Varsın düşedursun gökten damlalar,
Biz nice yağmurlarda ıslandık.
O sağanak halinde yağsa da biz yürürüz,
Zaten yağmur, yağmur, diyor dualarımız.
Hala çöpe ekmek atanlar var üzülürüz,
Allah’ın da bir hesabı vardır, yarın görürüz.
Altınlarla, elmaslarla mı kanacak,
Bir damla suya hasret toprağımız?
Biz lüks ve eğlence sarhoşuyken bile,
Açlık çok uzaklarda değil.
Allah korusun,
Yine ekmekle doyacak karnımız.
Nimeti nankörce çöpe atanlar,
Üreten çiftçiyi unutmasınlar.
Çiftçi aylarca ufka bakarken yağmur diye,
Onlar hep eğlencede ölesiye.
Her işin bir de ilahi yanı var:
Bu günü var, yarını var…

ZİYA UYSAL
Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

Firavun deyince bizim insanımızın aklına Mısır Piramitlerinde yatan eski mısır kralları değil, onlardan sadece Kuranda anlatılan ve Musa Peygamberin mücadele ettiği Firavun gelir. Bir de en çok, Onu bile gölgede bırakan şimdiki firavunlar gelir.

Bazılarına halk, boşuna "Firavun gibi" demiyor. Belli ki, bunu onlar dedirtiyorlar. Onlara firavunun nasıl biri olduğunu anlatsanız, firavunluğu asla kabul etmezler. Hatta firavuna benzetilmeyi hakaret sayarlar. Ama gerçekte firavunluğu da kimseye bırakmazlar.
Demek ki firavunlar ölüyor da firavun karakteri hep yaşıyor; yaşatılıyor.
Herhalde iyilerin kıymeti hep bilinsin diye. Ya da iyilerin kıymetini bilenle bilmeyen belli olsun diye. Kim bilir, Allah’ın hikmetinden sual olunmazmış.
Ziya Uysal

Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

Yıl bin dokuz yüz altmışaltı, aylardan Haziran.
Son sınavlar da bitmişti, mezun olmuştuk okuldan.
Sevinç ve heyecandan kimse duramıyordu yerinde.
Ne güzel günlermiş onlar, bir ömür değerinde.
Haziranda bitirenler, hemen atandık il, il.
Teknisyendik her birimiz, artık öğrenci değil.
Şimdi yılların yorgunu, birer ihtiyar olmuşuz.
Ama bizler bu okulda sanki dün okumuşuz.
Daha dün liseli gençlerken, çoğumuz dede olmuş.
Ben henüz gencim diyenler, daha da çok yorulmuş.
Böyle izler bırakmamış, diğer okullarımız.
En güzel çağlarımızmış, o lise yıllarımız.
Anıları seyre daldık şimdi, özel bir pencereden.
Sanki rüya içinde rüyaydı, uyanıverdik birden.
Çatal Fırın, altıparmak, Çekirgeden Hürriyet!
Yağcılarda inecek yok, o eskidendi, devam et!
Ömür biter yol bitmezmiş, daha bu nereye kadar?
Son durak yaklaştı beyim, Hürriyete bir durak var!
Dünya hayatı nasılmış, yaşadıkça anladık.
Anladık ki dünya fani, boş yere oyalandık.
Sabah- öğle çoktan geçmiş, akşama yaklaşmışız
Biz sefa sürerken bile durmadan yaşlanmışız.
Ey hayatı var eden, kadrini bilemedik, bizi affet!
Şükür ki, yine senden geliyor bu nimet, bu muhabbet.
Çıkıp gelmiş gibiyiz şu an, tarihte bir sayfadan.
Kırk sekiz yıl nasıl geçmiş, hiç farkına varmadan!
Şu gelen Mustafa mı? Bu bizim Ahmet mi gerçekten?!
Gençlikte biz bunu hiç beklemiyorduk gelecekten!
Yaşlanmış herkes; ne havası kalmış, ne fiyakası!
Rüyadayız sanki, her halde bu da hayatın şakası.
Şimdi sonsuzlukta bir nokta gibi ömürlerimiz.
Ömrümüzün ilkbaharıymış, o okul günlerimiz.
Zaman bu; akıyor, eskitiyor, işte hakiki gerçek!
Elbette bir gün olup, o istenmeyen an da gelecek!
Bir filim izlemiş gibiydi, kısacıktı hayatımız.
Bir anda soluk hayaller oluverdi hatıratımız.
Pembe hayaller içinde gülümserdi gelecek.
Her an yeni bir bahanemiz olurdu gülecek.
Şampiyonluk coşkusuyla yıkılırdı sınıflar.
Başarı deyince hep Ziraat derdi Bursalılar.
Ne o yıllar geri gelir, ne de o Bursa var şimdi.
Zamana alışmak zor; o bir sabahtı, bu ikindi.
Ne kadar gizlemeye çalışsak da zamanımız azalmış.
Ne bizler o civan gençleriz artık, ne de o Bursa kalmış. 11.08.2016
ZİYA UYSAL
3/A- 2523-1966 -
Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

Ermenek’i benim gözümle seyret:
Doğa coşmuş, yarışta her letafet!
Belli ki, tasarlayan Yüce Kudret,
Onu eşsiz bir güzellikte yaratmış.

Gökyüzü masmavi, kıpkızıl şafak,
Bütün güzellikler aşka gelmiş bak.
Yolu yok, kahrı çok, fakat alnı ak,
Yoksulu da asil, vakur yaşatmış.

Kaleden gör manzarayı, rüyayı,
En güzel yüzüyle yalan dünyayı,
Yaz gecelerinin gözdesi ayı,
Gülücükleriyle Ermenek kapmış.

Dağ arası, yemyeşil bağ arası,
Elleri nasırlı, kömür karası,
Maraspoli, en eski Mağarası,
Buz gibi suları içine atmış.

Öz Türkçeyi, öz töreyi orda gör,
Gez yöreyi, son kararı orda ver.
Doğal nimet sefasını orda sür,
Binlerce yıl, nice nesiller tatmış.

Karaman Oğludur tarihi, aslı,
Onuruyla yaşar, dik durur nesli,
Çok bilinmez belki tarihte ismi,
Adsızları çoktur, yurda ün katmış.

Ne güzeldir bardakçının sedası,
Ermenek gölünde gondol sefası,
Yayla yaşamının tatlı cefası,
Gönülde yer etmiş, akılda kalmış.

Yolda mola verince Kaş Olukta,
Sanki sılaydı içtiğim, bir solukta.
Çocukken kuş beslediğim kovukta,
Çalılar yeşermiş, şimdi dağ olmuş.

Her adımda yeni bir güzellik var,
Bir yöreye tüm bunlar nasıl sığar,
Ormanlar, kanyonlar, çaylar, pınarlar,
Ermenek’te sınırsızca yer almış.

