Dedem cebinden çıkardığı bıçağıyla sapsarı bir ayvayı ortadan ikiye bölüp uzatmıştı bana köyde, "meh guzum" diye. Meyveyle o yaşlarda aram iyi değildi... Kıramadım tabi yine de dedemi. Bir ısırık aldım, kokusu tadı hâlâ aklımda o ayvanın. Yine o ayvalardan annem reçel yapardı. İleride siz de yapacaksınız deyip etrafına toplardı bizi. Püf noktalarını anlatırdı bize. Kaynayan reçele ayvanın çekirdeklerinden de koyun o zaman pembe olur reçeliniz derdi.

Uzun zamandır aklımda yoktu ayva reçeli, bu sabah manavda sapsarı ayvaları görünce orucun da etkisiyle direk reçel olarak canlandı gözümde ayvalar. Büyük bir umutla başladım doğramaya, birincide çekirdek çıkmadı ayvadan. İkincide çıkmadı üçüncüde çıkmadı... Fotoğrafta görebilirsiniz çekirdekler oluşmak istemiş ama hibrit tohum yani soyu kesilmiş epter... Bir ekip bin derecek çiftçi diye diye on yıllardır amerikan ve israil tohumu kullanıyoruz ne bekliyorum ki. Keşke anneannemin çıkın yapıp gelecek seneye sakladığı tohumlarla yetinseydik. Keşke tevekkül etseydik azın da çoğun da sahibine. Acı.. Çok acı..
Allahım bize öyle bir izan ve güç versin ki bu işi tersine çevirebilelim...
Ayvalar mı?
Onlar ayva değil ki...
Ayva görünümlü kimyasallar.
Kokusu yok çekirdeği yok tadı yok.
Hevesim de kalmadı reçele...
Vesselâm
Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.


Şerdeki hayır bizim özümüzü hatırlamamız olacak Allah'ın izniyle.

Biz çok güzel bir milletiz.
Bugün bir arkadaşım aradı evinde dikiş işleri yapıyor. Depremden konuştuk, bir yandan hızlı hızlı makine sesi geliyor acil bir sipariş herhalde dedim. Yok dedi.. 5 top kumaş aldım tek kişilik çarşaflar kestim onları dikiyorum, deprem bölgesine kardeşlerimize yollayacağım dedi. Bu, bu iyilik işte bu milletin özü bu. Anadolu bu...
Sevmeyen bu acı içinde bile sevmeyecek. Eleştirecek... Hakaret edecek... Seven ise neyi var neyi yok koyacak ortaya.
Ben bugün bir nineyi elinde battaniyelerle yolda yardım merkezi ararken gördüm ya... Nene Hatunu gördüm aslında...
Fırsat olsa gider yurt dışında yaşarım diyenler bir yana,
Bin kez de gelsem dünyaya yine bu toprağın insanı olmak isterim. Bu topraklarda doğdum yine bu topraklarda ölmek isterim.
Hisliyiz, coşkunuz, duyguluyuz, gerginiz...
Ama umudumuz bâki
Rabbimiz dilemezse yaprak kıpırdamaz
Vardır pekçok hikmeti...
Allah'ım şerdeki hayrı göstersin bizlere inşallah.
Ölenlere rahmet
Yaralılara sıhhat
Bekleyenlere sükunet ve sabır diliyorum.
Güzel yurdumun güzel insanları birlikte çok güzel ve daha güçlüyüz.
Unutmayalım
Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.


