Günümüzde mevcut olmayan Karamanoğlu Halil Bey'in yaptırmış olduğu Mevlevihâne'nin yeri konusunda araştırmacılar farklı görüşler öne sürmektedirler.

Bu görüşlerden biri 'tekke mescidi'nin yanında olduğu diğeri ise Mevlevihâne'nin Sipas camii'nin yanında olduğudur.
Sipas Camiinin yanındaki bahsi geçen zaviyenin atamalarıyla; ( bizce Sipas caminin atamaları olması gerekir ) İmam, müezzin, vaiz vs..Tekke Mescidi ve Mevlevihâne'nin atamalarından dolayı karıştırılmış olmalı diye düşünüyoruz.
İbrahim Hakkı Konyalı "Karamanoğlu Halil Bey'in Ermenek'teki zaviyesi (burada kast edilen zaviye olmalı çünkü Mevlevihâne sözü geçmemektedir.) Camii'nin (burada Sipas Camii kasdedilmiş olmalı) yanında idi, şimdi kaybolmuştur."(1) görüşüne yer vermektedir.
Bilal Gök: "Araştırmacılar Mevlevihâne'nin SİPAS Caminin yanında olduğuna dikkat çekmektedirler"(2)) ifadesini kullanır.
Mevlüt Eser, Mevlevihâneden bahsederken: " Karamanoğlu Halil Bey tarafından yaptırılan zaviye - mevlevihaneyi kastederek- Sipas Cami'in bitişiğindedir(3) görüşünü dile getirmektedir ki yazara göre Sipas cami'nin yanında mevcut olduğu tahmin edilen zaviyenin atamalarından dolayı mevlevihâneyle karıştırmış olmalı ki özellikle İ.H.Konyalı ve Bilal Gök'ü kaynak olarak kullanarak mevlevihanenin yerinin Sipas caminin yanında olduğuna kanaat getirerek yanlış fikir öne sürmüş olduğu görülmektedir.
Oysa Halit Bardakçı ise Mevlevihâne'nin bulunduğu yeri tekke Mescidi"nin yanında olduğunu ifade eder ve incelemelerinin sonunda ise şu görüşlere yer verir:
"Ermenek"te Tekke ve Zaviyelerin kaldırılmasına kadar bir Mevlevihâne mevcut olup Tekke Mescidi"nin yanında bulunmaktaydı" "mescidin bitişiğinde eskiden var olan mevlevihânenin yapısından hiçbir şey kalmamıştır. Molozlarla dolu arsanın bir kısmıyla boş olan yeri ve yapı taşlarından bir kısmı kalmıştır"ifadelerine yer vermektedir.
ayrıca bir kitabesinden de bahsederken "Mevlevihânenin kitabesi Tekke Mescidi"nin Kuzey duvarında bulunmaktadır"(4) notunu düşerken Muhtemelen burada bahsettiği kitabe, mescidin kitabesi olması gerekir Bardakçı, mescidin kitabesinden, kitabenin mescidin tamir kitabesi olduğunu belirtmektedir. Bardakcının bahsettiği kitabe hakkında Prof. Remzi Duran hoca mescidi incelemeleri esnasında şu görüşlere yer vermektedir: "okunabilen tarih kısmında mescidin H.1229 - H.1813 yılında yenilendiği yazılıdır" sözüyle kitabenin inşa kitabesi olmayıp tamir olduğunu belirtmektedir.
Duran, Ayrıca, mescidin duvarların belirli bir yerden sonra kuzey cephesinde malzeme ve kalınlık bakımından büyük farklılık göstermesi mescidin tamiriyle yenilendiği görüşüne yer vermektedir.(5)
Bu görüşlerden yola çıkarak diyebiliriz ki Tekke mescidi ve Mevlevihanenin Halil Bey zamanında yapıldığı, zamanla tekke mescidi arazisinin büyük bir çoğunluğu da kurulan Mevlevihâneye tahsis edildiğini söyleyebiliriz.
Mevlevihâne'nin 1500,1518, 1522, 1555, 1584 tarihli tahrir defterlerine vakıfları, vakıf gelirlerinin kaydedilmiş olduğu görülmektedir(6)
Habip Çalışkan hoca "Ermenek Mevlevi tekkeleri" yerine, "Ermenek Bektaşi tekkeleri" demek daha doğru olur" ifadesini kulanır.
O'na göre Bektaşi tekkeleri Osmanlı döneminde Mevlevi tekkesine, sonraları da Mescid ve camiye dönüştürüldüğü görüşünü dile getirmektedir ki, Habip Çalışkan hoca'nın bu görüşleri konuya farklı bir açıdan bakılmasını sağlamaktadır.
Anlaşılan o ki yazarlar tarafından Mevlevihâne'nin nerede bulunduğu sorusu bir netlik kazanmamış olsa da Halit Bardakçı Hocanın araştırmaları ve görüşleri mevlevihânenin yeri konusunda bir tereddüde yer bırakmamış gibi....
Yerinde araştırmaların önemini burada bir kez daha görmekteyiz.
Bu konu, belki de yeni araştırmalarla daha da netlik kazanacaktır diye düşünüyoruz.
Mustafa PAK
(1) İbrahim Hakkı Konyalı,
Âbideleri ve kitabeleri ile KARAMAN TARİHİ (Ermenek ve Mut Âbideleri)
1967: s. 677.
(2) Bilal GÖK, Ermenek Kazası(1500-1600), Basılmamış Doktora Tezi 2006: s. 141.
(3) Mevlüt ESER,
ERMENEK
Kazası ve Köyleri Vakıf Eserleri, Konya, 2012. sayfa, 221 -223
(4) Halit Bardakçı, Bütün Yönleriyle Ermenek, 1976: s. 147 -148 -149
(5)Prof.Dr. Remzi DURAN: Konya/ Ermenek'te terkedilmiş onduzuncu yüzyıl mescidleri
(6) Bilal Gök, s.142-143.




Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.


Arnava köyü çeşmeleri içinde bilhassa mimari özelliğiyle dikkat çekmektedir.

 1961 yılında mahalle sakinleri tarafından inşa edilmiştir.

 Çeşmenin cephesi düzgün kesme kalker taşlarla inşa edilmiş olup, arka kısmı ise moloz kalker taşlarla örülmüştür.

 Ceşmede kullanılan düzgün taş blokların yüzeyleri, değişik türde taraklı çekiçler vasıtasıyla şekiller verilmiş olup, butür işlemler antik yapı malzemelerinde yaygın olarak kullanılmakta, çeşmenin taşları da muhtemelen köy çevresinde bulunan antik kalıntılardan getirilmiş olmalıdır.

 Cephe dizaynının en önemli unsuru olan kemer sistemi Cepheye hâkim konumdadır.

 Kemer ayakları gövdeden çıkıntı yapan yatay taş silmeler üzerine bindirilmek suretiyle kemer sistemi kesintiye uğrayıp çeşmenin cephesi bu haliyle âdeta sarkan bir sacak örgü motifini anımsatmaktadır.

 Kemer kavsarası içi bardaklık üzerinden yatay bir silmeyle ayrı bir bölüm hâline hâline getirilmiş olup, bölüm içinde taşa açılmış dairesel oymalı bir madalyonun içine üstte maşallah yazısı, altında çeşmenin yapım tarihi not düşülmüş olup onun altında ise altı dilimli bir çiçek motifi yer almaktadır.

Altmış yıldır daimi akan çeşmenin bir lülesi, betonarmeden yapılan diktörtgen bir teknesi yer almaktadır.

 Çeşme, mimari özelliği itibariyle köy içinde korunması gereken emsalsiz bir değerdir.

 

Mustafa PAK



Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

  

Ermenek, Orta Torosların Taşeli bölgesinin merkezinde yer almaktadır

  Bugün birçok kişi Ermenek ismine bakarak kökeninin nereden geldiğini bilmedikleri için çoğu insanın zihnini kurcalamakta,  yanlış anlaşmalara sebebiyet vermekle beraber yanlış yorumları da beraberinde getirmektedir.

  Bu yanlış anlaşılmalar ve yorumlar neticesinde geçmişte şehrin Ermenilerin yaşadığı bir yer olarak görülmekte,  ismininde onlar tarafından verildiği gibi bir algı oluşmasına sebebiyet vermiştir.

   Ermeni coğrafyacısı (inciciyan) şehrin isminden de  yola çıkarak burada Ermenilerin yaşadığını adının da onlar tarafından verildiği gibi yanlış bir iddiada bulunmuştur.(1)

   Ermenek ve çevresi, Anamur sahillerine kadar XII. asrın sonlarına doğru  Halgam adlı bir baronun yada tekfurun hakimiyetinde olduğunu görülmektedir( 2)

  Kilikya  Bölgesi yüzyılı aşkın bir süre Ermeni hanedanlıkları hakimiyeti altında kalmış olmasına rağmen Ermenek ve çevresinde de  herhangi bir Ermeni yerleşmesi ve etkinliği de söz konusu değildir.

