Günümüzde mevcut olmayan Karamanoğlu Halil Bey'in yaptırmış olduğu Mevlevihâne'nin yeri konusunda araştırmacılar farklı görüşler öne sürmektedirler.
DİKKAT!
| Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar. |
İLGİLİ HABERLER
Arnava köyü çeşmeleri içinde bilhassa mimari özelliğiyle
dikkat çekmektedir.
1961 yılında mahalle
sakinleri tarafından inşa edilmiştir.
Çeşmenin cephesi
düzgün kesme kalker taşlarla inşa edilmiş olup, arka kısmı ise moloz kalker
taşlarla örülmüştür.
Ceşmede kullanılan
düzgün taş blokların yüzeyleri, değişik türde taraklı çekiçler vasıtasıyla
şekiller verilmiş olup, butür işlemler antik yapı malzemelerinde yaygın olarak
kullanılmakta, çeşmenin taşları da muhtemelen köy çevresinde bulunan antik
kalıntılardan getirilmiş olmalıdır.
Cephe dizaynının en
önemli unsuru olan kemer sistemi Cepheye hâkim konumdadır.
Kemer ayakları
gövdeden çıkıntı yapan yatay taş silmeler üzerine bindirilmek suretiyle kemer
sistemi kesintiye uğrayıp çeşmenin cephesi bu haliyle âdeta sarkan bir sacak
örgü motifini anımsatmaktadır.
Kemer kavsarası içi
bardaklık üzerinden yatay bir silmeyle ayrı bir bölüm hâline hâline getirilmiş
olup, bölüm içinde taşa açılmış dairesel oymalı bir madalyonun içine üstte
maşallah yazısı, altında çeşmenin yapım tarihi not düşülmüş olup onun altında
ise altı dilimli bir çiçek motifi yer almaktadır.
Altmış yıldır daimi akan çeşmenin bir lülesi, betonarmeden
yapılan diktörtgen bir teknesi yer almaktadır.
Çeşme, mimari
özelliği itibariyle köy içinde korunması gereken emsalsiz bir değerdir.
Mustafa PAK
DİKKAT!
| Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar. |
İLGİLİ HABERLER
Ermenek, Orta Torosların Taşeli bölgesinin merkezinde yer almaktadır
Bugün birçok kişi Ermenek ismine bakarak kökeninin nereden geldiğini bilmedikleri için çoğu insanın zihnini kurcalamakta, yanlış anlaşmalara sebebiyet vermekle beraber yanlış yorumları da beraberinde getirmektedir.
Bu yanlış anlaşılmalar ve yorumlar neticesinde geçmişte şehrin Ermenilerin yaşadığı bir yer olarak görülmekte, ismininde onlar tarafından verildiği gibi bir algı oluşmasına sebebiyet vermiştir.
Ermeni coğrafyacısı (inciciyan) şehrin isminden de yola çıkarak burada Ermenilerin yaşadığını adının da onlar tarafından verildiği gibi yanlış bir iddiada bulunmuştur.(1)
Ermenek ve çevresi, Anamur sahillerine kadar XII. asrın sonlarına doğru Halgam adlı bir baronun yada tekfurun hakimiyetinde olduğunu görülmektedir( 2)
Kilikya Bölgesi yüzyılı aşkın bir süre Ermeni hanedanlıkları hakimiyeti altında kalmış olmasına rağmen Ermenek ve çevresinde de herhangi bir Ermeni yerleşmesi ve etkinliği de söz konusu değildir.
Bu uzun süre zarfında Ermenilere ait bir yerleşim yeri veya kalıntılarının olabileceği düşüncesi insanların zihinlerini kurcalamış olmalı ki özellikle Balgusandaki Karamanoğulları türbesinin mimari tarzından da yola çıkarak burasının manastır olarak yapıldığı görüşü dile getirilerek Karamanoğullarının bölgeyi ele geçirmesiyle birlikte buranın da bir külliyeye dönüştürülme ihtimali üzerinde durulmakta ve bu görüşlere destek olarak ta türbe çevresindeki mezarlıkta çıkan taşların üzerindeki yazıların(!) Ermenice olduğunu ve Balgusandaki köy evlerinde kullanılan taşların da bu yapının eski kalıntılarından kullanıldığı görüşüne yer verildiğini görmekteyiz (3)
Bu görüşleri şu ana kadar destekleyecek herhangi bir belge yada bir kanıt bulunmamasına rağmen, yine de her zaman bir parantez açmak yerinde olur; hem tarih bilimine hemde eleştirelere karşı
Türbenin restorasyon aşamasında yenilendiği ve aslî yapısının korunmadığı yönünde de eleştiriler söz konusudur.(4)
Geçmişten günümüze kadar bir çok araştırmacı, yazar ve konunun uzmanı olanlarda dahil olmak üzere Ermenek ( Germanikapolis) isminin nereden geldiği sorusuna açıklık getirmeye çalıştıkları görülmektedir.
Özellikle Guinet, Ermenekte gördüğü bir yazıtta Germanigus isminin geçtiğini öne sürmektedir. Guinet " Ermenilere karşı gönderilen Germanigus bu kenti 17 yılında kurdu" ifadelerine yer verirken, Guinetten sonra Ermenekte araştırmalarda bulunan Heberdey ve Vilhelm tarafından bahsi geçen yazıtın tespit edilememesi neticesinde, yazıt hakkında kuşkularını dile getirdiklerini ifade eden Mehmet Alkan, bahsi geçen bu yazıt hakkında kendisininde terettütlerini dile getirmekte, Kentin ismininde Germanikus ünvanı taşıyan üç imparatordan ( Galigula, Gladius ve Nero) biri olan Galigula adına verildiği görüşünü destekler niteliktedir (5 )
Osman Doğanay ise Ermenek araştırmaları esnasında tespit ettiği ve harfleri eksik bir yazıtın Guinet, Heberdey ve Vilhelm'in bahsettiği yazıtın bu olabileceği görüşünü dile getirmekle(6) beraber, Kentin, M.S.17 yılında kurulduğu ibaresine karşı çıkarak, adının bu tarihte Germanikapolis olarak değiştirildiği görüşüne yer vermektedir. (7)
İngiliz arkeolog Ramsay, Germanikapolis isminin M.S.38 yılında Komagene kralı IV. Antiokhos tarafından verildiği öne sürmektedir(😎.