Bir vesileyle bir kadınla tanıştım. Sohbet ettik ayaküstü.. Sonra bir daha, bir daha. Samimiyet ilerledi klasik bir Anadolu insanı samimiyetiyle evime davet ettim kadını, çok sevindi.
Kim gelirse gelsin misafire son derece ihtimam göstermek gerektiğini öğrettiler bize hep. Ben de bu öğretiyle kahvaltı masasını donattım, israfa kaçmadan. Misafir peçetelerim bitmiş akşam eşimi yolladım misafir peçetesi aldırttım yeniden dallı güllü filan 🙂 Misafir tabaklarımı kaşık çatalımı..
Buğusu üzerinde simitimi...
Kim olsa aynı ihtimam ama bende...
Maddi olarak benden epey varlıklı bu hanım, son model jeepiyle geldi. Neyse buyur ettim içeri, oturduk. Masam misafirim gelmeden hazır tabii... Sohbet sohbet.. pek memnun ayrıldı evimden. Sonra yine görüştük dışarda. Artık daha samimiyiz üff.. Sonra arkadaş da beni çağırdı evine.
Gittim.. Kapıyı pijamalarıyla, yarı uyur vaziyette esneyerek açtı. Ay uyumuş kalmışım dedi. İçeri buyur etti. İsteksiz bir hâl alsa da içim girdim. Salona geçtim. Darmadağın.. 10 00 da kahvaltı yapacaktık. 09 55 de kapıdaydım.. Çünkü 10 00 diye sözleşmistik. Söz mühim tabi benim için... Evin hanımı ben otururken salonu topladı. Sonra mutfaga geçti, mutfak masasına biraz kahvaltılık çıkardı. Buyur etti beni. Çatal istedim sonra, verdi.. Masada ekmek yok.. Ben, biraz ekmek alabilir miyim dedim. Bi an doğruldu sonra geri bana döndü kusura bakma ekmegi unutmuşum dedi. Derin dondurucudan ekmek çıkarttı çözdürdü buzunu.. Ekmeğin ortası buzluydu hâlâ önüme geldiğinde.. İki lokma aldım peçete yok masada, bir peçete alsam dedim. Gitti kadın peçete getirmeye. 10 dk sonra kusura bakma kalmamış peçete dedi ve önüme bir tuvalet kağıdı rulosu koydu... Burda müzik girsin artık devreye hayde bree efemm benim kafa artık. 🙂 Şaka
Kendimi kötü hissettim ama kendi adıma değil.. Bu hanım adına...
Kahvaltı bitti kalktım hemen işim var diyerek.
Kapıda bana misafiri çok severim yedirmeyi icirmeyi çok severim dedi bir de. Ohh arkadaş mutlu artık 🙂 Bu kafadan istiyorum ben de. ( Allah korusun)
Samimi rahatlığı çok severim ama o samimiyette olmak lazım diye düşünüyorum.
Özensizlik başka birşey. Kimse benim gibi misafiri baş tacı etmek zorunda da değil elbet ama rahatlığın da dozu olmalı...
Yaşlar kırk oldu hâlâ dengeleneyiyoruz bakalım.
Biz tuvalet kağıdına ağzımızı sildik...
Var mı ilginç misafir anısı olan başka?
Günaydın hepimize
Vesselâm

Raziye Akyol KIRAN
Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.


Bilmiyorum zamanı dilimlemek hayrımıza mı değil mi?

Birileri bizim için düzenlemiş..
Yeni yıl demiş;
Hadi bu yıl uzak emellerin arasına yakın ve ulaşılabilir kararlar koyalım.
Ben her şey yolunda giderse;
Her pazartesi gidip kendime bir buket mevsim çiçeği almaya,
Haftada bir kendim için bir kaç saat da olsa zaman açmaya,
İdare ettiğim sözde arkadaşları hayatımdan çıkarmaya,
Tanımlamaları mı daha az duygusal yapmaya
Daha çok şiir okumaya
Daha çok türkü hikayesi öğrenmeye
Daha sağlıklı yemeye
Daha derin sohbetler etmeye
Sevdiklerimin elini daha sıkı tutmaya
Daha çok ıslık çalmaya
Daha çok secde etmeye
Daha çok Rabbimle vakit geçirmeye
Daha çok kitap okumaya
Daha çok hayvan sevmeye ve beslemeye
Daha çok çocuk mutlu etmeye
Narsistleri def etmeye
Ve daha çok üretmeye karar verdim.
Daha pek çok şey...
Bir ajandaya bunları not ettim.
Yapamazsam da denedim derim. 🙂
Mutlu yıllar hepimize...
Büyük hayallerimiz mi?
Onlar değişmiyor
Dünya barışı
Savaşların bitmesi
Adilane devlet yapılanmaları
Ve çiçek gibi bir dünya?.
Uzak hayaller ama umut tohumlarımızı çürütmeyelim biz yine de.
Rabbimiz vatana millete insanımıza dirlik düzen versin daima.
Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.


