü senin doğru sanmışım,

Kor ateşe düştüm böyle yanmışım,

Sevgilim seni ben nerde bulayım?

 

Gizli niyetini nerden bileydim?

Geçmişi kalbimden nasıl sileydim?

Yoksa mutluluklar mı dileseydim

Sevgilim seni ben nerde bulayım?

 

Özbekoğlu sende derdinle yandın,

Yoksa sen elleri kendin mi sandın?

Böyle bir hayale nasıl da kandın?

Sevgilim seni ben nerde bulayım?

 

30.11.2022 Konya

Durmuş Ali ÖZBEK

 

YORUMLAR:

 

Şükrü ATAY

1 Aralık 2022 00:56.39

Sevdaya sitemli hüzün veren duygularla harika yazılmış. Yürek sesinizi gönülden kutluyorum. Tebrikler üstadım. Kalemine ve yüreğine sağlık diliyorum.

Sonsuz selam ve saygılarımla.

Esenlikler dileğiyle…

 

https://www.edebiyatdefteri.com/siir/1462403/nerde-bulayim.html

Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

Şimdi eğri oturup doğru konuşalım, ne olur!

Ben, Mükremin Kızılca olarak tarafsız ve akl-ı selimle bu satırları yazıyorum. Benim atalarım 1820 yılında, Anamur (Bozyazı) Kızılca köyü Yörüklerinden olup hicret ederek Ermenek’in Gargara (Güneyyurt) köyüne yerleşmişlerdir. İlk gelen atam arşiv kayıtlarına göre Kızılcalı Mehmet’tir. Yani benim atalarım Ermenek’e güneyden gelen Türk boylarından, Karamanoğlu ise kuzeyden gelen Türk boylarındandır. İki boyun da üst uyruğu Avşar oymağıdır. *

Karamanoğullarını (1256 -1474) Ermenek’e yerleştiren Selçuklu devletidir. Bunu 1228 yılında yapan Anadolu Selçuklu Sultanı ve bu imparatorluğun zirve ismi Alaeddin Keykubat’tır.

Karamanoğulları Moğol zulmünden kaçarak Anadolu’ya gelen halklardandır. Bu bakımdan yerleştikleri Ermenek ve Karaman bölgesinde Moğollarla sıkı bir savaş taktiği uygulamışlardır.

225 sene süren Selçuklu hanedanı döneminin son yetmiş senesi de (1243 – 1318) Moğol vesayeti ve hükümranlığı altında geçmiştir. Bu durumda tam bağımsız bir Anadolu Selçuklu İmparatorluğunun ömrü takriben 170 senedir.

26 Haziran 1243 yılı: Selçuklu ordusunun Kösedağ savaşında Baycu Noyan komutasındaki Moğol ordusuna yenildiği ve kesin yıkılış ve yok oluş tarihi olan 1318 yılına kadar onların boyunduruğu altında ezildiği tarihtir.

Bu Aralık, 3 Mayıs 1228 senesinde Alaeddin Keykubad’ın daveti üzere Karaman'dayken Konya’ya gelen Mevlana hazretleri 15 yıl sonra 1243 yılında Moğol vesayetine giren bir imparatorluğun vatandaşı oluyor, bu durum vefatı olan 1273 yılına kadar sürüyordu. Ancak Selçuklu imparatorluğu yıkılışına kadar bu vesayetten çıkamadı. Nitekim Mevlana ailesi de Belh’ten Moğol zulmü nedeniyle ayrılmıştı.

Her şeye rağmen Mevlanalı bir Selçuklu İmparatorluğu dönemi her bakımdan huzurla dolu bir dönemdir. Kan içici Moğol nöker sürüleri kendi koydukları vergilerini ve kasa kasa altınlarını zamanında aldıktan sonra bir şey yapmıyorlardı. Burada fitne çıkarıp kendisinin ve etrafındaki halkın huzurunu bozmak istememişti. Bunda hazreti Mevlana’nın engin hoşgörüsü ve idare tarzı da büyük rol taşımaktadır. Bu dönem ayrıca ileride tamamen Müslüman olarak Türkleşecek olan Moğolların da bir bakıma sonunun yaklaştığının işaretiydi.