İkiz Mağaranın efsanesine,
Tarihi yerlerin hikâyesine,
Zeyve Pazarının şelalesine,
Dünya hayran kalmış, herkes bayılmış.

Kar yağışı Ermenek’te bir başka.
Doğa sevenleri düşürür aşka.
Kalabilsem, orda yaşasam keşke,
Dört bir yana bin bir güzellik dolmuş.

Her mevsim Ermenek daha da güzel,
Yeni bir duvakla süslüyor bir el.
Bin defa gelsen de korkma, yine gel,
Gelen, her gelişte yeniden doğmuş.


Ziya UYSAL


Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

Robot, yapay zekâyla çalışan her türlü makinedir. Hesap makinesinden cep telefonuna, İHA dan bilgisayara kadar çoğu makineler bu sınıfa giriyor. Bilim kurgu filmlerindeki gibi insan tarafından programlanmış, yapay zekâlı makinaların dünyaya hâkim olması gibi bir durum söz konusu olamaz. Ama insanların bu makinelerden etkilenerek robotlaşması daima mümkündür. Nitekim son yıllarda bunun sıkıntısı iyice hissedilmeye başladı. Bu durumun giderek büyük tehlikeler ortaya çıkaracağı, insanlığın başına bela olacağı açıkça görünüyor. Ama ne yazık ki, çoğumuz bunun farkında bile değiliz.
Deneyimli ve zeki bir mhasebeci düşünelim. Kullandığı hesap makinesinin arızalandığını, yanlış işlem yapmaya başladığını on beş gün geç fark etmesi onun akılsızlığından değildir. Zekâsının o makineye şartlanarak, robotlaşmış olmasındandır. Aslında o makinenin kaç günden bu yana yanlış işlem yaptığının tespiti bile bir hayli zaman alır. Günlük işlemler yanında on beş günlük hesabın sağlam bir makineyle, yeniden yapılması, günlük işlemin fazla olduğu iş yerlerinde hiç kolay değildir. Bu durum çoğu kez maddi kayıplara, telafisi mümkün olmayan zararlara bile yol açabilir.
Bu örnekte hesap makinesi yani robot, insan gibi bilinçli ve tasarlayarak, Muhasebecinin zekâsını devre dışı bırakmış değildir. Belki de yıllardır hata yapmayan makineye olan aşırı güveni sebebiyle kontrolü bırakmış olan muhasebecinin beyni bu makineye karşı devre dışı kalmıştır. Örneğin iki yüzle üç yüzün toplamı bu makinede dört yüz çıktığı halde muhasebecinin beyni robotlaştığı için hesaplara, kolayca fark edilebilecek o yanlış dört yüzü bile işlemiş, tüm hesapların böyle yanlış gittiğini uzun zaman fark etmemiştir.
Bu olay satış bölümünde olmuş olsa, müşteriler uyaracağı için yanlışlık daha erken fark edilebilirdi. Ama yine de bir müşteri uyarıncaya kadar geçen zamanda mal bedeli eksik veya fazla alınmış olurdu. Özellikle kasıtlı olarak fazla para alındığını düşünen müşterilerden dolayı firmanın ticari saygınlığına gölge düşer, yine de çok üzücü bir durum ortaya çıkabilirdi. 
Bu kadar da olur mu demeyelim. Hesap makineleri sık arıza yapmıyor ama yaptığı zaman, giderek artan bir şekilde benzer durumlar oluyor. Bir kavşakta trafik lambası yeşil yandığında, yandan gelen trafiği kontrol etmek belki bir saniyemizi alır. Ama bunu kaç sürücü yapıyor? Yeşil yanar yanmaz yandan gelen trafiği kontrol etmeksizin gaza basmaktan dolayı da epeyce kaza oluyor. Bu da insan zekâsının makine gibi yani robot gibi otomatiğe bağlanmasından, her şeyi sürekli denetleyen doğal halini kaybetmiş olmasındandır. Aklı bloke eden bu örnekler yüzlerce, binlerce çoğaltılabilir.  
Bu tehlikeyi birkaç yıl önce fark etmiştim: Geçmişte on yedi yıllık devlet memurluğum olmuştu. Ayrıldığımda bana bu on yedi yılın emekli ikramiyesi verilmemişti. Birkaç yıl önce bir yasa çıktı ve buna göre evvelce ödenmemiş emekli ikramiyeleri mahkemeye başvurarak alınabilecekti. Avukatım başvurdu ve yasa gereği mahkeme bu ikramiyenin ödenmesine karar verdi. Ancak bana, on yedi yıl devlet hizmetimin emekli ikramiyesi olarak sadece yirmi dört lira ödendi.
Avukat mahkemeye itiraz etti. Mahkeme tekrar inceledi ve rakam doğru dedi. Temyiz mahkemesi de yirmi dört lirayı onayladı. Anayasa Mahkemesine başvurduk, orası da yirmi dört liranın doğru olduğunu bildirdi. TBMM dilekçe komisyonuna başvurdum. Meclisin Hukuk bölümü incelemiş, onlar da doğru diye cevap verdiler. Şaka gibiydi. Karar verenlerin hepsi de hukukçuydu. Ben sıradan bir vatandaşım ve muhataplarım ülkenin en ciddi kuruluşlarıydı. Elbette ki on yedi yıl kıdemi olan bir öğretmenin, on yedi yıllık emekli ikramiyesi yirmi dört lira olamazdı. Sırf mahkeme ve avukatlık masrafım bile birkaç bin lirayı bulmuştu. Baştan sona tüm hukuk teşkilatımızın, akli muhakeme yeteneğinin ne hale geldiğini üzülerek görmüş oldum.
Konuyu Avrupa Mahkemesine götürsem belki olabilirdi. Onu da ben istemedim. Olabilirdi diyorum belki de batı, robot etkisiyle akıl tutulmasının önlemini almış olabilirdi. Bu konu üzerinde uzun uzun düşündüm ve epeyce gözlem yaptım. Bizi esir alacak olan, filmlerdeki gibi insan şekli verilmiş, yapay zekâlı, programlanmış, otomatik makineler değildir.  Cep telefonu, internet, bilgisayar ve insansız çalışan, diğer robotik makinalara olan aşırı bağlılığımızdır. Daha doğrusu tamamen bunlara bağımlı hale gelmek, bunlarsız yaşayamaz hale gelmektir. Aklını, iradesini, denetim ve muhakeme yeteneğini dahi bloke edecek derecede bu makinelerin etkisinde kalmaktır. Örneğin internet gidince neredeyse hayat duracak. Sağlık, iletişim, güvenlik, kamu kurumları, bankalar vb. neredeyse her iş internetle yürüyor. Gün geçtikçe dilimiz bile internet diline dönüşüyor. Yaşamımızı kolaylaştıran, hızlandıran bu araçlara elbette ihtiyacımız var. Ama onların esir almasına karşı beynimizi ve özgürlüğümüzü korumanın da bir yolunu bulmamız gerekiyor. Allah’a emanet olunuz.