Bazen kabul edersin.

Değiştiremezsin..

Ne yapsan olmaz bazen.

Bazen vazgeçersin...

İçin kuru dallara dönse de vazgeçersin.

Yeşermek dururken bir el uzatımı mesafede

Kuru dala dönersin.

Olur...

Bazen bu böyledir.

Kelimeler anlamını yitirir bazen.

Hayırlısı bakalım..

Hayırlısı..

 

Fotoğraf Anonim

Anekdot Raziye Akyol Kıran



Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

 
Ahhh...

Herkes ne kadar duyarlı...
Engelliler herkesin canı ciğeri...
3 Aralık geldi paylaş paylaş engelliler günü diye..
Yapma yaa!!!
Peki geçtiğimiz senelerde yaşadığım sağlık sorunlarından ötürü, çektigim yürüme zorluğunda,
Çift koltuk degnegiyle kavşakta yolun ortasında kırmızı ışık yanınca "hadi beeee" diye kornaya basanlar kim!!!
Bir restoranda otururken tuhaf hallere bürünüp servis yapan, ayağa kalktıgımda koltuk değnegimi görünce, "bacım!!!" moduna geçen garson kim???
Suratıma bakıp, sesli olarak "halimize şükür" diye yanımdan geçen teyzeler kimler ????
Vs.. vs..
Aaa evet hepimiz ne kadar duyarlıyız, ahhh!!!!
İşin özü çoğumuz özel durumu olan insanları anlamıyoruz. Anlamak için o hissi tatmamız gerekiyor..
Yoksa,
Edebiyatı var bolca...
Herşeyde olduğu gibi...
Zaten bir engelle hayatına devam eden insanlara Allah öyle bir derinlik veriyor ki... Bizim lütufkarane desteklerimize ihtiyaç duymuyorlar. İnsanca el verenlere lafım yok elbet...
Vesselâm.

Raziye Akyol KIRAN




Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

YUFKACI ÇOCUK

Pazara gittim geçenlerde. Bazen hazır yufka alıyorum acil durumlarda. Her gittiğimde eldiven takması için uyardığım yufkacı çocuk, beni görünce eldivenini taktı.

Sonra yufkaları paketledi özenle. Parayı vermek için eldivenleri çıkaracak diye beklerken, eldivenli eliyle saçını düzeltti. Parayı uzattım, eldivenli elleriyle bir tomar para içinden para üstü uzattı bana.

“Kardeş eldivenin bir anlamı kalmadı!” dedim.

“E abla tak diyorsun taktık.” dedi.

Bu kardeşimize, bu durumu anlatamadığım gibi hissediyorum birçok kimse karşısında. Gittikçe azalıyor kelimelerim.

***

BALIKÇI

Neyse, oradan balık tezgâhına geldim. Bu arada ben balık yiyemiyorum hatta evde pişirmek bile bana acı veriyordu bir süre öncesine kadar. Ancak ev halkı için bunu yapmam gerekir diyerek biraz yol kat ettim. Hamsiyle levreği ayırt edebiliyorum yani.

Balığı hep aynı balıkçıdan alıyorum. Bu sefer; “istavrit ver” dedim adama. İlk kez pişireceğim evde istavrit. “Bir zahmet temizleyiver.” dedim.

Ben diğer alış veriş için oradan ayrıldım. Ayrılırken dedim ki “balıkların kafasını koparın” (ıyyyy).  Döndüm geldim bir süre sonra. “Balıklar hazır mı?” dedim.

“Evet, abla.” dedi adam. Poşet poşet içinde.  Poşeti aldım geldim eve. Benim aksime çoluk çocuk bayılıyor balığa. Denizden ben çıksam yiyecekler.

Poşeti açtım balıkların hepsi bana bakıyor boş boş. Allah'tan pazar yakın, aldım poşeti gittim “Abi bunlar kafalı.” dedim.

“Evet.” dedi.