Selçukluların Moğol vesayetinden kurtulması için İslam dünyası çok uğraştı. O sırada en güçlü hilafet devleti olan Mısır Memluklu devleti bu hususta başı çekiyordu.

Alaeddin Keykubad’ın Ermenek’e yerleştirdiği Karamanoğulları da bütün mesailerini Moğol ve Ermenilere karşı savaşlarla geçiriyordu. Orta Asya’dan Moğol korkusuyla Anadolu’ya gelen bu halkın gidecek başka yeri yoktu, Moğollar karşısında ya istiklal ya ölüm demişler ve çoğu kere haklarına ölüm düşmüştü.

Selçukluların Moğol egemenliğine girmesi bu imparatorluğun en büyük beyliği olan ve varisi sayılan Karamanoğullarını çok etkilemişti.

Bu sırada Mısır Memluk Sultan Baybars 1277 yılında Moğolları tepeleye tepeleye Kayseri’ye kadar geldi. Halk büyük sevinç gösterileriyle karşıladı. Bu bir bakıma Moğol boyunduruğunun kalkacağı manasına gelir miydi?

Sultan Basybars Kayseri’deyken başta Karamanoğulları olmak üzere beylikler elçiler gönderip tebrik ederek bağlılıklarını bildirdiler.**

Karamanoğulları Osmanlılardan yetmiş yıl önce tarih sahnesindeydi ve onlar zamanın hilafet devleti Mısır Memluk Türk devletine bağlıydılar.

Sultan Baybars Anadolu’dan, payitahtı olan Mısır'a döndükten sonra Moğollar işi iyice azıttılar. Anadolu’da taş üstünde taş omuz üstünde baş koymamaya yemin ederek yağmaya ve katliama başladılar.

Selçuklu hanedanının işi ise birbiriyle olmayan saltanatın kavgasını yaparak Moğollara ödenecek haracın temininden başka bir şey değildi.

Selçuklu hanedan üyeleri bölük pörçük, çocuk çoluk Moğolların elinde Kayseri’de, Sivas’ta bağlılık yemini ederken veya gözetim altında tutulurken Karamanoğulları'ndan bir yiğit Mehmet Bey çıkıp Konya payitahtını ele geçirdi. Bunu da meşru bir hanedan üyesi olan Siyavuş'u (Cimri) kullanarak yaptı.

Sultan Baybars’a bağlılık yemini eden ve Anadolu’yu iki sene önce tamamen Moğollardan geçici de olsa kurtaran, halka rahat bir nefes aldıran Memluk devletinin bir tabii olarak, öteden beri içinde yer aldıkları bir imparatorluğu Moğol egemenliğinden kurtarmaya teşebbüs etmeyi şekavet ve hıyanet sayan gafillere ne demeli?

Eğri oturup doğru konuşalım!

Şimdi, Allah korusun! Türkiye’yi bir yabancı düşman ülke manda yapsa, Türk halkının içinden çıkan babayiğitlerin Ankara’yı ele geçirmelerini alkışlar mıyız, lanetler miyiz?

Diğer bir bakımdan ele alırsak, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün İngilizlere manda olan bir imparatorluğun yerine bağımsız bir cumhuriyet kurması Karamanoğlu Mehmet Beyin yaptığıyla benzeşmiyor mu?

Ama bizde değişmeyen bir kural (!) var: başaranlar kahraman, başaramayanlar haindir, ne yazık ki.

Karamanoğullarının iade-i itibarı serisinden “Bir Karamanoğlu Payitahtı Konya” makalemizi bekleyiniz!