  Bu uzun süre zarfında Ermenilere ait bir yerleşim yeri veya kalıntılarının olabileceği düşüncesi insanların  zihinlerini  kurcalamış olmalı ki özellikle Balgusandaki Karamanoğulları türbesinin mimari tarzından da yola çıkarak burasının manastır olarak yapıldığı görüşü dile getirilerek   Karamanoğullarının bölgeyi ele geçirmesiyle birlikte buranın da bir külliyeye dönüştürülme ihtimali üzerinde  durulmakta  ve bu görüşlere  destek olarak ta türbe çevresindeki mezarlıkta çıkan taşların üzerindeki  yazıların(!) Ermenice olduğunu ve Balgusandaki köy evlerinde kullanılan taşların da bu yapının eski kalıntılarından kullanıldığı görüşüne yer verildiğini görmekteyiz (3)

   Bu  görüşleri şu ana kadar destekleyecek herhangi bir belge yada bir  kanıt bulunmamasına rağmen,  yine de her zaman bir parantez açmak yerinde olur;  hem tarih bilimine hemde eleştirelere karşı

   Türbenin restorasyon aşamasında yenilendiği ve aslî yapısının korunmadığı yönünde de eleştiriler söz konusudur.(4)

   Geçmişten günümüze kadar bir çok araştırmacı, yazar ve konunun uzmanı olanlarda dahil olmak üzere Ermenek ( Germanikapolis) isminin nereden geldiği sorusuna açıklık getirmeye çalıştıkları görülmektedir.

   Özellikle Guinet,  Ermenekte gördüğü bir yazıtta Germanigus  isminin geçtiğini öne sürmektedir.  Guinet " Ermenilere karşı gönderilen Germanigus bu kenti 17 yılında kurdu" ifadelerine yer verirken,  Guinetten sonra Ermenekte araştırmalarda bulunan Heberdey ve Vilhelm tarafından bahsi geçen yazıtın tespit edilememesi neticesinde, yazıt hakkında kuşkularını dile getirdiklerini ifade eden  Mehmet Alkan, bahsi geçen bu yazıt hakkında kendisininde  terettütlerini dile getirmekte, Kentin ismininde Germanikus  ünvanı taşıyan üç imparatordan ( Galigula, Gladius ve Nero) biri olan  Galigula adına verildiği  görüşünü destekler niteliktedir (5 )

   Osman Doğanay ise Ermenek araştırmaları esnasında tespit ettiği ve harfleri eksik bir yazıtın Guinet,  Heberdey ve Vilhelm'in  bahsettiği yazıtın bu olabileceği  görüşünü dile getirmekle(6) beraber, Kentin, M.S.17  yılında kurulduğu ibaresine karşı çıkarak, adının bu tarihte  Germanikapolis olarak  değiştirildiği görüşüne yer vermektedir. (7)

   İngiliz arkeolog Ramsay, Germanikapolis isminin M.S.38 yılında Komagene kralı  IV. Antiokhos tarafından verildiği öne sürmektedir(😎. 

    Mükremin Kızılca: Germanikopolis kelimesindeki NİK'i dil kurallarına aykırı  bularak  Nak'a dönüşmesini zorlama bir dönüş olarak görür ve ismin İrem nak'tan bozma Erme(nak)nek'e dönüşmesini kuvvetle muhtemel bulur.(9)

   Şehrin, Selçuklular, Karamanoğulları ve Osmanlı kaynaklarında da Erminâk, irmenâk ve  Ermenâk gibi isimlerle kaydedildiği görülmektedir.(10)

   Halit Bardakçı: Ermenek, M.S 30 yılına kadar maras - marassa - maraspolis olarak bilinen Ermenekin  bu tarihten sonra kumandan Germanikus'a  izafeten bu ismin verildiğini yazar.(11)

   Hasan Şimşek ise Ermenek isminin Romalı komutan Germanicus'tan geldiğini aklayakın bulur ve önemli görüşün bu olduğu vurgular.(12)

   Roma, imparatorluk döneminin başlangıcında gücünü tam olarak hissettiremediği, hakimiyetini sağlayamadığı karışık ve kontrolü güç olan bölgeleri kendine tâbi güçlü vasal krallar hakimiyetine bırakarak elde tutma yoluna gitmiştir.

   Bunlardan biri de imparatorluğun uzak bir köşesinde bulunan 'dağlık kilikya'  karmaşık ve kontrolü oldukça zor bir bölge olmasından dolayı imparator Gaius ( Galigula) tarafından  M.S 38 yılında  Kommageneli kralı lV. Antiokhos epiphanes'e ovalık ve dağlık kilikya Bölgesini  bırakır.

   IV. Antiokhos, Kilikya bölgesinde bulanan bir çok şehri yeniden imar ederek bölgenin canlanmasını sağlar  ve şehirlere yeni isimler verme yoluna gider bunlardan biri de  Ermenek ( Germanikapolis)tir. Bunlara ilaveten yeni şehirlerde kurduğu bilinmektedir.