“Ama ben koparın demiştim.” dedim. “Ama öyle tadı olmaz onun” diyor.

Bu üslûp sanırım bir bizim ülkemizde var. “Biz kafa istemiyoruz.” dedim.  Başladı kafaları koparmaya. “Niye sevmedin kafalı?” diyor.

Sustum.

“Sana bakıyorlar gibi geldi demi?” diyor.

Allah'ım güleyim mi, ağlayayım mı, poşeti adamın kafaya boca mı edeyim bilemedim.

İletişemiyoruz biz toplum olarak kardeşim. Kendi dediklerimiz bir de karşıdakinin çıkardığı gürültüler var. Duymuyoruz da. Anlamıyoruz da. Değişmek için çabamız da yok üstelik.

Gülüp geçiyorum artık. Biri dediğimi anlar ve kendince anladığını ifade ederse mucizeye şahit olmuş gibi seviniyorum.

Neyse bakalım neyse,  hayrolsun bugünümüz yarınımız.

Vesselam…

Raziye Akyol KIRAN

Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.


Sahibini bilmediğim bu fotoğrafı kaç kez paylaştım bilmiyorum. Ne zaman sığınmak istesem, ne zaman bir kabuk arasam çekilecek, sanki içimde çocukluğumu bulacakmışım hissi uyandıran bu fotoğrafta duruyorum. Yağmurun sesi tanıdık.. Soba dumanına karışan bu kargir evlerin kokuları, dokuları tanıdık.. Yol tanıdık, yolda teyzem tanıdık..

Canımız sıkkın,
Haberler bunaltıcı..
Siyasî, ekonomik, beşeri pek çok gündemin bombardımanındayken Rabbimizden ve insanlığımızdan gayrı kapı bilmiyorum çalacak..
Dua ediyorum;
Allah'ım en az bizim yaşadığımız şartlarda yaşayabilsinler evlatlarımız da bu dünyada..
Allah vatanı, milleti, insanlığı korusun.
Güzel yurdumuzda huzur içinde yarınlar nasip eylesin.
Yürekten Âmin
Vesselâm


Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.


 Kapalı Çarşıdan 400 $ verip salona serdiğinizde zengin ve tarz sahibi sayıldığınız amma velakin köyde anneanneniz halanız yengeniz dokuyup salonunuza sererseniz ilkel ucuz sıradan yaftası yiyeceğiniz kilimlerden serdim kanepeme. Ayılan bayılan da oldu ay başka birşey kalmadı mı diyen de.

Buyum ben;
Bulsam kıl çul sereceğim. Biraz acıtıp kendinize getirir belki diye. 🙂
Pembiş maviş imitasyon polyester ne varsa isteyenin olsun. Ben çul seviyorum. Bize has miss gibi pamuktan. Ne gerginlik ne elektrik... Hepsi gidiyor.
Dokuyan yengeciğimin ellerine sağlık.
Vesselâm



Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.


 Hazreti Hacer'in zemzem suyu ile şereflendiği anın hatıratını daha önce defaatle dinlediğim halde, bugün bu hadise başka hisler uyandırdı içimde yeniden dinleyince... Konuyu hikaye gibi dinleme durumu, onca çabama rağmen demek beni de sarmış.. O olayın kendi hayatıma bakan taraflarının olduğu gerçeğine bugün vakıf oldum..

Hz. Hacer Safa ile Merve arasında rivayete göre 7 kez koştu... Birincide vazgeçmedi, ikincide vazgeçmedi.. Geçtiği yolu bir daha geçti...
Ana yüreği çırpınışıyla.. ve sonunda Allah (cc) Cebrail'i (as) gönderdi. Hz. Hâcer suya kavuşturdu yavrusunu.
...
Bambaşka bir yer oldu ama dünya sonraları.. Bu günlere gelindi. Kaos, keşmekeş, belirsizlik uzayıp giden bir sürü maddeler...
Ama bir şey vardı oysa;
Hâlâ evrenin sahibi Rabbimizdi.
O gün Hz. Hâcer'in o koşmasına, (çabasına) ama 7 kez koşmasına, zemzemi veren Rabbim, bugün bizim koşmalarımıza da cevap verir diye koca bir umut uyandı içimde.
Vermiyorsa koşmaya devam etmek bize Hacer Validemizin capcanlı nasihati. İlkinde de verebilirdi ama o çabayı görmek istiyordu Rabbim.. Bizden de görmek istiyor, ne için el açıyorsak.. Fiilen de gayret istiyor.
...
Kulunu yalnız bırakmayan Allah'a hamd olsun.
Varlığıyla kalbimizde bahar gibi hisler uyandıran Allah'a hamd olsun.
Vesselâm
Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.