Mükremin Kızılca: Germanikopolis kelimesindeki NİK'i dil kurallarına aykırı bularak Nak'a dönüşmesini zorlama bir dönüş olarak görür ve ismin İrem nak'tan bozma Erme(nak)nek'e dönüşmesini kuvvetle muhtemel bulur.(9)
Şehrin, Selçuklular, Karamanoğulları ve Osmanlı kaynaklarında da Erminâk, irmenâk ve Ermenâk gibi isimlerle kaydedildiği görülmektedir.(10)
Halit Bardakçı: Ermenek, M.S 30 yılına kadar maras - marassa - maraspolis olarak bilinen Ermenekin bu tarihten sonra kumandan Germanikus'a izafeten bu ismin verildiğini yazar.(11)
Hasan Şimşek ise Ermenek isminin Romalı komutan Germanicus'tan geldiğini aklayakın bulur ve önemli görüşün bu olduğu vurgular.(12)
Roma, imparatorluk döneminin başlangıcında gücünü tam olarak hissettiremediği, hakimiyetini sağlayamadığı karışık ve kontrolü güç olan bölgeleri kendine tâbi güçlü vasal krallar hakimiyetine bırakarak elde tutma yoluna gitmiştir.
Bunlardan biri de imparatorluğun uzak bir köşesinde bulunan 'dağlık kilikya' karmaşık ve kontrolü oldukça zor bir bölge olmasından dolayı imparator Gaius ( Galigula) tarafından M.S 38 yılında Kommageneli kralı lV. Antiokhos epiphanes'e ovalık ve dağlık kilikya Bölgesini bırakır.
IV. Antiokhos, Kilikya bölgesinde bulanan bir çok şehri yeniden imar ederek bölgenin canlanmasını sağlar ve şehirlere yeni isimler verme yoluna gider bunlardan biri de Ermenek ( Germanikapolis)tir. Bunlara ilaveten yeni şehirlerde kurduğu bilinmektedir.
Karısı lotape adına kurduğu Fhiladelphia antik kenti (gökceseki - imsi ), Eirenepolis antik kenti ( yukarı irnebol) ve ovalık kilikya'da bulunan Neronias (imparator Nero'yu onurlandırmak için kurduğu ve ismini verdiği) antik kenti bunlardan bazılarıdır.
IV. Antiokhos, kendine bu toprakların hakimiyetini veren İmparator Galigula' ya bir şükran nişanesi olarak bölgenin merkezi konumunda olan Ermenek şehrine imparatorun sıfatı olan Germanikus isminin verildiği de kuvvetle muhtemel görülmektedir.
Yukardaki görüşlerden biride M.S.17 yılına tarihlenen bahsi geçen tartışmalı yazıtla birlikte aynı tarihlerde doğuda bulunan Roma Komutanı Germanikustan dolayıda bu görüş güç kazanmış gibi görülmektedir.
İremnak ismi ise Özellikle 9. yüzyılda zaman zaman Bizanslılarla Abbasiler arasında el değiştiren Kilikya ve taşeli bölgesi, Abbasilerin elinde bulunduğu dönemde suların bolluğu ve yeşillikler içinde bulunan Ermenek coğrafyasına bakılarak, cennet bağları ( İrem Bağları) anlamına gelen İremnak ismi de zaman zaman kullanıldığı görülmektedir.
Günümüzde tartışmalara konu olan Ermenek isminin kökeni, Roma Devletini Cumhuriyet döneminden imparatorluğa taşıyan Avgustus'un yeğeni olan Komutan Germanikus'tan gelsin yada Germanikus'un oğlu olan imparator Galigulanın ünvanı olan Germanikus'a izafeten verilsin netice olarak diyebiliriz ki Ermenek isminin kökeninin Germanikus - Germanik'o- polis kelimesinin günümüze kadar değişim geçirerek geldiğini görmekteyiz.
Mustafa PAK
1 - Bardakçı, Halit, Bütün Yönleriyle Ermenek,
s. 8, 1976
2 - Tekirdağ, Şehabettin, İslam Ansiklopedisi, Ermenek maddesi cilt.4 - s.316
3 - Mehmet bildirici, Karaman - Ermenek Balgusan Köyü.