*Taşeli’nin İncisi Güneyyurt - Gargara, 1830, 1840 Gargara nüfus ve 1845 hane mal beyanları bölümü. Mükremin Kızılca Konya baskısı 2016

** Tarih-i Al-i Selçuk Ahmet Efe s. 227, TC Konya Valiliği Kültür ve Turizm Müdürlüğü yayını 2. Baskı 2008

Mükremin KIZILCA



Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

 


Yavaşça suya girdi.
Yüzmeye başladı. Bir süre yüzdü.

Sonra göletin (küçük baraj) ortasına doğru geldiğini anladı, kıyıya doğru dönerek yüzmeye devam etti.
Daha önce bu kadar uzun yüzmemişti, yorulmaya başladı, yanlış yapmıştı, bu kadar açılmaya gerek yoktu ki.
Suyun yüzünde kalacağını sandı bir an, yüzmeyi bıraktı, birden suyun derinliklerine doğru inmeye başladı, ayağı toprağa değince göletin dibine geldiğini anladı, ayağını yay gibi kullanarak hızla kendini yukarıya itti, suyun yüzüne çıktı.
Fakat vücudunu suyun yüzüne tamamen çıkaramadı, tekrar göletin dibine doğru inmeye başladı. Birden korkuya kapıldı, ne yapacaktı, bilmiyordu, gene ayağını yay gibi kullanarak suyu üstüne doğru kendini itti, nihayet yüzeye bir kere daha çıkmıştı, yüzmeyi denedi, olmuyordu, suyun üstüne kendini alamıyor, vücudunun büyük bölümü suyun içinde kalıyordu, yeniden göletin dibine doğru inmeye başladı.
Artık her şey bitmişti.
Hayatı, film şeridi gibi gözlerinin önünde akmaya başladı.
Kim bilir kaç gün sonra cesedi bulunacaktı? Annesi, babası, kardeşleri gelecek, cenazesini göletin kenarına uzatacaklar, savcı, doktor gelecek rapor yazacaktı, ağlayanlar, dizlerini döğenler, ah vah edenler olacaktı. İnsanlar toplanacaktı, yorum yapacaklar, suçlayanlar, üzülenler olacaktı. Her şey bitmişti işte, yolun sonuna gelmişti.
Elveda, her şeye elveda…
Beyni o kadar hızlı çalışıyordu ki, hayatı gözlerinin önünde akıyor, saniyenin bilmem kaçta kaçı kadar bir sürede yüzlerce, binlerce düşünce beynine hücum ediyor, bunları düşünmekten kendini alamıyordu.
Sayısız düşünce beynine kaplıyor, nasıl kurtulacağını düşünüyor, bocalıyor, teslim olmuyor, direniyordu.
Suyun yüzüne çıkamayacağını anladı.
Yönünün kıyıya doğru olduğunu biliyordu.
Suyun altında, ellerini kürek gibi kullanarak kıyıya doğru ilerlemeye başladı, bunu bilinçsizce yapıyor, ne olacağını kendi de bilmiyor, çaresizlikten içinde olacakları bekliyordu.
Düşünceler beynini zorluyor, kıvranıyor, olumlu, olumsuz binlerce düşünce sel gibi beynine akıyor, bu düşünce selini durdurmak imkânsız gibi görünüyordu.
Ölüm ona çok yakındı
Fakat hiç daralmamıştı, nefesi sıkışmamış, nefessiz kalmamıştı. Sanki suyun altında normal nefes alıyormuş gibiydi.
Ne kadar gitti, ne kadar zaman geçti, hiç bilmiyordu, birden kafası suyun yüzüne çıktı…
İnanamıyordu. Kurtulmuştu.
Yavaşça sudan çıktı, bitmiş, tükenmiş, tüm enerjisi boşalmıştı, kendini toprağa bıraktı.
Kalbi hızlı atıyor, derin derin nefes alıyordu.
Uzun sure orada yattı, sonra yavaş yavaş kalkarak yürümeye başladı…

Ramazan Göktaş

Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

 


Sen yoktun yanımda hayale daldım,

Vakitsiz gidişin canımı yaktı.