Ali Asaf 3 yaşına yaklaştı evde tv ve tablete sarmasın diye oyun oynatma derdindeyim. Bütün aile toplandık salona kızım "kutu kutu pense" oynayalım dedi. Başladık oynamaya. Ama "Kutu kutu pense elmamı yerse" dedikçe saçma gelmeye başladı sözler. Bi bakayım dedim bu oyun nereden geliyor.

🙂
Oyy oyyy nerden gelmiş dersiniz? Fransa'dan olduğu gibi ithal etmişiz. Müfredatın göbeğine.
Fransızca bir tekerleme olan "écoutez écoutez pensez"nin fonetik etkisinden yararlanmışız yararlanmasına ama ya anlamı?
Ahh çocukluğum kutu kutu pense diye dönerek geçti oysa;
Aslında 'Dinle, dinle, düşün' anlamına gelen bu tekerlemeyi her söylediğimizde beynimiz yanıyordu.
Keşke ilkokul çocuklarımıza öğretmenlerimiz bu oyunu tercüme ederek oynatsa. Çocuğa da bir katma değer sağlamış olurlardı. Taa 6 yaşında zihnimize yapılan bu işgal nedir? Alt mesaj, konuşun ama ne olduğunu bilmeyin. Taklit edin öze inmeyin... Benim için kutu kutu pense bitmiştir.
O piti piti karamela sepeti var bir de onun mealini de sizlere bırakıyorum zira onu da taklitle almışız. 60 70 yıldır kimse muadili bir oyun bulup yayamadıysa demek ki genimize bir vesile taklitçiliği işliyorlar...
Konu basit bir çocuk oyunu mu?
Hiç sanmam.
Mutlu pazarlar
Vesselâm
Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

Aza kanaat etmek, yetinmek, şükretmek, bize ait ne güzel hazineler..
Bu hazineleri bir şekilde kaybetti çoğumuz..
Pembiş, maviş 'english home' diye çeyizler düzüldü.. Ama biz İngiliz değiliz ki!
Kaneviçeler atıldı, dijital baskılı, üç kuruşluk değeri olmayan ama tonlarca paraya perdeler yastıklar alındı..
Sonra;
Bu fikri aldığımız kültür MİNİMAL YAŞAM diye yeni bir akım uydurdu. Nedir o; Bildiğin 'sözde' aza kanaat etmek.. Diyor ki bu dayatma, O aldığın pembik maviş herşeyi atacaksın, evin sade olacak artık.. Yeni akım bu.. Niçin atıyorsun? 3 seneye kalmaz allı morlu bir akım için yer açmak lazım..
Öyleyse kardeşim;
Bize elden, elin furyasından hayır yok!
*Şunları unutmayalım;
*Kanaat kaşığı ile yenen yemek tükenmez..
*Azı beğenmeyen çoğu bulamaz..
*Sakla samanı gelir zamanı..
*Elden gelen öğün olmaz , gelse vaktinde gelmez..
Unutmayalım bunları..
***Biz zaten minimal yaşamı kendine düstur edinmiş kadim bir geleneğe sahibiz. Boşverelim yapay akımları, içi dopdolu öz kültürümüze sarılalım zayi olmayız evelallah.
Vesselâm
Fotoğraf ve Yazı Raziye Akyol Kıran






Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

Aslımız yörüktür bizim;

