SÜTTEN AĞZIN YANMASI VE OSMANLI FOBİSİGeçtiğimiz günlerde vizyona girmiş olan FETİH filmini yüzyıllardan beri bekli de sinemanın kurulmuş olduğu günden beri hep beklemedeydik. Dolayısı ile çok önemli bir boşluğu doldurmuş oldu. Bunun için tüm ilgililere candan müteşekkiriz.
Bilindiği üzere yazının icat edilmesinden günümüze kadar iki önemli imparatorluk bu yaşlı gezegenimizi harmanlamışlardır. Zamanları haricinde birbirine çok benzemekte olan imparatorluklar, Roma ile Osmanlıdır. Kurulmuş olduğu mekânları, hüküm süreleri, hükmetme şekilleri birbirinin aynısı olan bu iki devlette aykırı olan en önemli vasıf ruhtur. Birincide köle çocukları canlı canlı tilapia balıklarına yedirilirken, ikincide karıncaların öldürülmesine dahi fetvalar alınamamıştır. 
Ancak gel gör ki hiçbir kan bağı olmayan, hiçbir akrabalığı bulunmayan, tüm Hıristiyan âlemi asırlar asrı Roma’yı baş tacı etmiş ve halen bunu sürdürmektedir. Bu hususta Sümer HAŞİMOĞLU isimli arkadaşımızdan aynı şu cümleleri dinlemişimdir ; “Amerika‘da doktora yapıyordum, hocam odama geldi gay-ri ihtiyari ayağa kalkmışım, hocam hiddetlenerek Romalıların kimse için ayağa kalkmadıklarını dolayısı ile yapmış olduğum hareketin hatalı olduğunu belirttiler.” Osmanlı ise yıllar yılı özbe öz torunları tarafından karalanmış ve hatta hakaretlere maruz kalmıştır. Mesela şu cümle 1930’lu yılların sonlarında Ali Canip YÖNTEM tarafından yazılıp lise 1. sınıfların edebiyat kitaplarında yer almaktadır; “ o aralık Abdülmecit tahta geçmiştir, bu her Osmanlı padişahı gibi gafil ve biçare bir adamdır” ( tabi Fatih de, Yavuz da, Kanuni de bu cümleden nasiplenmişlerdir.)
Ziraatımıza çok önemli hizmetlerde bulunmuş ve çokça talebeler yetiştirmiş olan merhum Prof. Dr. Zühtü YÜNEY hocamız derdi ki; “ önüme gelen doktora ve doçentlik tezlerini en önce verilmiş olan emek yönünden incelerim. Eğer bu yeterli ise yapılmış olan ufak tefek hataları görmemezlikten gelirim.” Bu pencereden filme göz atacak olursak, vereceğimiz not yüz üzerinden yüzdür. Hakikaten çok büyük emekler sarf edilmiş ve çok büyük masraflar yapılmıştır. Öncekiler gibi yasak savma kabilinden değildir.
Fatih’i de, Ulubatlı Hasan’ı da temsil eden tipler isabetli seçilmişlerdir ve büyük ölçülerde başarılı olmuşlardır. Tabi genç kabiliyet Devrim EREN Bey kardeşimiz oldukça şanssızdırlar. Çünkü Fatih’ in yerini doldurabilmek, O’nu temsil edebilmek kolay değildir. Bir batılı tarihçi O’ nun için “ ; İskender de, Justinyen de 2. Mehmet’e ulaşamazlar. Şurasını itiraf etmeliyiz ki, gelmiş geçmiş tarihin en büyük hükümdarı 2. Mehmet’tir.” Cümlesini kullanmışlardır. Yine Gazi Mustafa Kemal Paşa O’nun Türk âleminin en büyük şahsı olduğunu söylemişlerdir. Üstad Necip Fazıl ise; “ Türk tarihinde iki aksiyoncu (kahraman) vardır. İki buçuk tane yoktur” cümlesini kullanmışlardır ki, bu ikiden birisi Fatih tir. 
Fatih sadece bir hükümdar, sadece bir lider, sadece bir alim olmayıp aynı zamanda derin bir gönül adamı ve filmde de kısaca değinildiği üzere büyük bir şairdir. Mesela şu beyit ona aittir;
“Benum sen gibi mahruya kul olmak iledur fahrum
Gedai-dilber olmak yeğ, Cihanın padişahından”
Filimde Urban Ustaya gereğinden fazla önem verilmiştir. Çünkü M. Niyazi Bey üstadımıza göre Urban sadece bir top dökebilmiş, onun da ilk ateşlemede namlusu parçalanmıştır. Ayrıca Hadis-i Şerifle başlayan ve seyircilerin büyük çoğunluğunu mütedeyyin cemanın teşkil edeceği bilinen filme, birçok çılgınlığın yapılmış olduğu havuz sahnesini koymuş olması hiç yakışık almamıştır. 
Akşemsettin tipi isabetli seçilmemiş ve layık olduğu değer verilmemiştir. Çünkü O âlimliği, mütefekkirliği, mucitliği, veliliği sentezlemiş olduğu gibi aynı zamanda büyük bir şairdir. Şu beyitleri iddiamızın kafi delili olmaktadır;
“Gördüm çün Hakkın vahyini eynel yakin YAHU derim
Ki sofi la dan dem vurur ben her dem illa HU derim”
  
Kulaktan dolma bilgilerle büyük devlet adamımız Çandarlı Halil Paşa’ya haksızlıklar yapılmıştır. Zaten naçizane kanaatimize göre Fatih’in en büyük hatası da O’nu astırmış olmalarıdır. Böylece Zağnos Paşa’da odaklaşmış olan devşirme ruhu, Anadolu ruhuna hâkim olmuş ve bu Köprülüler haricinde hep devam edip gitmiştir.
Bütün bunlara rağmen yukarıda da arz etmiş olduğumuz gibi film başarılıdır ve ilgililer tebriki, teşekkürü hak etmişlerdir.   