   Karısı lotape adına kurduğu Fhiladelphia antik kenti (gökceseki - imsi ), Eirenepolis antik kenti ( yukarı irnebol) ve  ovalık kilikya'da bulunan Neronias (imparator Nero'yu onurlandırmak için kurduğu ve ismini verdiği) antik kenti bunlardan bazılarıdır.

   IV. Antiokhos, kendine bu toprakların hakimiyetini veren İmparator Galigula' ya bir şükran nişanesi olarak bölgenin merkezi konumunda olan Ermenek  şehrine  imparatorun sıfatı olan Germanikus isminin verildiği de  kuvvetle muhtemel görülmektedir.

  Yukardaki görüşlerden biride M.S.17  yılına tarihlenen  bahsi geçen tartışmalı  yazıtla birlikte aynı tarihlerde doğuda bulunan Roma Komutanı Germanikustan dolayıda bu görüş  güç kazanmış gibi görülmektedir.

   İremnak ismi ise  Özellikle 9. yüzyılda zaman zaman Bizanslılarla Abbasiler arasında  el değiştiren Kilikya ve taşeli bölgesi,  Abbasilerin elinde bulunduğu dönemde suların bolluğu ve  yeşillikler içinde bulunan Ermenek coğrafyasına bakılarak,  cennet bağları ( İrem Bağları)  anlamına gelen İremnak ismi de zaman zaman kullanıldığı görülmektedir.

   Günümüzde tartışmalara konu olan Ermenek isminin kökeni, Roma Devletini Cumhuriyet döneminden imparatorluğa taşıyan Avgustus'un yeğeni olan Komutan Germanikus'tan gelsin yada  Germanikus'un  oğlu olan imparator Galigulanın ünvanı olan Germanikus'a izafeten verilsin netice olarak  diyebiliriz ki  Ermenek isminin kökeninin Germanikus - Germanik'o- polis  kelimesinin   günümüze kadar değişim geçirerek geldiğini görmekteyiz.

Mustafa PAK

1 - Bardakçı, Halit, Bütün Yönleriyle Ermenek,

    s. 8, 1976

2 - Tekirdağ, Şehabettin, İslam Ansiklopedisi, Ermenek maddesi cilt.4 - s.316

3 - Mehmet bildirici, Karaman - Ermenek Balgusan Köyü.

4 - Bakınız: Ertaş, Mustafa, Mehmet Bey'in adı balgusanda yazılı Medya Ermenek 27 Mayıs 2017; Bildirici, Mehmet, Karaman - Ermenek Balkusan Köyü 

5 - Alkan, Mehmet, Ermenek ( Germanikapolis) ve Egemenlik Alanında Epigrafik Araştırmaları ve günümüze gelen kültürel izleri, Ermenek ve Çevresi Sempozyumu, s.15

6 - Doğanay, Osman,  Ermenek ve Yakın Çevresindeki Antik Yerleşim Birimleri, s.102 - çizgi kitapevi, 2005

7 - Doğanay, Osman, İsauri Bölgesi Kaya Mezarları ve Ölü Gömme Gelenekleri, s.26. çizgi kitapevi, 2009

8 - prof. Ramsay, Anadolu'nun Tarihi  Coğrafyası, s.414 İstanbul 1960

9 -  Kızılca, Mükremin, Ermenek adının kaynağı üzerine - Medya Ermenek 2 Şubat 2017

10 - Gök Bilal,  Ermenek Kazası ( 1500 - 1600) s.6. Malatya 2006

11 - Bardakçı, a.g.e. s.81 

12 - Şimşek, Hasan,  Ermenek adının tarih içindeki sekillenişi /Karaman'ın sesi, 20 Haziran  2017


Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

 


 1933 yılında Sarıveliler’de doğan yazar,  1949 yılında girdiği İvriz Köy Enstitüsü'nden,  1956 yılında öğretmen olarak mezun olur.

   Öğretmenlik hayatına, Karaman'ın Avgan Köyünde; Başöğretmen olarak başlar. Karaman'ın Yollar başı Kasabasında, Çumra"nın, Dinek Bucağında; Okul Müdürlüğü görevlerinde bulunur.

   Yerel ve ulusal basında birçok makale ve yazılara imza atar.

   Yazma ve araştırma tutkunluğu daha İvriz’de başlar ve okulun gazetesi olan "İVRİZ"de şiirlerini yayınlar.

   Taşeli'nin tekerlek izi görmemiş coğrafyasının içinde, sıkışmış kalmış olan bölge insanının sorunlarına okumuş bir aydın olarak kafa yorar,  çareler arar.

   1970 yılında yayınladığı "TEKERLEĞİN DEĞMEDİĞİ YER"  isimli eseri büyük yankı uyandırır.