Torosların eteklerine yerleşmişiz kuşaklar önce.
Dağları, yaylaları çok sevmemiz bu yüzden.. Memleketimden uzakta olsam da şimdi, çok şükür ki çocukluğum her yaz köyümde geçti. Ata binmeyi, ekin dermeyi, bahçe sulamayı, daha pek çok şeyi orada öğrendim. İzmirde doğsam büyüsem de tam olarak buralı olamadım hiç.
Köyüme kavuşmayı hep dört gözle beklerdim yaz aylarına doğru. Amcam bakkaldı, lastik papuç, kara lastik, o köy bakkallarına münhasır herşey vardı bakkalında. Kokusunu bile duyuyorum hâlâ. Tatillerde gidince hemen numarası uyan bir lastik pabucu ayağıma geçirirdim bakkaldan. Yengem etek ya da şalvar dikerdi, kuzenimle ikimize. Gurur duyardım onları giyince. Aidiyet duyardım.
Evin önünden geçen su yolu rüya gibiydi hâlâ gözümü kapatıp hayal edince görüyorum. Işıl ışıl.. İkindi vakti geldi mi ahıra inilirdi, iple çekerdim o vakti. İnekler köy meydanındaki Selçuklu Beylikleri'nden kalma 1000 yıllık caminin önündeki yalaklardan su içmeye götürülürdü. Dönüşte süt sağardık yengemle.. Kazanda odun ateşinde kaynatırdı yengem sütü sonra bakır helkeye süzer, yoğurt mayalardı.
Çok özlüyorum o günleri.
...
Yoğurt mayalarken nerelere gittim?
😢
Allah'ım cânım memleketimizi, Anadolu'muzu
Taşıyla, toprağıyla, otuyla, börtü böceğiyle, hayvanıyla, insanıyla korusun, ebediyyen var etsin.
Torunlarımızın torunları da yaylada, gavur geveni dikeni üzerine, bakır çaydanlık koyup çay demleme ve içme zevkini tatsın inşallah.
Bir yörüğün duası böyle olur..
Âmin ❣
Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.


Uzun zamandır yazmak istediğim bir konu var, evde kalıp çocuklarıyla ilgilenmeyi tercih eden kadınlar...