Ziya UYSA
Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

Son dönemlerinde Osmanlı çok fakir düşürmüş, borç batağına saplanmıştı. Elde kalan son maddi imkânlarımızı da istiklal savaşında kullandık. Zaten aşırı derecede fakir düşmüşken, cumhuriyet döneminin ilk yıllarında bir de Osmanlının borcunu ödemek zorunda kaldık. Milletvekillerimize ve kamu çalışanlarımıza geçinebilecekleri düzeyde maaş veremiyorduk. Onlar yine de büyük bir öz veriyle çalışıyorlardı. Ama sadece aldıkları maaşla geçinmeleri o günlerde zordu. Geçinebilmek için birçoğu köyündeki, kasabasındaki tarlalarını ekiyor, harman kaldırıyor, tarımdan da destek alıyordu.
Çocukluk ve gençlik yıllarımda hem Osmanlının son dönemini, hem de cumhuriyet dönemini görmüş bazı yakınlarım henüz hayattaydı. Onlar canlı tarih gibiydiler. Allah hepsine rahmet etsin. Onların söylediğine göre bu gün de devam eden meclis tatili ve adli tatil, cumhuriyetin ilk yıllarında mebuslara ve hâkimlere hasat ve harman yapmaları için getirilmiş tatillerdi.
Aradan yıllar geçti. Milletvekili ve hâkimler için artık ne o geçim sağlamayan küçük maaşlar, ne de hasat ve harman zorunluluğu kaldı. Ama maalesef bu tatiller, hasat ve harman zamanında yine de sürdürülüyor. Bu konu geçmiş yıllarda da zaman zaman medyada gündeme getirildi. Ama maalesef başkaca birçok konu güncel hale getirildiği halde bu tatiller böylece sürüp gidiyor. 
Ülkemizin en önemli, en kritik sivil görevlerini yerine getiren bu iki güzide kurumumuzdan birinin 15 Temmuz’da, diğerinin 20 Temmuz’da tatile girmesi, yasama ve yargı gibi en önemli iki konuyu sekteye uğratıyor, aksatıyor, geciktiriyor. Diğer kamu kurumları işlerini aksatmayacak şekilde, bütün yıla yayılan bir yıllık izin programı uygularken, karar merciinde bulunanlar acaba kendilerine torpil mi geçiyor diye insanlarımız bu tatilleri eleştiriyor. 
Adliyelerde nöbetçi mahkemeler ve nöbetçi hâkimler var. Hiç değilse acil konulara onlar bakıyor ve kısmen de olsa adliyeler işliyor. Ama meclis üyelerinin hepsi birden, olmayan hasat- harman işlerine gidince mecliste her iş olduğu yerde kalıyor. Örneğin ceza indirimi yasasını, yargı reformunu halkımız kurban bayramından önce görüşülür diye umutla bekliyordu. Bunun gibi başka bazı yasaları da dört gözle bekleyen birçok vatandaşımız vardı.
Partilerin vekil sayısıyla orantılı olarak iki grup halinde, münavebeli olarak tatil yapılabilir. Bu sayede ülkemiz için en hayati öneme sahip olan meclis çalışmalarının sekteye uğramadan sürdürülmesi de sağlanmış olur. Ya da bu problemin başkaca birçok çözümü de bulunabilir. Demokrasilerde çare tükenmez. Ülkemizin çözüm bekleyen, bunun gibi daha birçok sorunu var. Yöneticilerimiz bunları dert edecek anlayış ve duyarlılığa, azim ve heyecana ulaştığı zaman her şeyin çok farklı, ülkemizin de çok daha ileri bir noktada olacağı açıktır.
Öyle bir durumda her işimize burnunu sokanların burnu, bize parmak sallayıp duranların parmağı kırılacaktır. Yüzümüze gülüp arkamızdan kuyumuzu kazanlar ve onların yerli uzantıları bize zarar vermeden önce iki kere daha düşünecek, vaz geçecektir. Bizi kapısında yıllarca bekleten yapılar, eski günlerdeki gibi bizim kapımızda bekleyecektir. Vatandaşlarımız sırf daha iyi yönetildiği için batı ülkelerine iltica etmeye çalışmayacaktır. Hiç kimse güzel ülkemizi istemeden terk edip, batıda istikbal aramayacaktır. İnsanlarımız batı dünyasının devlet düzenine, gelişmişliğine, kültürüne ve zenginliğine bakıp, ümitsizliğe düşmeyecektir. Hatta batının cazibesine kapılıp, dinini değiştirmeyecektir.
1980 İhtilaliyle gelen askeri yönetim günleriydi. Bir kamu kurumunun müdürü olan bir arkadaşımın masasına muhtemelen orada çalışan biri, o günlerde yasak listesinde olan bir kitap saklamış ve onu ihbar etmişti. Arkadaşım, yargılamada suçsuzluğunu kanıtlayamamış ve uzak bir ilimizde beş yıl hapis yatmak zorunda kalmıştı. Şimdi dahi onun gibi suçsuz olarak hapiste yatan çok sayıda insanımız olduğu, halk arasında konuşuluyor. Gündemdeki ceza indirimi yasası bayramdan önce çıksa, yargı reformu da bir an önce gerçekleşse ne güzel olurdu. Artık bunlar ve bunlar gibi sabırsızlıkla beklenen diğer yasalar HARMAN TATİLİ sonrasına, gelecek bahara kaldı. Gecikmişken hiç değilse adalete uygun yasal düzenlemeler yapılır, 5941 gibi düş kırıklığı yaratılmaz inşallah. Allah’a emanet olunuz.