   Yörenin kültürel değerlerini, tarihini, gelenek ve göreneklerini, bölgenin çetin coğrafyasında insan yaşamının zorluklarını, çilesini, yolsuzluğunu, geçim sıkıntılarını dile getirir.

   Araştırmalarına ilham kaynağı olan Büyük Halk Ozanı Karacaoğlan’ı da kitabın satırlarında işlemeye, tanıtmaya başlar.

 

   KARACAOĞLANIN bu yörenin çocuğu olduğunu, ömrünü Başdere’de, Barçın Yaylasında geçirdiğini  her platformda, her konferansta, ilmi toplantılarda dile getirir. Gazete köşelerinde yayınladığı makalelerle geniş kitlelere duyurmaya çalışır.

   Toroslar Bölgesini adım adım dolaşarak Yörük obarında,  çadırlarda yatar kalkar.

  Bölge insanının yaşlılarından,  onların hafızalarından şiirler bulur, kaydeder.

  CÖNKLER bulur, arşivleri tarar ve yorucu araştırmalarının sonucunda ortaya koyduğu

'TAŞİLİ'NDE KARACAOĞLAN TOROSLARIN GÖNÜL GÜNEŞİ" isimli eseriyle Karacaoğlan üzerinde iddiasını ortaya koyar.

   Kitabın sahifeleri arasında gezinirken Barçın Yaylasının o büyülü atmosferinde gezinirken kuşların cıvıltıları arasında kıvrım kıvrım akan derelerin akışını seyre dalarsınız, baharın rengârenk  kokulu çiçeklerini  teneffüs eder, katar katar yüklü   develerle, sürülerle Yörüklerin  yaylaya göçünü hayal ederken  Yörük obalarında, kıl çadırlarının içinde Yörüklerin yaşam dünyasında bulursunuz kendinizi.

   Barçın Yaylası'nda, Başdere”de yüzlerce yıldır süren bir ÖRNEK İNSAN ( Yayla güzeli) seçimi vardır ve bir asır öncesine kadar devam eder bu yayla güzeli seçimi Karacaoğlan'ın uğruna şiirler yaktığı Elif'te  seçilen bir yayla güzeli olarak karşımıza çıkmaktadır. son seçilen yayla güzeli ise Suna’dır.

   Ertaş Hoca, bunlardan yola çıkarak Karacaoğlan’ın neden bu coğrafyanın çocuğu olduğunu anlatmaya çalışır kitabın her mısraında her sahifesinde.

   Kitabında İlk defa Karacaoğlan’ın yayınlanmamış şiirlerine yer verir.

   Başdere koyağının yeşillikleri içine serpilmiş Köylerini tanıtır bir bir.

   Yöre insanının yaşamını tanıma açısından anlaşılır bir dille yazarın kendine has üslubuyla kaleme aldığı,  herkesin istifade edebileceği bir nevi (yöre halkının) kendinin de anlatıldığı bir kitap ortaya konmuştur.

   Taşeli'nde, Başdere'de, Ermenek'te Karacaoğlan gibi bir şair kanat çırpabiliyorsa eğer bu da Mustafa Ertaş Hoca sayesindedir.

Mustafa PAK

Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

 

"Bilmem ki, aslında dost ve ikiz yaratılmış şu birbirini tamamlayıcı madde ve mânânın ne diye arasını açar, açarda kimsenin edemeyeceği düşmanlığı kendimize ederiz

Bu âlemde, kendi kendinin cahili olana, kendinden büyük düşman, kendi kendini bilene de kendinden sâdık dost var mıdır?"

  Cihângir bir İmparatorluğun son demleri ve çalkantıları içinde doğmuş, büyümüş bir mütefekkir, bir edip, bir Romancı kimliğiyle öne çıkan Samiha Ayverdi,  kuvvetli bir Tarih şuuruna sahip, köklü bir kültür birikiminin temsilcisi, tasavvuf anlayışına sahip mümtaz bir şahsiyettir.

  Romanlarında işlediği konular umumiyetle eski İstanbul medeniyeti, Çamlıca, Boğaziçi ve konakta geçen çocukluk hatıraları onun âdeta ayrılmaz bir parçası olur. İçinde yaşadığı dönemin adeta canlı bir tablosunu çizer; güçlü hafızasında.

  Asker olan babasının emir eri ve konağında aşçısı olan Süleyman Ağa'dan dinlediği tarih menkıbeleri ve kahramanlık destanları,  Süleyman Ağa'nın "bende onlar gibi ya gâzi olsam ya da şehit" olsam sözleri onun tarihe merakının âdeta mihenk taşını oluşturur.

  Birinci ve ikinci Balkan harpleri ve birinci dünya savaşının getirdiği acı yıkım, onun düşünce dünyasında da derin izler bırakır.