4 - Bakınız: Ertaş, Mustafa, Mehmet Bey'in adı balgusanda yazılı Medya Ermenek 27 Mayıs 2017; Bildirici, Mehmet, Karaman - Ermenek Balkusan Köyü
5 - Alkan, Mehmet, Ermenek ( Germanikapolis) ve Egemenlik Alanında Epigrafik Araştırmaları ve günümüze gelen kültürel izleri, Ermenek ve Çevresi Sempozyumu, s.15
6 - Doğanay, Osman, Ermenek ve Yakın Çevresindeki Antik Yerleşim Birimleri, s.102 - çizgi kitapevi, 2005
7 - Doğanay, Osman, İsauri Bölgesi Kaya Mezarları ve Ölü Gömme Gelenekleri, s.26. çizgi kitapevi, 2009
8 - prof. Ramsay, Anadolu'nun Tarihi Coğrafyası, s.414 İstanbul 1960
9 - Kızılca, Mükremin, Ermenek adının kaynağı üzerine - Medya Ermenek 2 Şubat 2017
10 - Gök Bilal, Ermenek Kazası ( 1500 - 1600) s.6. Malatya 2006
11 - Bardakçı, a.g.e. s.81
12 - Şimşek, Hasan, Ermenek adının tarih içindeki sekillenişi /Karaman'ın sesi, 20 Haziran 2017
DİKKAT!
| Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar. |
İLGİLİ HABERLER
1933 yılında Sarıveliler’de
doğan yazar, 1949 yılında girdiği İvriz
Köy Enstitüsü'nden, 1956 yılında öğretmen
olarak mezun olur.
Öğretmenlik
hayatına, Karaman'ın Avgan Köyünde; Başöğretmen olarak başlar. Karaman'ın
Yollar başı Kasabasında, Çumra"nın, Dinek Bucağında; Okul Müdürlüğü
görevlerinde bulunur.
Yerel ve ulusal
basında birçok makale ve yazılara imza atar.
Yazma ve araştırma
tutkunluğu daha İvriz’de başlar ve okulun gazetesi olan "İVRİZ"de şiirlerini
yayınlar.
Taşeli'nin tekerlek
izi görmemiş coğrafyasının içinde, sıkışmış kalmış olan bölge insanının
sorunlarına okumuş bir aydın olarak kafa yorar,
çareler arar.
1970 yılında
yayınladığı "TEKERLEĞİN DEĞMEDİĞİ YER" isimli eseri büyük yankı uyandırır.
Yörenin kültürel
değerlerini, tarihini, gelenek ve göreneklerini, bölgenin çetin coğrafyasında
insan yaşamının zorluklarını, çilesini, yolsuzluğunu, geçim sıkıntılarını dile
getirir.
Araştırmalarına
ilham kaynağı olan Büyük Halk Ozanı Karacaoğlan’ı da kitabın satırlarında
işlemeye, tanıtmaya başlar.
KARACAOĞLANIN bu
yörenin çocuğu olduğunu, ömrünü Başdere’de, Barçın Yaylasında geçirdiğini her platformda, her konferansta, ilmi
toplantılarda dile getirir. Gazete köşelerinde yayınladığı makalelerle geniş
kitlelere duyurmaya çalışır.
Toroslar Bölgesini
adım adım dolaşarak Yörük obarında,
çadırlarda yatar kalkar.
Bölge insanının
yaşlılarından, onların hafızalarından şiirler
bulur, kaydeder.
CÖNKLER bulur,
arşivleri tarar ve yorucu araştırmalarının sonucunda ortaya koyduğu
'TAŞİLİ'NDE KARACAOĞLAN TOROSLARIN GÖNÜL GÜNEŞİ" isimli
eseriyle Karacaoğlan üzerinde iddiasını ortaya koyar.
Kitabın sahifeleri
arasında gezinirken Barçın Yaylasının o büyülü atmosferinde gezinirken kuşların
cıvıltıları arasında kıvrım kıvrım akan derelerin akışını seyre dalarsınız,
baharın rengârenk kokulu
çiçeklerini teneffüs eder, katar katar
yüklü develerle, sürülerle
Yörüklerin yaylaya göçünü hayal
ederken Yörük obalarında, kıl
çadırlarının içinde Yörüklerin yaşam dünyasında bulursunuz kendinizi.
Barçın Yaylası'nda,
Başdere”de yüzlerce yıldır süren bir ÖRNEK İNSAN ( Yayla güzeli) seçimi vardır
ve bir asır öncesine kadar devam eder bu yayla güzeli seçimi Karacaoğlan'ın
uğruna şiirler yaktığı Elif'te seçilen
bir yayla güzeli olarak karşımıza çıkmaktadır. son seçilen yayla güzeli ise
Suna’dır.
Ertaş Hoca,
bunlardan yola çıkarak Karacaoğlan’ın neden bu coğrafyanın çocuğu olduğunu
anlatmaya çalışır kitabın her mısraında her sahifesinde.
Kitabında İlk defa Karacaoğlan’ın
yayınlanmamış şiirlerine yer verir.
Başdere koyağının
yeşillikleri içine serpilmiş Köylerini tanıtır bir bir.
Yöre insanının
yaşamını tanıma açısından anlaşılır bir dille yazarın kendine has üslubuyla
kaleme aldığı, herkesin istifade edebileceği
bir nevi (yöre halkının) kendinin de anlatıldığı bir kitap ortaya konmuştur.
Taşeli'nde,
Başdere'de, Ermenek'te Karacaoğlan gibi bir şair kanat çırpabiliyorsa eğer bu
da Mustafa Ertaş Hoca sayesindedir.
Mustafa PAK
DİKKAT!
| Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar. |
İLGİLİ HABERLER
"Bilmem ki,
aslında dost ve ikiz yaratılmış şu birbirini tamamlayıcı madde ve mânânın ne diye
arasını açar, açarda kimsenin edemeyeceği düşmanlığı kendimize ederiz
Bu âlemde, kendi
kendinin cahili olana, kendinden büyük düşman, kendi kendini bilene de kendinden
sâdık dost var mıdır?"
Cihângir bir
İmparatorluğun son demleri ve çalkantıları içinde doğmuş, büyümüş bir
mütefekkir, bir edip, bir Romancı kimliğiyle öne çıkan Samiha Ayverdi, kuvvetli bir Tarih şuuruna sahip, köklü bir
kültür birikiminin temsilcisi, tasavvuf anlayışına sahip mümtaz bir
şahsiyettir.