  Prof. Dr. M. Sıtkı ARAS

Medya Ermenek Yazarları Bu Sayfada Yer Almaktadır.


Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

Halkımızın inancına göre insanların şerefle taşımış oldukları cesaret, aksiyon, yiğitlik gibi vasıflara gözbebeklerinde gizli olan kurtlar kaynaklık etmektedirler. Herhangi şiddetli bir korku karşısında bunlar ölerek sıralamış olduğumuz güzide vasıfları da birlikte götürmektedirler. Bu ölüm olayı “gözünün kurdunun kırılması” olarak adlandırılmakta ve failine karşı ömür boyu şiddetli bir fobi meydana getirmektedir. Bu insanla insan, insanla hayvan, insanla tabii varlıklar arasında olduğu gibi devletle devlet, milletle millet arasında da vukuu bulabilmektedir. Bunun örneklerine geçmişte de günümüzde de çokça rastlanmış ve rastlanmaktadır. Mesela Hz. Ömer Efendimiz Hendek Savaşında Hz. Ali tarafından cehenneme gönderilmiş olan meşhur Arap pehlivanı Amr-bin Abd için şöyle bir olay anlatmaktadırlar; “ Çocuktum bir kervana refakat ediyordum, bir vadide bin haraminin baskınına uğradık içerimizde Amr’ın olduğunu anlar anlamaz hepsi arkalarına bakmadan kaçıştılar.” Halkımız hiçbir el ayak etmeden bu kaçışın sebebini ona karşı önceden gözlerinin kurdunun kırılmış olduğuna bağlamaktadır. Benzer şekilde tarihçilerimiz Allah (c.c)’un aslanı olan Hz. Ali Efendimiz’ den de müşriklerin aslandan kaçışan koyun sürüleri gibi kaçıştıklarını yazmaktadırlar.
       Bu olayın insanla hayvan arasında olduğunu da söylemiştik. Bir deli için şöyle bir fıkra anlatılır. Derler ki delinin birisi kendini darı sanmakta ve tavuklardan korkmaktadır, yakınları darı olmadığı konusunda kendisini ikna ederler. Ancak kısa bir zaman sonra bir tavuğun önünde kaçışının sebebini sordukları zaman “Ben kendimin darı olmadığını biliyorum ama, bakalım tavuk da biliyor mu?” Cevabını alırlar. Benzeri şekilde yakın geçmişte çevremizde (Pasinler) yaşamış olan Dede Bey isimli alim, fazıl, hanedan bir zatın fareye karşı olan fobisi üzerine de fıkra olacak nitelikte çokça olaylar uydurulmuştur. Bir tanesi şöyledir; Bir gün atının sırtında yolculuk yapmaktadır. Tesadüfen yanından geçen komşuları bir noktada mıhlanmış olmuşçasına beklemekte olduğunu görürler. Sebebini sordukları zaman atının sırtında parmağı ile bir noktayı işaret eder. Dikkat ederler ki işaret edilen yerde bir sıçan deliğinden başını çıkarmış etrafı kolaçan etmektedir. Meğerse büyük hanedanımız bundan korkarak yoluna devam edememektedir.
       Yukarıda da arz ettiğimiz gibi devletlerarasında da bu durum göze çarpmaktadır. Bu zaaftan bir zamanlar dünyaya korkular salan büyük Osmanlı bile kurtaramamıştır. Bilindiği üzere Kırım bir zamanlar Osmanlının bir beyliğidir. Komşuları olan Ruslarla sık sık çarpışmakta ve ilk sıralar onları yenmektedirler. Ancak rakiplerinin topa sahip olmaları üzerine düşmanın silahı ile silahlanmadıkları için yenilir ve istiklallerinin kaybederler. Top döktürmek için her ne kadar uğraşırlarsa da başta Kanuni olmak üzere hiçbir padişahtan müsaade alamazlar. Çok merak etmiş olduğum bu izin verilmeme sebebini büyük tarihçimiz Turan YAZGAN Bey hocamıza sorduğum zaman iki kelimelik tek bir cümleyle cevap almıştım; “ Timur fobisi.”
        İftiharla belirtmek isteriz ki devletimiz dünya muvazenesini eline alma yolunda her gün biraz daha fazla mesafe almaktadır. Ancak Amerikalısı da, Avrupalısı da, Asyalısı da, Acemi de, Arab’ı da buna mani olmak için ellerinden geleni yapmaktadırlar. Bu taş koyuşun en büyük sebebi ise Osmanlı fobisidir. Sütten ağızları yananların yoğurdu üflemeleri belki normaldir; ama bu tavırlar gelmiş geçmiş dünyanın en adil imparatorluğu olan Osmanlı’ya karşı büyük sütsüzlük olmaktadır.

Medya Ermenek Yazarları Bu Sayfada Yer Almaktadır.




Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.
sanalbasin.com üyesidir
Düzenleme | Copyright © 2013-2023 | MedER |Medya Ermenek
BİZE ULAŞIN
ghs.google.com
ghs.google.com