Çalışma hayatını da evde çocuklarıma bakmayı da deneyimledim. Çalıştığım süre içinde ben Raziye olarak doyum sağlasam da evde haliyle bir şeyler aksadı. Bunu minimumda tutmaya gayret ettim hep. Sonrasında evde olmalıyım fikri olgunlaştı ve epeydir çoluk çocuğumla ilgileniyorum evde. Sağlıklı beslenmeleri, düzenli ve dingin bir ortamda yaşamaları benim en büyük motivasyon kaynağım oldu uzunca bir süre. Bu sefer de, Raziye'yi ihmal ettim ama... Bunu fark edince kendimi yeniden var etme çabası oluştu. Haftanın 1 günü bari Raziye olarak tüm rolleri yavaşlatıp bir şeyler yapmam gerekiyordu. Benim bu konuda zaten hazır bir uğraşım vardı; fotoğraf çekmek... Bu sebeple hafta sonları arkama bile bakmadan koşarak çıkıyorum ya evden. 🙂
Bizim toplumun bunu hemen anlayabileceğini sanmıyorum. Ama evde çocuğuna bakmayı kabul etmiş insanların da bir şeyler yapabileceği unutulmamalı. Ben bunun farkına varabildim, uzun süre iş hayatını deneyimlememden de olabilir bilmiyorum. Pek çok kadın bunun farkında değil. Büyük fedakarlık kardeşim bu...
Eltinizle, görümcenizle filan değil tek başınıza da bir şeyler yapabilecek alanı tanımalısınız, kendinize hanımlar ve tanımalılar. Sosyal rol havuzlarımız şu veya bu şekilde, iyi kötü doluyor ama öz benlik havuzları boş kadınlarımızın... Her kadının mutlaka tüm rollerinden sıyrıldığı ve kendi olabildiği alanlar olmalı hem de acilen. Yoksa edilgen, varlığının farkında bile olmayan, adanmışlık ruhunu meziyet sayan, rol yapan mutsuz kadınlar dolaşıyor evlerde... Bu serbest alan için illaki büyük paralara gerek yok. Tek başına gücü nispetinde bir şeyler yapmaktan söz ediyorum.
Kitap okuma köşesi seçilebilir, sahilde, parkta bir kafede vs vs..
Kitap para mı, kütüphane üyeliği bedava.. Kaç kadın sadece kendisi için kütüphane üyesidir bu ülkede?
Fotoğraf çekmek, resim yapmak, tek başına yürümek yahu bedava! Kaç kadın yapıyor bunu? Herkes biri gelirse bir şeyler yapacağına inanmış halde.
Ben bana yeterim bugün, dediğimiz anlar olmalı.. Bir önceki okuduğum kitapta en sevdiğim pasaj şuydu;
Huysuz ya da görgüsüz biri sayılmam. Odasına kapanıp, kendini yatağa atıp gözünü bile kırpmadan bekleyip duranları kendi hallerine bırakıyorum. Kulağıma hoş seslerin ve müziklerin çalındığı salonlarda gevezelik edenlere de ilişmiyorum. Kapının önüne oturup gözlerimi ve kulaklarımı manzaranın renkleriyle ve müziğiyle sarhoş ediyor, arabayı beklerken alçak sesle yalnızca kendim için besteledigim anlaşılmaz şarkıları söylüyorum. Huzursuzluğun Kitabı/ Fernando Pessoa syf 29
Kendi şarkısını söyleyebilen kadınlar lâzım bize...
Depresyondan kırılan, psikiyatrik ilaçlar kullanan pek çok insan var ama bunun pek çoğu kendini, kabiliyetini keşfedememiş ve var olmak için hep onay ve övgü beklemiş kadınlardan oluşuyor. Kimisi kendinin bir hayatı olduğunu çocukken unutuyor, kimisi evlenince kimisi çocuk doğurunca... Hepsi sosyal düzen için gerekli roller ama "ben" unutulmamalı bu arada. Mutlaka benlik için alan açılmalı.
Bunun için toplu bir farkındalık nasıl oluşur bizim toplumda, bilemiyorum ama bireysel çabayla pek çok kadının bunu başardığına şahidim. Evimiz, çoluğumuz çocuğumuz evet çok önemli ama 1 gün de olsa mola şart...
Uzun süredir aklımda olan bir konuydu bu, yine pek çok işin arasında alelacele yazıyorum. Sürçü lisan ettiysem mazur görüle...
Selâm ile..
İyi geceler
Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

 

Sarı her yer sarı…

Uçsuz bucaksız sarı...

Torosların zirvesinde bir sarı yayla.

Yaşlıların artık yaylaya gidemediğinde hasret çektiği topraklar buralar, gurbettekilerin fotoğraflarına bakıp, ahh dedikleri...

Babam anlatır, Vaktiyle bir köylümüz yaylada rahatsızlanmış, köylüler tahtadan bir sedye çakmışlar. Hastayı sedyeye yatırıp köye doğru harekete geçmişler. Köye inilen sarp kayaların başına gelindiğinde artık yaylanın görünmeyeceği noktada hasta,” durun!” demiş.

Yaylaya bakmış uçtan uca ve;

“Sarı yaylam bu yıl seni yaylayamadım, çok balını kaymağını yedim.

Çok kekliğini avladım, hakkını helal et bana.” demiş ve ağlamış. Köye indirilince de bir süre sonra vefat etmiş. Tılsımlı bir sevgisi var bizim yaylanın. Gideni kendine bağlar da unutturmaz sarı mavi rengini...

Dile kolay ama yaşaması zor topraklarda yurdum. Kanaati, azmi, gayreti bilmeyen yapamaz buralarda. İnsanı, insan gibi, özü sütlü Anadolu insanından...

Çocukluğumdan beri gurbette oluşum rahatsız etmişti beni ama bu gidişim başka oldu. Biliyorum bir gün tamamen döneceğim ata yurduma.


 Raziye Akyol KIRAN

Karaman Ermenek

Yukarı Çağlar Köyü Yaylası

2022

Fotoğraflar Raziye Akyol Kıran


















Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.
sanalbasin.com üyesidir
Düzenleme | Copyright © 2013-2023 | MedER |Medya Ermenek
BİZE ULAŞIN
ghs.google.com
ghs.google.com