Ziya Uysal
Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

Rabbim bize mukayyet ol, şaşırma,
İşimiz zor, sabrımızı taşırma,
Bizi devlet kapısına düşürme,
Artık ümit vermez olmuş kapılar.
Gücümüz yok, bize güç ver, kuvvet ver,
Düşman ediyorlar, sen uhuvvet ver,
Muhabbet yok olmuş, sen muhabbet ver,
Hoş görüyü sevmez olmuş kapılar.
Değerler aşınmış, insanlık ölmüş,
Ahir zaman gelmiş, görünür olmuş,
Bizim sanıyorduk, ellere kalmış,
Vatandaşı duymaz olmuş kapılar.
Bir hainler vurur, bir düşman vurur,
Asıl bela gelmiş, kapıda durur,
Sen değer vermezsen acımaz gâvur,
İnsanını saymaz olmuş kapılar.
Süper ülke işimize karışır,
Teröristle gizli gizli görüşür,
Dost görünür, düşmanlığa girişir,
Düşmanlara kıymaz olmuş kapılar.
Adalet yok, hukuk tarumar olmuş,
Acemi aşçılar mutfağa dolmuş,
Çırpındıkça batmış, basiret ölmüş,
Yanılmaya doymaz olmuş kapılar.
Suçlu değil, aciz hapse tıkılmış,
Adalet mi? O göklere çekilmiş,
Gül bahçelerine ayrık ekilmiş,
Övülmeye değmez olmuş kapılar.
Kendi nizamında varsa adalet,
Nizam-ı âleme eder delalet.
Sahte adaletle kopar kıyamet,
Adaleti bilmez olmuş kapılar.
Bu sözler hep şiirlerde kalıyor.
Ankara’ya her giden kayboluyor.
Neden herkes o gaflete dalıyor?
Ayıklığa gelmez olmuş kapılar.
Türk Milleti tarih boyu yaşamış.
Hak yoluna inci, mercan döşemiş.
Adaleti baş üstünde taşımış.
Tarihlere sığmaz olmuş kapılar.
ZİYA UYSAL
Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

Derler ki, Selahaddin Eyyubi çocukken evlerinin yakınında bulunan bir minber ustasının atölyesine gider, ustanın çalışmalarını izlermiş. Ustanın, yaptığı en güzel minberi satmadığını görünce merak edip, onu niçin satmadığını sorar. Usta, onu Mescid-i Aksa için yaptığını söyler. Mescid-i Aksa Hristiyanların elindedir. Fakat usta, inatla, ısrarla ve özlemle onu Mescid-i Aksa için bekletmektedir. Küçük Selahattin çok duygulanır ve bunu hiç unutmaz. Yıllar sonra Kudüs’ü fethettiğinde minber hala o atölyede durmaktadır. O minberin getirilmesini emreder ve onu Mecid-i Aksa’ya yerleştirir. O ahşap minber, bu gün dahi hala oradadır. (Orijinali 1969 Yılında fanatik bir Yahudi tarafından Mescid-i Aksa’da çıkarılan yangında yanmıştır.) Birçok tarihçi o küçük çocuğu Selahattin Eyyubi yapan şeyin, çocukluğunda geçen bu minber hikâyesiyle güçlenen duygusal zekâsının verdiği başarma azmi olduğunu söyler.
Bu olay, duygusal zekânın doğru yönde harekete geçirilmesiyle başarının ne denli arttığını gösteren güzel bir örnektir. Onun bu örnekliği insanın ideali uğruna ne zorluklara, ne çilelere katlanabileceğini ve ne büyük hedeflere ulaşabileceğini gösteren de gerçek bir örnektir. Tarih boyunca insanlar en çok dinleri ve ideolojileri uğruna yani yüksek idealleri uğruna zorlukları yenmiş ve ölümü göze almışlardır. Bu uğurda katlandıkları çileleri, yorgunluk ve zorlukları bu sayede adeta hiç hissetmemişlerdir. “Zoru başarırız, imkânsız biraz vaktimizi alır” sözü her halde buralardan geliyor.
İster dini duygular, ister milli, ister diğer duygular harekete geçirilsin, insanları doğru ideallere yönlendirmenin ve duygusal zekânın motor gücünden yararlanmanın başarıdaki önemi çok büyüktür. Selahaddin Eyyubi, Nureddin Mahmut Zenginin yanında yetişmiştir. Nureddin Mahmut Zengi, sonraları Karaman yöresine gelmiş ve Karaman Oğulları Beyliğini kurmuş olan Zengi Aşiretinin Reisidir. Zengiler, Oğuzların Bozok kolundan olan Avşar Türklerindendir. Nureddin Mahmut Zengi de, Selahaddin Eyyubi de, yüksek idealleri uğruna nice zorlukların üstesinden gelmişlerdir. Nur içinde yatsınlar.
Fatih Sultan Mehmet’in yaşamında da, duygusal zekânın yüksek ideallerle beslendiğinde neler yapabileceğini gösteren bariz örnekler vardır. “Ya ben İstanbul’u alırım, ya da İstanbul beni alır” diyerek, atını denize sürdüren o güçlü kararlılığın kaynağı budur. Gemileri karadan yürüten o olağan üstü yaratıcı zekâyı Ona getiren de budur. Bütün bunların ve onun tüm yaşamında şahit olduğumuz fevkalade başarıların kaynağında yine güçlü iman ve yüksek milli ideallerle yoğrulmuş duygusal zekâ vardır. Mekânı cennet olsun.
Tarihin kaydettiği birçok Türk ve İslam büyüğünün de yine duygusal zekâlarının motor gücüyle büyük başarılara imza attıklarını görüyoruz. Sadece bizim tarihimiz değil, tüm insanlık tarihi de bunun güzel örnekleriyle doludur.
“Gemileri yakma” deyimi Endülüs (İspanya) Fatihi Tarık Bin Ziyad’ dan geliyor. O, kendisinin ve askerlerinin zorda kalınca geri çekilme ümidini ortadan kaldırmak için İspanya kıyılarında gerçekten kendi gemilerini yakmıştır. Ama bu azim ve kararlılığı ona Endülüs’ün (İspanya’nın) fethini getirmiştir. Bu başarı da dini duygularla yeşermiş bir duygusal zekânın eseridir. Mağrip (Fas) kıyılarından, karşıdaki İspanya kıyıları görünmez. Ama O, fethe o kadar güçlü odaklanmış ki, sürekli karşıya bakıp iç geçirdiği ve sanki görüyormuş gibi askere savaş planları anlattığı söylenir. Allah’ın rahmeti Onun ve tüm Müslümanların üzerine olsun.
Osmanlı İmparatorluğunun yıkılışından sonraki günlerin bütün ümit kırıcı zorluklarına karşın Atatürk’e, “Geldikleri gibi gidecekler” dedirten ümit ve cesaretin kaynağı da duygusal zekâdır. O günlerin bütün yokluk, zorluk ve yorgunluğuna, düşmanlarımızın onca imkân ve gücüne rağmen bizi kurtuluş savaşında muzaffer kılan da Dini ve Milli duygularımızla harekete geçen duygusal zekâmız olmuştur. Hepimizi tek yumruk yapan ve zafere götüren o bilincin kaynağı da duygusal zekâdır. Onlar, en değerli varlıkları olan canlarını ortaya koydular. Savaşta şehit olanlar önden gittiler. Sağ kalıp, gazi olanlar da sonraki yıllarda gittiler. Şimdi hepsi de Allah’a kavuştular. İstiklal Savaşı askerlerinden biri de rahmetli babamdı. Hepsi nur içinde yatsınlar.
Bize de onların bıraktığı mirasa adam gibi sahip çıkmak düşüyor. Onlar sadece toprak için savaşmadılar. Bilhassa bizi biz yapan milli ve manevi değerlerimizi korumak ve yaşatmak için savaştılar. Bize de şimdi yıkıcı, bölücü, asimile edici, ahlâk ve moral bozucu, ruhsuzlaştırıcı, idealsizleştirici, maneviyatsızlaştırıcı, yozlaştırıcı, düşmanca fitnelere karşı atalarımız gibi azimli, kararlı ve birlik içinde mücadele etmek düşüyor.
Bizim için bütün bu başarıların, bu azim ve kararlılığın asıl kaynağı Peygamberimiz (S.A.V) dir. Bilindiği gibi Ona, İslam davasından vaz geçmesi karşılığında Mekke müşrikleri pek çok şey vadetmişlerdi. Kabul etmediği takdirde de Onu ölümle tehdit etmişlerdi. Bunun üzerine O, “Güneşi sağ elime, ayı da sol elime verseler, vallahi ben bu davamdan vaz geçmem” diye cevap vermişti. Onun o gün gösterdiği azim ve kararlılık, her devirde, tüm Müslümanlara örnek teşkil etmiştir, kıyamete kadar da edecektir.
Kin, nefret, öfke, hırs, intikam, kıskançlık duyguları gibi birçok duygumuz vardır. Bunlar, insana has gelişmiş duygulardır. Sanılanın aksine bunlar tamamen zararlı, silinip atılması gereken duygular değildir. İnsan manevi bakımdan iyi yönde, kaliteli bir eğitim aldığı takdirde bunların her biri başarıda birer motor görevi görür. Örneğin nefret duyguları köreltilmiş biri, haksızlık ve kötülükten de nefret etmez. Bu yüzden, “ Neme lazım” der, bunlarla mücadele de etmez. Allah korusun, dünya yaşanmaz hale gelir. Allah'a emanet olunuz. Ziya Uysal
Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