Romanlarında
işlediği konular umumiyetle eski İstanbul medeniyeti, Çamlıca, Boğaziçi ve
konakta geçen çocukluk hatıraları onun âdeta ayrılmaz bir parçası olur. İçinde yaşadığı
dönemin adeta canlı bir tablosunu çizer; güçlü hafızasında.
Asker olan babasının
emir eri ve konağında aşçısı olan Süleyman Ağa'dan dinlediği tarih menkıbeleri
ve kahramanlık destanları, Süleyman
Ağa'nın "bende onlar gibi ya gâzi olsam ya da şehit" olsam sözleri
onun tarihe merakının âdeta mihenk taşını oluşturur.
Birinci ve ikinci
Balkan harpleri ve birinci dünya savaşının getirdiği acı yıkım, onun düşünce
dünyasında da derin izler bırakır.
Cumhuriyetle gelen
yeni kültürel değişime adapte olmak onu oldukça zorlar bu sıkışmışlığın içinde
Ailesi ve yakın çevresinin de tanıdığı KENAN RİFAİ sayesinde tasavvufla tanışır
vefatına kadar hayatının her alanında tasavvuf anlayışının derin izlerini
görmek mümkündür.
Geçmişin
değerlerinden kopmayarak, geleceğe bir köprü vazifesini kendisine ilke edinir.
İnsanı, insan
olarak, hangi çihetten olursa olsun daima yaratanın bir eseri olarak bilir;
ayrıştırmaya gitmez; birleştirici bir güç olarak görür. kavgalardan,
çatışmalardan, kin ve hasetten kurtulamamış insanlığın ise ancak yaratıcısını
tanımakla huzura erebileceğinin bilincini aşılamaya çalışan Samiha
Ayverdi, bunu da tasavvuf anlayışının
derin izlerinde bulur.
Mustafa PAK
DİKKAT!
| Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar. |
İLGİLİ HABERLER
Geçit vermez üstte dolanan yekpare yalçın kayalıklar... gözlerin arar durur bir yol bulmak için KEBEN'i...
Çıkınca KEBEN"i uzaklardan size selam duran bir armut ağacına rastlarsınız.
Sanki ben bu yaylanın şahidiyim der gibi durur karşınızda bir an..
Kim bilir kaç insan yorgunluğu atmak, terini soğutmak için dinlenirken su kabaklarından, testilerinden soğuk sularını kana kana yudumlarken gölgeme uzanıvermediler ki...
Kim bilir, kimler... Beni görünce hâtıraları canlanıp, hüzünlenip, kederlenmediler ki...
Pekte haksız sayılmazlar niceleri gelip geçti, beni böyle seyre dalarak...
Belki daha kimler gelip geçecek diye hayıflanır sanki KOCA ARMUT
Kim bilir kaç asırlıksın? Senin yaşını bulup, senin bedenine, senin kalbine mühürlemek, işlemek isterim ki seni bu güne kadar koruyup kollayanlara karşı hem bir vefa borcu olsun ki, bir vefasız, bir cahil çıkıp da yok etmesin diye belki yaşına hürmeten utanır.
Mustafa PAK
DİKKAT!
| Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar. |
İLGİLİ HABERLER
Başyayla'nın coğrafi konumu ve özelliklerine baktığımızda tarihi gelişimine de zemin hazırladığını görmekteyiz.
Bölgenin coğrafi
özelliklerinde dolayı orman ve maden yataklarına sahip olması eski ön Asya
devletlerinin her zaman ilgisini çekmiştir.
İlçenin kuzeyini
kuşatan dağ silsilesi adeta doğal bir kale görünümü yansıtmasından dolayı
günümüzde Hisar olarak adlandırılmaktadır. Kat kat istifler hâlinde sıralanmış
kalker katmanlarında sayılamayacak kadar çok doğal mağara oluşumları yanında
bir kısmı da korunmak ve barınmak için insan eliyle oyulmuş olduğu
gözlenmektedir. Hiç şüphesiz tarih öncesi insanlarında buralarda yaşadığını
rahatlıkla söyleyebiliriz.
Hisarönü
bölgesinde çıkan karstik kaynak suları buralarda yaşayan eski medeniyetler için
de bir yasam kaynağı olmuştur.
Hisarönü
çevresinde kurulmuş olan Lauzados antik kenti de zamanla gelişerek özellikle
Romalılar döneminde Aktepe ve çevresinde, Bizanslılar döneminde ise ağırlıklı
olarak Hisarönü çevresinde yoğunlaşmış olmalıdır
Başyayla Lauzados
Antik Kenti Göksu Nehri'nin çevresinde gelişmiş olan İsauri Dekapolisinin on
kentinden biridir.
Antik kentin ne zaman ve kimler tarafından
kurulduğu bilinmekle beraber kalıntıların büyük bir çoğunluğu Roma ve
Bizans uygarlığının izlerini
taşımaktadır.
Lauzados isminin
nereden geldiği konusu bir çok araştırmacı zihnini meşgul etse de açıklığa kavuşturulmuş
değildir. Kent, Hitit metinlerinde geçen Lavazantia şehrine lokalize edilmeye
çalışılsada bugün bunu belgeleyebilecek bir kanıtta bulunmaktadır
Milattan sonra
altıncı yüzyılda yaşamış olan antik yazarlardan
Bizanslı bir coğrafyacı olan Hierocles'in Bizans imparatorluğunun
şehirleri listesinde Lauzados antik kenti, İsauria Dekopisi'nin içinde
gösterilmektedir.