Harcadım ömrümü, biçare kaldım,

Vakitsiz gidişin canımı yaktı.

 

Şu benim talihim bak bana taktı

Çürüttü beynimi şimşekler çaktı

Her gören acıdı hep bana baktı,

Vakitsiz gidişin canımı yaktı.

 

Gözünde yaş görsem hemen silerdim,

Allah’tan beraber olmak dilerdim,

Sevdamı bir bıçak gibi bilerdim,

Vakitsiz gidişin canımı yaktı.

 

Sendeki bu sevda yalanmış meğer

Vurduğum her yumruk kalbimi döğer,

Bu aşkı sayıp da vermedin değer

Vakitsiz gidişin canımı yaktı.

 

Özbekoğlu bu aşk sönsün ister mi?

Yürekte yanarken sevda tüter mi?

Bendeki hasretin bir gün biter mi?

Vakitsiz gidişin canımı yaktı.

 

29.11.2022 Konya

Durmuş Ali ÖZBEK

https://blog.edebiyatdefteri.com/.../1462202-canimi-yakti/

Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.


(Kazancı-1891-1949) (ŞENSES)

Halk ozanları arasında bir ‘’ Badeli Âşık ’’ efsanesi anlatıla gelir.
Anlatıya göre dara düşen Aşığa din önderleri rüyasında bade içirir. İçtiği bade Âşığa şiir söyleme yeteneği kazanmasında, dini bilgiler ile din ilmini öğrenmesinde, kişinin, âşıklık özellikleri kazanmasında önemli etkendir.
Ercişli Emrah,Ferrahî, Musa Merdanoğlu, Hıfzî, Pervanî, Müdamî, Feymanî, Âşık Revaî, Âşık Burhanî, Âşık Kemalî, Aşık Hüdami Baba ve Âşık Hüdaverdi gibi halk ozanları Badeli Aşık geleneğinden gelenlerdendir.
• Dara düşen Aşığın imdadına Pir, Üçler (Hızır Nebi, İlyas Nebi ve Kutup Nebi)
Beşler (Ehl-i beyt yani Hz. Muhammed’in aile efradıdır.), Yediler, Kırklar, Hz. Ali gibi din Uluları yetişir ve bade içerek dillerini çözer.
Gelelim bu özet bilgilerden sonra Çolak Hasan’a.
Çolak Hasan darın eşiğinde olmayıp darın beşiğindedir. Beşik yaşında hem annesini hem babasını kaybeder. Üstüne üstlük çolaktır (El parmakları yok) Akrabaların yanında itile kakıla büyür.
Çolak Hasan eğitim haklarından yararlanamaz.
Çolak Hasan ergenliğe erdiğinde bir gece rüya görür. Rüyada kendisine fincanda bir bade sunulur. Çolak Hasan tadını acı bulur ve fincanı fırlatır.
Rüyadan sonra Çolak Hasan maniler söylemeye başlar. Manileri dilden dile dolaşır.
Çolak Hasan’ın kendi anlatımına göre badeyi içseymiş saz da çalıp söyleyebilecekmiş.
Çolak Hasan Korumacılık görevini yürütür.
Koruma görevi yaptığı yer Kırkkuyu yaylası. Çobanların gözdesi. Bir yandan ekin arazisi bir yandan otlak. Ekin sezonu çobanların girmesine yasak alan.
Çolak Hasan Çoban Armutlu Hasan ve Kürt Osman tarafından sık sık tehdit edilir. Çolak Hasan Şikayetini Dönemin Muhtarı Hacı Muhtara iletir.
Bir gün iki gün Çolak hasandan haber alınmaz. Tüm köylü seferber olur. Kırkkuyuyu 3 gün ararlar. 3. Günün sonunda çolak Hasan’ı bir çekmenin kenarında kafası ezilmiş olarak bulurlar.
Bu olayı adaşı Çolak Hasan:
'' Kırkkuyu’yu dolandırdılar
Kebenden indirdiler
Canım gibi kafayı
Kefkiye çevirdiler’’ şeklinde ifade eder.
Husamettin ERDEM;
'’’ Kaç yıldır nerde kaldı Sinan'ın Çolak
Kızlarımız yakımsız kaldı haberin var mı’’ şeklinde dile getirir.
Çolak Hasan’ın öldürülme suçu önceden olan kuşku üzerine Armutlu Hasan ve Kürt Osman’a yıkılır. Armutlu Hasan ve Kürt Osman 5’er yıl hapis yatar.
Olayı gören tanıklar baskı sonucu yalancı şahitlik yapar.
Yalancı şahit ses duyduğunu kimler olduğunu göremediğini söyler.( Arazinin Yapısı kısa kısa vadiler dört cephe yüksek tepelerle çevrili) Çelişki görünmese de ses duyuluyor ölü 3 gün aramalar sonucu bulunuyor.