(Ekonomide Yapısal Dönüşüm)
Sayın Ekonomi Bakanı beklenen paketi nihayet 10 Nisanda açıkladı. Uzman ellerden çıkmış, ülkenin birçok eksik ve ihtiyacını konu alan, güzel bir paket olduğu hemen belli oluyor. İnşallah uygulamada da başarılı olunur ve “ 10 Nisan Kararları” olarak, o da ekonomi tarihimizdeki yerini alır.
Daha önceki ekonomik paketler de açıklanırken aynı bunun gibi çok ümit vericiydi. Ama uygulamada aynı başarıyı gösteremedik. Ben Japonya ve Güney Kore’nin bizden ileri olmadıkları günleri gördüm. O günlerde onlarla birlikte çalışmalarım da oldu. Onlar ve Almanya böyle güzel ekonomik paketlerle 15-16 yıl gibi kısa süreler içinde kalkındılar. Çünkü bildiklerini uygulamasıyla birlikte biliyorlardı. Pek çok lüzumsuz ders ve konu yerine az sayıda dersi profesyonelce tam olarak öğrenmişlerdi. Her biri işinin profesyoneliydi. Misisipi Nehrinin uzunluğunu bilmiyordu belki ama her biri işini iyi biliyordu.
Program çok kapsamlı hazırlanmış. Ben burada sadece kendi alanıma girenlere değineceğim. Bu ekonomik programın başarılı olması için her şeyden önce “Ödenemeyen çeklerden hapis cezasının kaldırılması gerekir.” Zaten ileri ülkelerde böyle bir hapislik yok. Bizde de bu hapis cezasının olmadığı dönemlerde ekonomi hep daha iyi olmuştur. Örneğin çek hapis cezası 2012 yılında kaldırılmıştı. 2013 Sonunda karşılıksız çekte adet olarak yüzde 3.4, tutar olarak 3.7 artış olmuştu. 2014 sonunda ise bu artış oranları yüzde 2.9 ve 3.3 gibi küçük oranlarda gerçekleşti.
Ülkenin kalkınmasını değil, kendi çıkarını düşünen egemen güçler, çek hapis cezası kalkınca karşılıksız çek artışında patlama oldu vs. gibi yaygaralar yaparak, 9 Ağustos 2016 tarihinde çek hapis cezasını tekrar geri getirtmeyi başardılar. Oysa karşılıksız çekteki bu küçük artış oranları, çek hapis cezasının kalkmasıyla birlikte çok daha büyük artışlar gösteren iş hacmi karşısında çok normaldir.
Çek hapis cezasının geri geldiği 9 Ağustos 2016 tarihinden sonra ekonomi sürekli geriye gitmiştir. Bu gerileme fazla da sürmemiş, hemen iki yıl sonra, Ağustos 2018 de ekonomi çökmüştür. Ekonomik türbülans, dış güçlerin manipülasyonu vs. gibi bahanelere, konunun yabancısı olduğu için çalışanlar inanabilir. Ama işverenlerin inanmadığını adım gibi biliyorum. İşletme sahipleri ve yöneticileri, yaygın şekilde çek kullanımı olmadan ekonominin ileri gitmeyeceğini, çekin tek alternatifi olan bu günkü bono senetleriyle ekonomik kalkınmanın olamayacağını iyi bilirler. Ankara, İstanbul, İzmir, Adana, Mersin gibi başlıca iş merkezlerimizdeki seçim sonuçları da bu gerçeği açıkça teyit ediyor. Mesaj bu!
Ne var ki ekonomimiz, karşılıksız çeke icra takibi yanında bir de hapis cezası getirecek derecede bu işlerden anlamayan insanlarca yönetilmektedir. İşi bilen az sayıdaki insanımızın da o çok bilen, sürekli ahkâm kesen ama ömründe hiç çek düzenlememiş, piyasaya tamamen yabancı, tepeden inme insanların karşısında sesi soluğu çıkmıyor. Elbette ki benim de bildiklerim, bilmediklerimin yanında sözü bile edilmeyecek kadar azdır. Ama benim gibi masanın iki yanında da yıllarca pişmiş, 72 Yaşında kaç insanımız var? Ben, Orta ve liseyi ziraat okullarında, yatılı okudum ve 1966 yılında Ziraat Teknisyeni olarak atandım. Sonra iki okul daha bitirdim ve dereceyle bitirdim. Bir kısmı da İngilizce Öğretmenliği olan 17 yıl memurluktan sonra 36 yıl fabrika işlettim. 53 Yıldır ülke ve dünya ekonomisindeki gelişmeleri yakından izliyorum.
Ama üst makamlara yazdığım hemen her fikir ve uyarı oralarda heder olup gitti. Sonunda anladım ki çok yetkili ve kritik yerlere gelmiş insanlarımızın birçoğu maalesef o fikir ve uyarıları anlayacak düzeyde değil. Birçoğunun da ülke umurunda bile değil. Benim durumumda olan az sayıdaki insanımızın bunları yazmaktan, söylemekten korkuyor, çekiniyor olduğuna kaç kez şahit oldum. Oysa bu yaştan sonra rüzgâr ne yandan eserse essin bizler ülke için, çekinmeden gerçekleri söylemeliyiz.
Doğalgaz stoklama kapasitemiz yeterli olmadığı sürece “Ya al, ya öde” kıskacından kurtulamayız.
Sun’i mera ve münavebeli otlatmayı tüm yurda yaymadıkça küçükbaş varlığını arttırmak yeterli olmaz.
Okullarımızdan mezun olan her öğrenci gerçek birer “ Türkiye Sevdalısı “ olarak ve ileri dünyayla yarışacak seviyede yetiştirilmediği sürece bir yere varamayız. Allah’a emanet olunuz. 