Başyalanın en eski
yerleşim yeri olan Lauzados antik ve
kalıntıları, Hisarönünde geniş bir alana yayılmış durumda olup, antik kentin
büyük bir kısmı, bugün dağın eteğine yayılmış olan molozların altında
yatmaktadır. Antik kentte, arazi üzerine yayılmış kalıntılardan hariç, Nekropol
alanında yerli kaya içine yapılmış farklı tipte kaya mezarlarına tanıklık
etmekteyiz.
Çevredeki kaya
mezarları genellikle tek ve iki kattan oluşmuş, içlerinde ise ikişerli ve
dörderli lahit ve oygu tekneli tonozlu
mezarlar yer almaktadır. Burada özellikle fazla işleme tabii tutulmadan kabaca yontulmuş aslan
başlıklı lahit kapakları dikkat unsurlardandır.Bunların bir çoğu da bugün
neredeyse sağlam kalmamış gibidir.
Çevrede, bazı kaya
mezarları üzerinde yer alan üzüm salkımı motifleriyle arazide yer yer karşımıza çıkan üzüm presleri ve
işlikler, buraların da antik dönemlerde
bağcılığın yaygın olduğunu göstermektedir.
Lauzados antik
Kenti kalıntılar sahasında yükselen ve çevreye hakim konumda olan AKTEPE, antik kentin merkezi ve Akropoli olarak
karşımıza çıkmaktadır. İyi tahkim edilmiş bir satoyu anımsatan tepe üzerinde
etrafı gözetlemek için kullanılan bir seyir kulesi yer muhtemelen burası güçlü bir askerî
garnizonla da tahkim edilmiş olmalıdır. Bölgede araştırmalar yapan Bean ve
Mitfort, tepe üzerinde bir kalenin varlığına işaret etmektedir. Antik kentlerde
bu yerler, bir savaş durumunda da kentte
yaşayan halkında sığındığı bir yer konumundadır. Konumundan dolayı Aktepe,
antik kentin son savunma hattı olarak ta karşımıza çıktığını görmekteyiz.
Mustafa PAK
DİKKAT!
| Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar. |
İLGİLİ HABERLER
Hakkında buğüne kadar pek çok makale ve kitaplar yayınlanmıştır. Bu konuda en kapsamlı makale Şehabettin Tekindağ tarafından yazılan ve İslâm Ansiklopedisi’nde çıkan KARAMANLILAR Maddesidir.
Harp Okulu Siyasi Tarih Öğretmeni
Albay Tahsin Ünal’ın geniş bir kaynak taramasıyla yazmış olduğu KARAMANOĞULLARI
TARİHİ isimli değerli eserini 1957 yılında yayınlama imkânı bulmuştur.
Arşivlerin, Vakfiyelerin,
Seyahatnamelerin, Kitabelerin incelenmesiyle ele aldığı Karaman’ı,
Karamanoğullarını, sanat eserlerini, yerinde araştırmalarıyla, incelemeleriyle
en kapsamlı çalışmayı ortaya koyan ABİDELERİ VE KİTABELERİ İLE KARAMAN (
ERMENEK- MUT) TARİHİ’ni yazan İbrahim Hakkı Konyalı’dır.
Karamanlı araştırmacı yazar merhum
Ali Gülcan’ın Karamanoğulları üzerine yaptığı araştırma kitaplarından
'Karamanoğullarının kökenleri ve Selçuklu - Osmanlılar karşısında ilişkileri'
"Karamanoğlu Mehmet bey in ihtilal nedenleri" "İbrahim Bey ve
imareti" isimli değerli çalışmaları bulunmaktadır.
Dr. Mehmet Armutlu Hoca’nın
"Karamanoğulları Tarihi" ve "Karamanoğlu Mehmet Bey” isimli
yaptığı takdire şayan başarılı araştırma kitaplarını zikretmek yerinde olur. “KaramanoğullarıTarihi"
nin özelikle Karamanoğulları şahsiyetlerinin tanınmasında etkin olan Karaman’daki
"İbrahim Bey İmareti," "Alaaddin Ali Bey Türbesi" ve bir
çok eser…
Ermenekteki "TOL MEDRESE",
Balgusan’daki "KARAMANOĞULLARI
TÜRBESİ", Görmeli Köyü yakınlarındaki -şuan baraj altında kalan- "ALA
KÖPRÜ" Karamanoğulları şahsiyetlerin tanınmasında aktif rol oynamıştır
diyebiliriz. Buralar yakınlığından dolayı gezilip görülebilen yerler olduğunu için
hafızalarda canlı kalabilmiştir.
KARAMANOĞLARININ ATASI ve İLK TARİHİ
ŞAHSİYETİ diyeceğimiz “NURE SOFİ"nin ise tarihi kaynaklardan ve araştırma
kitaplarının dışında pek fazla tanınmamasının sebebi, türbesinin bulunduğu (
Mut"un yalnızcabağ Köyü'nün Değirmenlik yaylasında bulunmaktadır.) mevkiinin
yol güzergâhlarından sapa ve uzak olmasını da gözden kaçırmamak gerekir. Bu
yüzden birçok araştırmacı ve yazar, yerinde araştırma yapmadan - buralara
uğramadan - yazılarında sadece mevcut kaynaklara müracaat etmişlerdir ki bundan
dolayı da NURE SOFİ ve TÜRBESİ hakkında ayrıntılı bir araştırmaya imza
atamamışlardır. Özellikle burada araştırmacı yazar Osman Ülkümen Hocayı,
yerinde incelemeleriyle Nure Sofinin türbesini tanıtma hususunda yaptığı
çalışmalarını zikretmek yerinde olur kendini. Ataları olan Karamanoğullarını
tüm yönleriyle araştırmaya adamış bir araştırmacı yazar olarak Şerafettin Güç
Bey karşımıza çıkmaktadır.