   Cumhuriyetle gelen yeni kültürel değişime adapte olmak onu oldukça zorlar bu sıkışmışlığın içinde Ailesi ve yakın çevresinin de tanıdığı KENAN RİFAİ sayesinde tasavvufla tanışır vefatına kadar hayatının her alanında tasavvuf anlayışının derin izlerini görmek mümkündür.

  Geçmişin değerlerinden kopmayarak, geleceğe bir köprü vazifesini kendisine ilke edinir.

  İnsanı, insan olarak, hangi çihetten olursa olsun daima yaratanın bir eseri olarak bilir; ayrıştırmaya gitmez; birleştirici bir güç olarak görür. kavgalardan, çatışmalardan, kin ve hasetten kurtulamamış insanlığın ise ancak yaratıcısını tanımakla huzura erebileceğinin bilincini aşılamaya çalışan Samiha Ayverdi,  bunu da tasavvuf anlayışının derin izlerinde bulur.

Mustafa PAK


Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.


Geçit vermez üstte dolanan yekpare yalçın kayalıklar... gözlerin arar durur bir yol bulmak için KEBEN'i...

Çıkınca KEBEN"i uzaklardan size selam duran bir armut ağacına rastlarsınız.

Sanki ben bu yaylanın şahidiyim der gibi durur karşınızda bir an..

Kim bilir  kaç insan yorgunluğu atmak, terini soğutmak için dinlenirken su kabaklarından, testilerinden soğuk sularını kana kana yudumlarken gölgeme uzanıvermediler ki...

Kim bilir, kimler... Beni görünce hâtıraları canlanıp, hüzünlenip, kederlenmediler ki...

Pekte haksız sayılmazlar niceleri gelip geçti,  beni böyle seyre dalarak...

Belki  daha kimler gelip geçecek diye hayıflanır sanki KOCA ARMUT

Kim bilir kaç asırlıksın? Senin yaşını bulup, senin bedenine, senin kalbine mühürlemek, işlemek  isterim ki seni bu güne kadar koruyup kollayanlara karşı hem bir vefa borcu olsun ki, bir vefasız, bir cahil çıkıp da yok etmesin diye belki yaşına hürmeten utanır.

Mustafa PAK

Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

   


Başyayla'nın coğrafi konumu ve özelliklerine baktığımızda tarihi gelişimine de zemin hazırladığını görmekteyiz.

    Bölgenin coğrafi özelliklerinde dolayı orman ve maden yataklarına sahip olması eski ön Asya devletlerinin her zaman ilgisini çekmiştir.

    İlçenin kuzeyini kuşatan dağ silsilesi adeta doğal bir kale görünümü yansıtmasından dolayı günümüzde Hisar olarak adlandırılmaktadır. Kat kat istifler hâlinde sıralanmış kalker katmanlarında sayılamayacak kadar çok doğal mağara oluşumları yanında bir kısmı da korunmak ve barınmak için insan eliyle oyulmuş olduğu gözlenmektedir. Hiç şüphesiz tarih öncesi insanlarında buralarda yaşadığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

    Hisarönü bölgesinde çıkan karstik kaynak suları buralarda yaşayan eski medeniyetler için de bir yasam kaynağı olmuştur.

    Hisarönü çevresinde kurulmuş olan Lauzados antik kenti de zamanla gelişerek özellikle Romalılar döneminde Aktepe ve çevresinde, Bizanslılar döneminde ise ağırlıklı olarak Hisarönü çevresinde yoğunlaşmış olmalıdır

    Başyayla Lauzados Antik Kenti Göksu Nehri'nin çevresinde gelişmiş olan İsauri Dekapolisinin on kentinden biridir.

    Antik kentin ne zaman ve kimler tarafından kurulduğu bilinmekle beraber kalıntıların büyük bir çoğunluğu Roma ve Bizans  uygarlığının izlerini taşımaktadır.

    Lauzados isminin nereden geldiği konusu bir çok araştırmacı zihnini meşgul etse de açıklığa kavuşturulmuş değildir. Kent, Hitit metinlerinde geçen Lavazantia şehrine lokalize edilmeye çalışılsada bugün bunu belgeleyebilecek bir kanıtta bulunmaktadır

    Milattan sonra altıncı yüzyılda yaşamış olan antik yazarlardan  Bizanslı bir coğrafyacı olan Hierocles'in Bizans imparatorluğunun şehirleri listesinde Lauzados antik kenti, İsauria Dekopisi'nin içinde gösterilmektedir.

   Başyalanın en eski yerleşim yeri olan Lauzados antik  ve kalıntıları, Hisarönünde geniş bir alana yayılmış durumda olup, antik kentin büyük bir kısmı, bugün dağın eteğine yayılmış olan molozların altında yatmaktadır. Antik kentte, arazi üzerine yayılmış kalıntılardan hariç, Nekropol alanında yerli kaya içine yapılmış farklı tipte kaya mezarlarına tanıklık etmekteyiz.