Ziya Uysal
Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.
başyayla kaşoluk ile ilgili görsel sonucu
Ayın şavkı vurur çalılıklara.
Yeni bir ruh gelir kayalıklara.
Bir sessizlik çöker o yamaçlara. 
Dolunayda akıl alır kaş oluk!

Dev kayalar ne heybetli duruyor!
Gecenin gizemi ruhu sarıyor.
Uyuyan kulunu Mevla koruyor,
Geceleri zikre dalar Kaş Oluk.
Yörük Pazarında yollar birleşir.
Barcın Yaylaları derdi paylaşır.
O kuşlar, böcekler neler söyleşir?
Gece kurda-kuşa kalır Kaş Oluk.
Geceleyin ne ses vardır, ne soluk.
Baş Yayla uykuda, hava da ılık.
Çevreye bakarken biz alık alık,
Yaz gecesi gönül çalar Kaş Oluk.
Seyreyle vadiyi, çevre köyleri.
Bir başka güzeldir o yaz ayları.
Bin yıldır suladı nice boyları,
Hatırda kalmayı bilir Kaş Oluk.
Bu resme şeklini Yaratan verir.
Resmin haşmetinden insan ürperir.
Neler söyler neler, bağrımız erir,
Hal diliyle ozan olur Kaş Oluk.
O Yurdumun yüzük kaşı bir süsü.
Bin yılların eskimeyen ülküsü.
Söylediği bir memleket türküsü,
Sılayım der, dile gelir Kaş Oluk.
ZİYA UYSAL
Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

Kahramanlık nasıl olur,
Kitabını yaz Mehmet’im.
Kurulan pis tuzakları,
Birer birer boz Mehmet’im!
İyilere merhamet et,
Hainleri ez Mehmet’im!
Vatan için Hak yoluna,
İnci, mercan diz Mehmet’im!
Dünya sana şaştı kaldı,
Bu ün sana az Mehmet’im!
Böyle destan yaza yaza,
Düşmanları üz Mehmet’im!
Cesaretin, yiğitliğin,
Hesaba gelmez Mehmet’im!
Anlatmaya kalksa cihan,
Kitaplar almaz Mehmet’im!
Mehmetçiğim, göz bebeğim!
Elbet seni seveceğim!
Sen varsan varız cihanda!
Sensiz olunmaz Mehmet’im!
ZİYA UYSAL
Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