O, koca bir beyliğin atasının içler
acısı halde bulunan ve bir dağ başında yıkık virane halde öksüz kalmış olan türbesinin
durumuna el atmış ve şanına yakışır bir türbe yapımı için mücadelesini yılmadan
sürdürmüş ve bir kitap olarak hazırlayıp atalarına karşı bir vefa örneği
göstermiştir.
Türkiye Tarihine Kültürüyle,
Kimliğiyle Damgasını Vurmuş "Beylikler Dönemi" Her Yöre İnsanının
Kendi Özünü Bulacağı Çok Şeyler Barındırmaktadır.
Mustafa PAK
DİKKAT!
| Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar. |
İLGİLİ HABERLER

Başyayla, Orta Torosların Taşeli bölgesinin merkezinde yer almaktadır.
DİKKAT!
| Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar. |
İLGİLİ HABERLER
Ermenek ve
Taşeli’nin yetiştirmiş olduğu değerli bilim insanlarımızdan Konya Necmettin
Erbakan Üniversitesi, Ahmet Keleşoğlu Eğitim Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr.
Haydar Öztaş ve Selçuk Üniversitesi öğretim üyesi eşi Prof Dr. Fulya Öztaş
hanımefendiyle müşterek hazırlamış oldukları bu muhteşem eserleri takdirle
karşılamaktayız.
Allah'ın
doğaya bahşettiği bu güzellikleri yerinde bırakmamışlar, insanların da bu
güzellikleri görmeleri, tanımaları ve istifade etmeleri için pek büyük bir
hizmet nişanesi olmuştur.
Kitabın
muhtevasına fazla temas etmeden kısa bir değerlendirmeyi faydalı buluyoruz.
Kitaplar,
Türkçe ve İngilizce olarak hazırlanmış, kaliteli ve kuşe kağıda baskılı, özenle
çekilmiş, seçilmiş fotoğraflarla desteklenmiştir. Bitkilerin tür ve şekilleri,
tıbbi özellikleri, kullanım alanları, faydaları ve zararları kaynaklar ışığında
genişçe ele alınıp değerlendirilmiştir. Her bitkinin kendi içindeki çeşitlerine
sayfalar içinde elverdiği ölçüde genişçe yer verilmeye çalışılmıştır.
Bu
kitapları meydana getirebilmeniz için öncelikle bu bitkileri arayıp bulmanız
gerekmektedir ki bu da oldukça yorucu ve meşakkatli bir iştir. Dağ dağ, tepe
tepe dolaşıp bu bitkileri tek tek fotoğraflayabilmeniz için gerektiğinde
uçurumlara bile meydan okumanız icap eder...
İşte, kitabın
da kıymet derecesi bence burada çıkıyor karşımıza. Bu yorucu ve özverili
çalışmalarından dolayı muhterem hocalamızı kutluyor ve başarılarının devamını
diliyoruz.
Mustafa PAK
DİKKAT!
| Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar. |
İLGİLİ HABERLER
Bu eserde, Orta Toroslar Bölgesi'nin eski çağların en
mühim şehirlerinden birisi olan Ermenek (Germanikopolis) ve buna bağlı
çevresinde gelişen bazı şehir devletleriyle bölgede bulunan küçük çapta antik
yerleşim sahaları ve kalıntıları incelenmiştir.
Ermenek ve çevresindeki bu yerleşim yerleri ve
kalıntılar hakkında bugüne kadar derli toplu bir araştırma ve inceleme
yapılmamış, bir kitap olarak ortaya konmamış, yapılanlar ise kısıtlı bilgilerle
makale tarzı yazıları oluşturmaktadır.
Bölgede Arkeolojik kazı ve çalışmalarda yeni yeni
yapılmaktadır. Bunlardan şu ana kadar bildiğimiz Sbide Antik Kentiyle ( Yukarı
Çağlar Köyü), philadelphia ( Gökçeseki ), son zamanlarda kazılara başlanan
Eirenepolis ( Çatalbadem / Yukarı İrnebol) antik kentleridir.
1970 - 72 yılları arasında Ermenek, kasaba ve
köylerinde kitap ( Bütün Yönleriyle Ermenek) hazırlığı için incelemelerde
bulunan Halit Bardakçı Hoca, konuyla alakalı bahsi geçen bazı şehir devletleri
hakkında bilgiler sunmaktadır. Bunlara ilaveten yeni yeni yayınlanan yöresel
kitaplarda da kendi sınırları içinde bulunan antik şehir ve kalıntılar hakkında
da ayrıntılı bilgilere ulaşmak mümkündür.
Geçmiş yüzyıllarda ve daha yakın dönemlerde bölgeyi
ziyaret eden çoğunluğu yabancı arkeolog ve gezginler, bölgede bulunan antik
yerleşim yerleri ve kalıntılar üzerinde araştırma ve incelemelerde bulunarak
bir nevi bir doküman bir kaynak oluşturmuşlardır.
Konunun eksikliğini ve yetersizliğini göz önüne alarak
bölge tarihinin aydınlatılması hususunda konunun uzmanı biri olarak ve bir
arkeolog kimliğiyle çalışmayı ele alan Osman Doğanay Hoca, bu kitabıyla Ermenek
ve çevresinin tarihine ışık tutmuş ve bir nebze olsun bu konu hakkında
eksikliği gidermiş görülmektedir.
Yazar, kitabın yazılış amacını ve yöntemlerine
değinerek bölge tarihe kısa bir giriş yaparak bölgenin tarihi gelişimi ve
dokusu üzerinde etkisi olan coğrafi unsurlar üzerinde durmuş, bunları tek tek
izah etmeye çalışmıştır.