   Çevredeki kaya mezarları genellikle tek ve iki kattan oluşmuş, içlerinde ise ikişerli ve dörderli lahit ve oygu tekneli  tonozlu mezarlar yer almaktadır. Burada özellikle fazla işleme  tabii tutulmadan kabaca yontulmuş aslan başlıklı lahit kapakları dikkat unsurlardandır.Bunların bir çoğu da bugün neredeyse sağlam kalmamış gibidir.

   Çevrede, bazı kaya mezarları üzerinde yer alan üzüm salkımı motifleriyle arazide  yer yer karşımıza çıkan üzüm presleri ve işlikler, buraların da antik dönemlerde  bağcılığın yaygın olduğunu göstermektedir.

   Lauzados antik Kenti kalıntılar sahasında yükselen ve çevreye hakim konumda olan AKTEPE,  antik kentin merkezi ve Akropoli olarak karşımıza çıkmaktadır. İyi tahkim edilmiş bir satoyu anımsatan tepe üzerinde etrafı gözetlemek için kullanılan bir seyir kulesi  yer muhtemelen burası güçlü bir askerî garnizonla da tahkim edilmiş olmalıdır. Bölgede araştırmalar yapan Bean ve Mitfort, tepe üzerinde bir kalenin varlığına işaret etmektedir. Antik kentlerde bu yerler, bir savaş durumunda da  kentte yaşayan halkında sığındığı bir yer konumundadır. Konumundan dolayı Aktepe, antik kentin son savunma hattı olarak ta karşımıza çıktığını görmekteyiz.

Mustafa PAK

Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.


Hakkında buğüne kadar pek çok makale ve kitaplar yayınlanmıştır. Bu konuda en kapsamlı makale Şehabettin Tekindağ tarafından yazılan ve İslâm Ansiklopedisi’nde çıkan KARAMANLILAR Maddesidir.

Harp Okulu Siyasi Tarih Öğretmeni Albay Tahsin Ünal’ın geniş bir kaynak taramasıyla yazmış olduğu KARAMANOĞULLARI TARİHİ isimli değerli eserini 1957 yılında yayınlama imkânı bulmuştur.

Arşivlerin, Vakfiyelerin, Seyahatnamelerin, Kitabelerin incelenmesiyle ele aldığı Karaman’ı, Karamanoğullarını, sanat eserlerini, yerinde araştırmalarıyla, incelemeleriyle en kapsamlı çalışmayı ortaya koyan ABİDELERİ VE KİTABELERİ İLE KARAMAN ( ERMENEK- MUT) TARİHİ’ni yazan İbrahim Hakkı Konyalı’dır.

Karamanlı araştırmacı yazar merhum Ali Gülcan’ın Karamanoğulları üzerine yaptığı araştırma kitaplarından 'Karamanoğullarının kökenleri ve Selçuklu - Osmanlılar karşısında ilişkileri' "Karamanoğlu Mehmet bey in ihtilal nedenleri" "İbrahim Bey ve imareti" isimli değerli çalışmaları bulunmaktadır.

Dr. Mehmet Armutlu Hoca’nın "Karamanoğulları Tarihi" ve "Karamanoğlu Mehmet Bey” isimli yaptığı takdire şayan başarılı araştırma kitaplarını zikretmek yerinde olur. “KaramanoğullarıTarihi" nin özelikle Karamanoğulları şahsiyetlerinin tanınmasında etkin olan Karaman’daki "İbrahim Bey İmareti," "Alaaddin Ali Bey Türbesi" ve bir çok eser…

Ermenekteki "TOL MEDRESE",  Balgusan’daki "KARAMANOĞULLARI TÜRBESİ", Görmeli Köyü yakınlarındaki -şuan baraj altında kalan- "ALA KÖPRÜ" Karamanoğulları şahsiyetlerin tanınmasında aktif rol oynamıştır diyebiliriz. Buralar yakınlığından dolayı gezilip görülebilen yerler olduğunu için hafızalarda canlı kalabilmiştir.