Ömrü hırsızlıkla geçen birinin bir gün iradesi vicdanıyla birlikte çalışır; Allah’ın hoşuna gidecek bir davranışta bulunur: Kocasından kalan üç kuruş emekli maaşıyla geçinmeye çalışan bir dul kadının, bankadan henüz çektiği emekli maaşını ustaca çaldığı halde, haline acıyıp geri verir.
Oysa zavallı kadının ruhu bile duymamıştır. Ama hırsız, kalabalıktan biraz uzaklaşınca kadının yanındaki çocukların kendi çocukları olduğunu fark eder ve bunların, onun yetimleri olabileceğini düşünür. Kendisi de yetim büyümüştür. Yüreği sızlar, Allah'tan korkar. Kadının peşinden yetişir ve " Şu para sizden düştü " diyerek parayı geri verir.
Bu davranışından ötürü Allah’ta onu ödüllendirir: Onu kendine getirir, uyandırır, aklını başına toplamasına yardım eder. Kalan ömründe hırsızlık yapmadan yaşamayı, helal kazanmayı ve iradesini iyi yönde kullanmayı nasip eder, onu bağışlar.
Böyle olaylar toplumda çok sık olur. Bu, insandaki o olağan üstü donanım, o sistem üzerinde yapılan büyük değişiklikler anlamına gelir. Bu değişiklikten etkilendiği için evrende dengeleri değişecek daha pek çok sistem vardır. Evrenin genel düzeni içinde kargaşa ve anormallik çıkarmadan, genel dengeyi bozmadan herhangi bir düzeni değiştirmek ancak Allah’ın yetki ve gücündedir. Bu Ona hiç zor gelmez.
Ancak, daha evvel o hırsıza bir gün insanlardan, yapıp yapmadıklarının hesabını soracak bir Allah olduğunu ve onun aşırı gidenlerle acımasızları hiç sevmediğini öğreten insan da bu işe vesile olmuştur. Ona bu eğitimin verilmesine katkı sağlayanlar da vesile olmuştur.
Bu dönüşten sonra hırsızın her yaptığı yararlı işten, bu dönüşe vesile olan o insanlara da sevap yazılmıştır. Peygamberimiz (S.A.V.).den itibaren bu bilginin o adama ulaşmasına kadar geçen süre içinde yaptığı yolculuğa köprü olmuş, katkı sağlamış tüm insanlara da sevap yazılmıştır. Faydalı eğitime katkı sağlayanlar ölmüş olsalar bile, nesilden nesle bu eğitimin faydası devam ettikçe, yaptığı katkıya göre hepsine dünyanın sonuna kadar sevap yazılmaya devam eder. Hayırlı bütün işler için bu böyledir. Bu bilgiyi Peygamberimiz (S.A.V) tarafından vermiştir.
Hırsızlığı ilk icat edenden başlayarak tarih boyunca hırsızlık yapmış olanlara, ölmüş olsalar bile hırsızlık devam ettiği sürece, yapılan her bir hırsızlık için günah yazılır. Dolandırıcılığın yeni teknik ve türevlerini geliştirenlere, onu başkalarına da öğreterek çağlar boyu yaşatanlara da yazılır. Sempati ile bakanlara, katkı verenlere de ölmüş olsalar bile kendilerinden sonraki hırsızlar hırsızlık yaptıkça, her biri için bir kere daha günah yazılır. Bu bütün kötülükler için de böyledir.
Bu olağanüstü kayıt, bellek ve bilgi işlem ağı (bir çeşit ilahi bilgisayar ağı) gelmiş ve gelecek tüm insanları, her yönüyle, tam olarak kuşatmıştır ve çok mükemmel işler.
O olağan üstü mükemmelliğin karşısında fazla basit kalan insan yapısı bilgisayarlarla bile yıl boyunca pek çok karmaşık hesabı tutarız. Yılsonunda bir tuşa dokunmakla tüm yılın kar veya zararı hemen karşımıza çıkar.
İşte yüceler yücesi Allah da o hesap günü, şanına yakışır biçimde çok daha kapsamlı, çok daha mükemmel ve çok daha hızlı bir şekilde insanların hesabını görecektir. Zaten ölen bir insanın iradesi de sorumluluğu da bitmiştir. Ölümünden sonra artık kendisinin günah ve sevap kazanması söz konusu değildir. Ancak sağlığında yaptıklarının iyi/kötü etkileri devam eder, onlardan sevap ve günah yazılır.
Hayatta iken yaptığı- yapmadığı yararlı veya zararlı işlerin, hala devam eden etkileri dışında herkesin hesabı da büyük oranda hazır hale gelmiştir. Ama her yaptığı yararlı veya zararlı işin, ya da yapması gerektiği halde yapmadığı ödevlerin olumlu-olumsuz etkileri kıyamete kadar devam eder.
Bir kişi bir kötülük yapınca günahı sadece ona yazılmaz. O kötülüğü ilk icat edenden başlayarak o zamana ve o kişiye ulaşıncaya kadar o kötülüğü yaşatanlara, geliştirenlere, bu yolda emek ve çaba gösterenlere, birbirine öğretenlere, tavsiye eden ve şirin gösterip özendirenlere, hatta engel olmak üzere görev ve sorumluluk üstlendiği halde göz yumanlara da yazılır.
Bu durum iyilikler için de böyledir. Tek farkı, iyilik için çalışanlara sevap yazılmasıdır. İşte bu şekilde bir gün bile yaşasa, sorumlu yaşa gelmiş, zeka özrü olmayan her insan için, kıyamete kadar devam eden bir yazılım daha vardır.
Herkesin ana bilgisayardaki disketine artı veya eksi, az veya çok, hiç aksamadan ve hiç haksızlık edilmeden, kendisiyle ilgili her şey yazılır durur. Görevli melekler de bu kayıtların tutulmasına, bu hesapların ve mahsupların yapılmasına, ana terminale aktarılmasına Yüce Allah’ın öğrettiği şekilde nezaret ederler. En sonunda hüküm yine Allah’a aittir.
Belki dünyadan geçip gitmiş olanlar; hayatta iken önder, örnek ve öğreticisi oldukları çirkin, kötü ve zararlı işlerin etkileri nesilden nesle devam ettikçe kendilerine de günah yazıldığını hissederler. Böylece her defasında bir kere daha kahrolurlar. Fakat artık iradeleri alınmıştır; engel olamazlar. Üzülmeleri de bir fayda vermez.
Bütün bu harikulade işler, sıradan görünümler arkasında, böylesine olağanüstü bir biçimde sürer gider. Kişi, Din bilgilerinin yanı sıra modern bilimlerde de ilerlemelidir. Ya da modern bilimin yanı sıra Din bilimini de öğrenmelidir. Çoğu kez, Dini bilenler teknik bilimleri, teknik bilimleri bilenler de Dini bilmiyor. Bu durum bilimsel, sosyal ve ekonomik kayıplar doğuruyor.
Kendini geliştirmek isteyen herkes, Din bilgilerini çağdaş bilimle yeniden açıklamaya, çağdaş bilimi de Din biliminin ışığı altında yeniden düşünmeye ve yorumlamaya çalışmalıdır. Bunu yaptıkça her an daha yeni şeyleri fark edecek, her şeye daha gerçekçi ve kapsamlı açıklamalar getirebilecektir.
ZİYA UYSAL
Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

Asıl konu çekle senet.
İşlerden kalktı bereket.
Adalet yoksa bir yerde, 
Her işte yoktur meymenet.
Senet için hapislik yok,
Çek için var, hem de pek çok.
Ey Allah’ın adil(!) kulu,
Nerde kaldı bu adalet?
Ne demeli fark görene?
Garazı var çek verene.
Ey Allah’ın gafil kulu,
Çekle senedin farkı ne?
Vadeli çek, senet olmuş,
Gel gör ki, basiret ölmüş,
Ey Allah’ın cahil kulu,
Çek- senet farkı mı kalmış?
Yasası hazır dediler,
Meclise getirmediler.
Ey Allah’ın akil (!) kulu,
Yasa uykuya mı dalmış?
Büyük işlere koyulan,
Krizlere mağlup olan,
Bu yüzden çaresiz kalan,
Bir de hapislik mi alırmış!
Suçsuzu hapse atarsın,
Zulüm kirine batarsın.
Gerçek adalet ölmezmiş,
İnşallah sen de yatarsın.
İleriye çek kesilir,
Geleceği Allah bilir,
Ey Allah’ın bilmez kulu,
Senet de böyle verilir.
Ciltlerce kitap devirdin,
Hukuku zulme çevirdin.
Ey Allah’ın şaşkın kulu,
Suçsuza da ceza verdin.
Yıllarca edersin talim,
Gören de sanır ki, âlim.
Ey işten anlamaz zalim!
Çekle senedin farkı ne?
İsrafla kriz çıkarttın,
Suçu dışarıya attın.
Sen sapı samana kattın!
Çekle senedin farkı ne?
Sarayı var adaletin,
Hukuku var bu devletin.
Çek de senet, sen ne ettin?
Piyasada bu korku ne?
Kimseler çek kullanmasın,
Çek cezasıyla yanmasın,
Aç kalacağını sanmasın,
Açlıkla tokluğun farkı ne?
ZİYA UYSAL
Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.
Evrende her şey bir düzen ve disiplin içinde yürümektedir. İnsan da başıboş bırakılmamıştır. İnsana da kendini bir düzen ve disiplin içinde yaşatma sorumluluğu yüklenmiştir. İnsan, zararlı şartlanmalara da yararlı şartlanmalara da elverişli yaratılmıştır. Herkesin kendini zararlı şartlanmalardan koruma, yararlı şartlanmalar için çaba harcama sorumluluğu vardır. Aksi halde mutsuz olacaktır.
Örneğin uzun zaman sabah namazına kaldırılan biri, ezanı duymasa bile namaz vakti uyanır. Vücudu buna şartlandırılmıştır. Bu bir yararlı şartlanmadır. Zararlı fikirlerle beyni yıkanmış biri de teröre şartlandırılmıştır. Bu da bir zararlı şartlanmadır.
Direksiyona geçerken, iş yerine veya evine girerken, bir işe veya her yeni güne başlarken, euzü-besmele okuyarak başlayan ve Allah’a sığınan, bunu alışkanlık haline getiren biri zamanla kendini bunlara şartlandırmış olur. Bunlar da yararlı şartlanmalara örnektir.
Bunu başaranlar, gaflet içinde yaşayanlara göre daha dikkatlidir, daha ayıktır. Bu tür şartlanmanın trafik kazaları ve iş kazalarından korunmada, daha verimli çalışmada, başarılı ve mutlu olmada olumlu etkisi vardır. Huzurlu, mutlu, başarılı ve sağlıklı yaşamada yararlı şartlanmaların büyük rolü vardır.
Her gün aynı saatlerde düzenli uyumak, sıkça yıkanmak, düzenli beslenmek, yemeklerden önce ve sonra elleri sabunlamak, dişleri fırçalamak, aşırı yorulmadan dinlenmek, tatil alışkanlığı kazanmak gibi yaşamsal iyiliklere şartlanmak da yaralı şartlanmadır ve bunlar insanın kendi elindedir.
Bunlar insana, kendini iyi yönetme, kontrol etme ve kendine söz geçirme becerisi de kazandırır. Sigara vs. gibi kötü alışkanlıklardan, bağımlılıklardan kurtulmada bile etkilidir.
Monotonluk insanı yorar ve yıpratır. İnsan hayatı mevsimlerin peş peşe gelip gitmesi gibidir. Bazen yaz, bazen güz, bazen bahar, bazen de kış olur. Bunu “Hayat inişli- yokuşludur” diye de ifade ederler.
Yaşamın böyle olması gerektiğini, asıl bunun güzel olduğunu, mücadeleli bir yaşamın, monoton bir yaşama göre daha az sıkıcı, daha anlamlı ve daha güzel olduğunu insan kendi kendine sürekli telkin etmeli, bu anlayışa kendini şartlandırmalıdır. Bu bir anahtardır. Allah’a emanet olunuz.
Ziya Uysal
Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