Bölgede daha önce araştırma ve incelemelerde bulunan
-yukarda bahsettiğimiz - bilginlerin kaynak ve verilerinden de yola çıkarak,
karşılaştırmalar yaparak bölgede bulunan 27 antik yerleşim birimleri üzerinde
yüzeysel olarak incelemelerde bulunmuş, şehirlerin kuruluşları ve isimleri
üzerinde durmuş, açığa kavuşturulamayan bazı yerleşim yerleri ve yazıtlar
hakkında da mevcut kaynaklar karşılaştırılarak yeni bulgular ışığında
aydınlatmaya çalışmış, görüş ve öneriler sunmuştur.
Osman Doğanay Hoca bu eseriyle, Ermenek ve çevresindeki
yerleşim birimleri üzerindeki sis perdesini bir nebze olsun aralamış
görülmektedir.
Bu kitap, konuyla alakalı bölgede araştırma ve
incelemelerde bulunmak isteyenler için bir yol gösterici bir kaynak kitap
teşkil etmektedir.
Mustafa PAK
DİKKAT!
| Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar. |
İLGİLİ HABERLER
Mevr'den Anayapazarı'na GÜLNAR
DİKKAT!
| Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar. |
İLGİLİ HABERLER
Taşeli Toroslarında yöresel araştırmalara yeni bir ivme daha kazandırmış bu eseriyle Mükremin Kızılca Bey.
DİKKAT!
| Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar. |
İLGİLİ HABERLER
İsminin kökeni ve jeomorfolojik yapısı üzerine bir değerlendirme
Arnava, Orta Torosların Taşeli
bölgesinde, Ermenek Havzanın içinde yer almaktadır.
Ermenek nehrine güneyden karışan Zeyve
Çayının doğusunu sınırlayan Gülnar platosunun bir devamını teşkil eden dağ
silsilesinin Batı yamaçlarında kurulmuştur.
Köyün tarihi ismi olan Arnava'nın
kökeni, Luvi kökenli dillerden türetilen kaynak, kayna suyu, kaynak havuzu gibi
anlamlara gelen 'arna' kelimesine 'uwa' takısının eklenmesiyle oluşan Arna-u-wa
isminin, Arnava olarak günümüze kadar geldiğini görmekteyiz.
Arna kelimesinden türetilen Hitit kral
isimleri de karşımıza çıkmaktadır ki bunlardan Hitit Kralı Arnuwanda buna bir
örnek teşkil etmektedir
Arnava'nın Luviler ve Hititler döneminde
bir yerleşim yeri olma ihtimalini düşündürmektedir ki özellikle Hitit
metinlerinde IV. Tuthalia ve tarhuntassa Kralı Kurunta ile yapılan antlaşma da
tarhuntassa Hulaia nehri ülkesi sınırları tespit edilirken, tarhuntassa ülkesi
sınırları içinde yer alan bazı müstahkem şehirler sayılırken 'Araunna şehri
adamları' ifadesinde geçen 'Araunna Şehri'nin nerede olduğu kesinlik kazanmış
olmasa da araştırmalar tarafından iki köye lokalize edilmektedir. Bunlarda
birisi konumuz olan Arnava diğeri ise Seydişehir'e bağlı, suğla gölünün
güneyindeki Arvana köyünün dağlık bir kesiminde yer alan şehir kalıntısı
üzerinde durulmalıdır.
Arnava köyünün kurulduğu yerleşim alanı
içinde yüzeysel olarak baktığımızda herhangi bir antik yerleşim görülmese de
antik kalıntılar daha çok yayla kesiminde yer yer kendini göstermekle birlikte
bunlar daha çok Roma ve Bizans dönemi yerleşim ve kalıntılarının izlerini
taşımaktadır.
Arnava ve çevresinin jomorfolojik
yapısına baktığımızda gözle görülebilir bir şekilde birçok yerde kendini
sergilemektedir.
Özellikle, Arnava yayla kesimi Mut
üzerinden bölgeye sokulan Miyosen yatay katmanlı Denizel kalkerlerden oluşan
Gülnar platosunun bir devamını teşkil etmekle beraber, aşağı kesimlerde Zeyve
çayına doğru köyün güney ve batı kısımları da Görmel formasyonunun üzerinde yer
almaktadır.
Ermenek - Gülnar sınırını oluşturan Sarp
erik deresi, tektonik hareketlerin de etkisiyle akarsuların vadiyi milyonlarca
yıldır derine aşındırmasıyla Gülnar platosunun Görmel ve Arnava tarafını ädeta
ikiye ayırmış durumdadır.
Zeyve sınırından Taşbaşı altlarına kadar
uzanan sırtların üst karker katmanlarının aşınması neticesinde alttaki
dirençsiz yapıların dış kuvvetler tarafından hızlı bir şekilde ortadan kalktığı
görülmektedir.
Köyün doğusunu oluşturan dağlık kesimin
yüzeyi, Plato karekteri arzetmektedir ki eskiden tarım arazisi olarak
kullanılan bu topraklar, günümüzde yerini fidancılığa bırakmıştır.
Mustafa
PAK
DİKKAT!
| Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar. |
İLGİLİ HABERLER
Bir bölgenin içinde bir kasabanın, bir köyün tarihini o yöreyi çok iyi bilen, tanıyan, oraların bağrından çıkmış, büyümüş, yetişmiş insanların araştırmaları o yöreyi tanımanız açısından daha verimlidir.
Çocukluğundan tutun da gençlik yıllarına kadar her karesinde unutulmaz hatıraları vardır. Pabuçlarını eskitmişlerdir adeta her dağın tepesinde, taşında, toprağında, derelerinde..