Olayın failleri yıllar sonra anlaşılıyor. Öldürenler sığır çobanı olmayıp öğrek( At sürüsü) çobanlarıdır. Öğrek çobanları önce Çolak Hasanı öldüresiye döverler bırakarak yollarına devam eder. Bir müddet sonra bu başımıza bela olur düşüncesi ile geri dönüp kafasını taşla ezerek öldürürler.
MANİLERİNDEN:
Gabalak’ta obası
Ekin biçer bubası
Kızın gönlü olursa
Bok yemesin bubası
Eşeğinde harar
Alaca’da narar
Ne ararsın obalı
Kızınız tosun arar
Obacılar yürüdü
Toz duman bürüdü
Goparanın Ayşa’yı
Topal Hasan sürüdü
Söğüt yaprağı yeşil
Devşir Arifim devşir
Öğretmenler geliyor
Şekerli kahve pişir
Uçurumun yolları
Karambığın dalları
Eğri parmak üstüne
Şadiye’nin kolları
Almayı yüke koydum
Ağzını dike koydum
Aldım yâri elinden
Belini büke koydum
Köyün ilk öğretmenlerinden olan Dede Öğretmen (Oğuz) kızların gözdesi olmuştur. Kızlar tarafından Dede Öğretmen’ e söylenmiş çok sayıda mani vardır. Yalnız kaynak kişiler bu kızların şu an yaşayan çocuklarının oluşu nedeni ile bilgi vermekten kaçınıyor. Dede öğretmen yakalandığı hastalığa yenik düşerek genç yaşta evlenmeden ölmüştür.
Bu manileri namus değer yargıları yönünü bir tarafa bırakarak ele aldığınızda kızın hazır cevap gücü, kendini savunma gücü, zekâ gücü, ifade gücünün boyutunu görebiliyorsunuz
Göğostos'un destesi
Uluköyün hastası
Donunu almışta kaçmış
Bucak'ın ustası
Bu mani de yaşanmış bir olay üzerine yazılmıştır. Olay ve olay kahramanları bilinmekle beraber belirtilmesi mümkün değildir
Köyümüzün genç kızlarından biri olan ....... köyümüzün iki gencinin gözdesi olur. İki gence de gönül verir. Sonra iki genç arasında seçim yapamaz. Beklenmeyen kararını veririr Akmanastır'a Gafar Osman'a kaçar. Olayı duyan kızın babası peşine düşer, kızını yakalar saçlarından sürüye sürüye köyde daha önce kızla her hangi bir gönül bağı bulunmayan üçüncü kişiye teslim eder, nikahlarını kıydırırır. Bu olayı Çolak Hasan kendi arşivine anında kaydeder.
Kaya dibi kazmalı
Başı yeşil yazmalı
Ebe ile Osman'ı
Boş deftere yazmalı (Kaynak: Yılmaz ORTA)
Dolu deftere ( Nikah Cüzdanına) başka isimler yazılınca yeni defterde Osman hanesi boş kaldığı için ozanımız:
''Ebe ile Osman'ı
Boş deftere yazmalı'' diye kaydeder.
Uluköy'den Keyvan Ahmat'ın Fatma Popas'ta keş kesesini unutur. Geri almaya geldiğinde kese yerinde yok. Kese Gökçeler Mahallesi'nden Akhoca'nın Fatma tarafından alınmıştır. Haber Ozanımıza çoktan uçmuştur. Haberi ozan hemen kayıt altına alır.
Bir dalda iki kiraz
Biri al biri beyaz
Kurban olduğum Alah'ım
Bir kese de bana yaz (Kaynak: Yılmaz ORTA)
Bu geleneği sürdürerek şu anda yaşayanlardan da yakım yakanların varlığı söz konusudur.
Bir örnek:
Kaynak kişi, isim belirtilmesini istediği için isimsiz.
Anne kızının bir gence ilgi duyduğunu, yakınlaştığını sezer ve kızını uyarır:
Kandırırlar bir odaya katarlar
Okka altı yaparlar
Kızlık gider elinden
Kurtulamazsın el âlem dilinden
Kızı annesine cevap verir:
Yeraltında karınca
El uzatma turunca
Ne olur bir kez verince
Toprak dolacak ölünce
(Kaynak: Mehmet TOPDEMİR.)
Bir kaşık verinde çorbanıza bir dalayım
Bir “ dene “ bulabilirsem, alayım
Dene bulamaz, çorbanızda bunalırsam
Varsın, çorbanızda bulanayım, bunalayım
Bekir Hoca( Ünlü
Kaynak Av. Naci SÖZEN
İbrahim ŞAHİN
Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