Dışarıda kar yağıyor sokaklara, inceden inceden,
Mis gibi bir de gül kokusu geliyor ki, ötelerden,
Karaman'dan, İmaret'ten, evimizin bahçesinden,
Yarım yüzyıl öncesinden, ta eski günlerimizden.
Koca bir ömür mü yaşanan, kısacık bir rüya mı bu?
Bir hayal âlemi mi görünen, gerçek bir dünya mı bu?
Zaman içinde zaman mı, hikmetli bir temaşa mı bu?
Zira her an, böyle binlercesi geçiyor önümüzden.
Geçen gün hayal oluyor birden, tam bir meçhul gelecek.
Durmadan akar zaman, o da bir muamma gibi gerçek.
Kim bilir, daha nice yanıltan sahnelerle geçecek.
İlahi koru bizi, saptırma dosdoğru yönümüzden.
ZİYA UYSAL
Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

Eşin dostun koyar gider peş peşe,
Rabbinle kalırsın yine baş başa,
Seyredersin, elin ermez bu işe,
Şükür ki, Allah’a imanımız var.

Artık o yalnızlık sineye çöker,
Hatıralar bir bir maziye çeker,
Sağlıkla ilgili sorunlar çıkar,
Allah’a şükür ki, imkânımız var.

Bir gün sen de herkes gibi gidersin,
Tüm sevdiklerine veda edersin,
Gün gelir mahşerde hesap ödersin,
Şükür ki, şu anda zamanımız var.

Rüya gibi geçer ömür dediğin,
Sana yar olacak her iyiliğin,
Hayır mı, şer midir övüp sevdiğin,
Şükür ki, seçecek izanımız var.

ZİYA UYSAL
Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.
Gelin dostlar durmayalım,
Pişkinliğe vurmayalım,
Boş durmak bize yaraşmaz, 
Ele fırsat vermeyelim.
Farkları hiç görmeyelim,
Parti, görüş, sormayalım,
Zararsız olması yeter,
Detaylara girmeyelim.
Gençliği hiç germeyelim,
Gök ekini dermeyelim,
Onlar geleceğimizdir,
Yele, sele vermeyelim.
Kimseyi hor görmeyelim,
Gönülleri kırmayalım,
Bunlar bizim insanımız,
Can evinden vurmayalım.
Çok üstüne varmayalım,
Hiç ipe un sermeyelim,
Cambaza baktık yeter,
Filmi geri sarmayalım.
ZİYA UYSAL
Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

Rabbim! Bizi politika bölmesin.
Her birimiz ayrı telden çalmasın.
Ülke kriz batağında kalmasın,
El ele verelim, ilerleyelim.

Şaşmayalım iyilikten, doğrudan.
Kaçınalım tefeciden, uğrudan.
Kurtulalım faiz denen ağrıdan.
Kol kola girelim, ilerleyelim.
İnsanın değeri unutulmasın:
Dilenen çocuklar gizli kalmasın.
İnsan varken, hayvan gündem olmasın,
Farkına varalım, ilerleyelim.
Hain besleyenler ne kadar semiz!
Adamlarda ar ve namus tertemiz!
Nasıl geri kalmış güzel ülkemiz,
Sırrına erelim, ilerleyelim.
Töre kalkar, adalet geç kalırsa,
Sermaye ülkeyi esir alırsa,
Faiz kural, döviz kral olursa,
Gerçeği görelim, ilerleyelim.
Batı tarafında enflasyon sıfır.
Bu sıfırla azdı, kudurdu küfür.
Sinsice dünyayı eziyor kâfir,
Tez düzen kuralım, ilerleyelim.
Yatırımcı ezilmesin, ölmesin.
Meydan kura, tefeciye kalmasın.
Herkes bizi kolay lokma bilmesin.
Rekorlar kıralım, ilerleyelim.
Biz başa güreştik tarih boyunca.
Aç pehlivan oldu, karnı doyunca.
Hakem işaretle “Güreş!” deyince,
Yerlere serelim, ilerleyelim.
Alalım okları, gerelim yayı,
Gösterelim şu Hanya’yı, Konya’yı.
Biz atla fethettik koca dünyayı,
Kamçıyı vuralım, ilerleyelim.
Ziya sen bunları niçin yazarsın?
Tehlikeli denizlerde yüzersin!
Dostu korur, düşmanları üzersin.
Dağ gibi duralım, ilerleyelim.
ZİYA UYSAL
Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.
sanalbasin.com üyesidir
Düzenleme | Copyright © 2013-2023 | MedER |Medya Ermenek
BİZE ULAŞIN
ghs.google.com
ghs.google.com