Pınarlarından içtikleri buz gibi soğuk suyun tadına onlar gibi varamazsınız, o yöreyi onlar kadar tanıyamazsınız, kitap yazsanız da oraların ruhunu veremezsiniz. Her kasabanın, her Köyün ayrı bir ruhu, ayrı bir büyüsü vardır ki bunu dışarıdan hissedemezsiniz.
DİKKAT!
| Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar. |
İLGİLİ HABERLER
Türbe,
Eski Garaj"da, Karatay Belediyesinin yüz metre güney doğusuna düşmektedir.
Belediye otobüslerinin park yaptığı alan içinde bulunmaktadır.
Yapının
tescil tarihi: 13. 11.1982.(1)
Karamanoğulları döneminde yapılan türbe, kitabesine göre Hicri 860 - miladi 1454 (2), 1454 (3), 1455 (4), 1456 (5), 1456 (6) yılında vefat eden mutasavvıf bilgin İsa oğlu Burhanettin fakih paşa adına yaptırılmıştır.(7)
Türbe, kare prizmal bir yapı olup; içten kubbe, dıştan sekizgen piramit bir külahla örtülüdür.
İbrahim
Hakkı Konyalı; türbenin cenazelik bölümü için şu sözlere yer vermektedir:
"Türbenin altında cesetlerin konması için bir bodrum katı vardır kapısı
toprak altında kalmıştır"( 8)
Türbede
yapı malzemesi olarak köşelerde düzgün kesme taş, cephe ve kasnakta kırma moloz
taş kullanılmış olup, çatı, köşe üçgenleri, pencere kemerlerinde tuğla; kapı
üstünde yer alan kitabe köşelikleri ve pencere kemer köşelikleri süslemelerinde
çiniler kullanılmıştır.
Türbe
içinden gövdeden kubbeye geçişi sağlayan sekizgen kasnağın gövdeyle arasındaki
çıkıntı teşkil eden boşlukları doldurmak için üçgenler yerleştirilmiş olup,
dışardan belirgin hâle getirilen bu üçgenlerin üzeri örtü olarak tuğla kullanılmıştır.
Sekizgen
kasnaktan külaha geçişte cepheyi çepeçevre dolanarak çıkıntı yapan taş silme,
cepheye bir hareketlilik getirmiştir.
Dış
cephesinde gerek külahı, külah üzerindeki beyaz taştan itinayla yapılmış âlemi,
köşe üçgenleri, üst pencerelerin tuğla örgü sistemleriyle dikkat çeken bir
kompozisyon oluşturulduğu görülmektedir.
Türbenin
üç cephesinde yer alan pencereler, iki bölümden oluşmaktadır. Üstteki
pencereler tuğlayla örülmüş sivri kemerli olup, kemer köşelikleri için de yer
yer orijinal çinilere rastlamakla birlikte Güney cephesindeki pencerenin
çinilerinin tamamen döküldüğü görülmektedir.
Alt
pencereler, dikdörtgen formlu olup, söveleri ve lentoları antik kalıntılardan
kullanılan düzgün taş bloklar dikkat çekmektedir. Özellikle güneydeki alt pencerenin
Sövesi üzerinde bitkisel ve geometrik süslemeler yer almaktadır.
Antik
devşirme taşların türbenin cephesinde yer yer uygulandığı görülmektedir.
Türbenin
giriş kapısı üzerinde tuğla örgülü sivri kemerli bölüm için de mermer üzerine
işlenmiş altı satırlık kitabesi yer almaktadır.
Kitabesinde
şunlar yazılıdır: tercümesi "Burası 860 Rebiülevvelinin ortasında,
pazartesi günü ölen bilgin, bildiğiyle amel eden, bilinecek şeylerin bütün
inceliklerine inen,kalbiyle, kalıbıyla, Tanrıya yönelen, gerçeği gören, abdal
veczubların emiri, Arısoyların( soyu temiz kişilerin) reisi, din ve milletin
burhanı İsa oğlu Şeyh Fakih Paşa'nın türbesidir (9)
Kemer
köşelikleri içerisinde yer alan sırlı çinile, Firuze ve patlıcan moru bitkisel
süslemelerden oluşmaktadır. Çinilerin üst kısımlarında yer yer dökülmeler
görülse de canlılığını hala korumaktadır.
Kapı
söveleri ise düzgün mermer levhalarla kaplanmıştır.
Kümbet
içerisinde FAKİH DEDE"nin yüksekçe sandukası yer almaktadır. Sandukanın
baş ucunda mermer üzerine yazılı dört satırlık kitabe üzerinde şu hadis
yazılıdır. Türkçesi: "Ya Allah ya Muhammed Peygamberimiz Aleyhisselam
buyuruyorlar ki müminler ölmez, bir evden diğer eve göçerler.(10)
Türbe
içi sonradan sıvanıp üzerine boya uygulaması yapıldığı görülmektedir.
Bugün,
maalesef Kümbetin çevresi eski dokusunu tamamen kaybetmiş hiç de yakışık
almayan bir durum arz etmektedir. Dibine kadar sokulan otobüslerin tehlikesi
yanında bir o kadar da gürültü ve kirliliğin içinde kalmış durumdadır.
Altı yüz yıldır sağlamlığıyla, özgün yapısıyla bugüne kadar ayakta kalabilmeyi başarmış bir sanat şaheseri bir ecdat yadigardır.
DİKKAT!
| Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar. |

















































































.gif)