 


Rüzgârlar vurunca her bir yaprağa,

Iğranıp[1] peşinden düşen ben oldum.

Ezildim karıştım kara toprağa,

Yoğrulup peşinden pişen ben oldum.

 

Bir güzel gördüm de bilmez ağrımı

Duymadı kimseler sessiz çağrımı,

Feleğin sillesi deldi bağrımı,

Çağrılıp peşinden koşan ben oldum.

 

Gördüğüm o güzel aklımı çeldi,

Sevdası başımda bir esen yeldi,

Yaşlarım gözümde sanki bir seldi,

Doğrulup peşinden coşan ben oldum.

 

Sormadı halimi, ben ne diyeyim,

Bir garip ateşte yandım nideyim,

Bu aşkın hırkası hardır giyeyim,

Dağlanıp[2] peşinden aşan ben oldum.

 

Özbekoğlu bahtın hep açık olsun,

Yüreğin yunsun da imanla dolsun,

Gülünü koparan dalında solsun,

Bağlanıp peşinden keşen[3] ben oldum.

28.11.2022 Konya

Durmuş Ali ÖZBEK

 

[1]Iğranmak: kıpırdaşma, harekete geçme

[2]Dağlanmak: 1. Vücuduna kızgın bir demirle damga vurulmak. 2. Vücudun herhangi bir yeri kızgın bir aletle veya yakıcı maddelerle tedavi maksadıyla yakılmak. 3.Ateşle alazlanmak

[3]Keşen: Zincirden yular veya ayak kösteği

https://blog.edebiyatdefteri.com/.../siir/1462043-ben-oldum/

https://medyaermenek.blogspot.com/2022/11/ben-oldum.html

Sosyal Medya Yorumları

Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.
sanalbasin.com üyesidir
Düzenleme | Copyright © 2013-2022 | MedER |Medya Ermenek
BİZE ULAŞIN
ghs.google.com
ghs.google.com