KARAMANOĞLARININ ATASI ve İLK TARİHİ ŞAHSİYETİ diyeceğimiz “NURE SOFİ"nin ise tarihi kaynaklardan ve araştırma kitaplarının dışında pek fazla tanınmamasının sebebi, türbesinin bulunduğu ( Mut"un yalnızcabağ Köyü'nün Değirmenlik yaylasında bulunmaktadır.) mevkiinin yol güzergâhlarından sapa ve uzak olmasını da gözden kaçırmamak gerekir. Bu yüzden birçok araştırmacı ve yazar, yerinde araştırma yapmadan - buralara uğramadan - yazılarında sadece mevcut kaynaklara müracaat etmişlerdir ki bundan dolayı da NURE SOFİ ve TÜRBESİ hakkında ayrıntılı bir araştırmaya imza atamamışlardır. Özellikle burada araştırmacı yazar Osman Ülkümen Hocayı, yerinde incelemeleriyle Nure Sofinin türbesini tanıtma hususunda yaptığı çalışmalarını zikretmek yerinde olur kendini. Ataları olan Karamanoğullarını tüm yönleriyle araştırmaya adamış bir araştırmacı yazar olarak Şerafettin Güç Bey karşımıza çıkmaktadır.

O, koca bir beyliğin atasının içler acısı halde bulunan ve bir dağ başında yıkık virane halde öksüz kalmış olan türbesinin durumuna el atmış ve şanına yakışır bir türbe yapımı için mücadelesini yılmadan sürdürmüş ve bir kitap olarak hazırlayıp atalarına karşı bir vefa örneği göstermiştir.

Türkiye Tarihine Kültürüyle, Kimliğiyle Damgasını Vurmuş "Beylikler Dönemi" Her Yöre İnsanının Kendi Özünü Bulacağı Çok Şeyler Barındırmaktadır.

Mustafa PAK



Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.



Başyayla, Orta Torosların Taşeli bölgesinin merkezinde yer almaktadır.

Başyayla ve çevresi, I.jeolojik zamandan 4. Jeolojik zamana kadar gecen zaman içinde bünyesinde bir çok oluşumları barındırmaktadır . Başyayla ve Ermenek havzasının temelini ise Jura Kratese kalkerleriyle Geç Kratesede oluşan ofiyolitli Melanjla, bunların üzerine yerleşen Eosen Flişli deniz çökellerinden oluşmaktadır. Miyosende oluşan yatay katmanlı kalın kalker ve marnlardan oluşan tortul tabakalar, bu alt birimlerin üzerini bölgede tümüyle örtmüş durumdadır. Eosen döneminde oluşan Yeni mahalle formasyonu, Başyayla’nın doğu kesimlerinde ve kuzeye doğru yayılım gösteren vadi içlerinde, akarsuların aşındırmasıyla ortaya çıkan; marn, kalker, kumtaşı ve flişler dikkat çekmektedir. Miyosen öncesi (Oligosen) ve erken Miyosen dönemi başlarında bölge, alçak bir arazi durumunda olup, kısmen geniş göller ve bataklıklarla kaplıdır. Ilıman bir iklimin sürdüğü bu dönemde havzada gür bir bitki örtüsünün varlığını ortaya koymaktadır ki günümüzde Havzada yer alan kömür yatakları da bu dönemde oluşmuştur. Başyayla’nın; batı, güney ve doğu kesimlerinde, vadi içlerinde ve vadininin yukarılarına doğru yayılmış olan tepelik alanların yamaçları yüzey sellenmelerine bağlı olarak gelişen flüviyal aşınım yüzeyleri yer yer kendini göstermektedir. Başyayla’nın yüzey oluşumunu şekillendiren üst yapı ise, üçüncü zamanın son evresini meydana getiren Mut üzerinden bölgeye sokulan Miyosen denizinin geride bıraktığı kalın kalker katmanları oluşturmaktadır. Pliyosendeki orejenik hareketlerle denizin çekilmesine bağlı olarak su yüzeyine çıkan bu kalın kalker ve marnlardan oluşan katmanlar, dış kuvvetler tarafından aşınım sürecinin başlamasıyla ayrışma ve parçalanma durumuna geçmiştir. Bu yükselim ve aşınım dördüncü jeolojik zamanda ( Kuvaternerde) da devam ederek özellikle pleistosendeki yağışlı soğuk- kurak ve sıcak iklimlerin etkisi, Bölgenin karst topoğrafyasının şekillenmesinde önemli bir yer tutmuştur. Başyayla ve çevresinde aşınım sürecinin en belirgin özelliğini sergileyen yerler ise KAŞOLUKTAN batıya ve doğuya doğru uzanan dağları sırt ve yamaçlarında görmekteyiz. Kaş oluktan doğuya doğru, Başyayla ve mahallelerin kuzeyini kuşatan birkaç kademeden oluşan kalkerli dağ silsilesinin üst örtüsü aşınıp gerilerken, açığa çıkan alttaki kalker ve marn tabakaları; don, yağmur ve sel sularının yıpratıcı etkisiyle ayrışıp, bloklar halinde parçalanırken, yamaçlardan aşağılara doğru dağın önünde kalın bir moloz örtüsü bırakmıştır. Aşınan bu kalkerli katmanların yüzeylerinde bir çok doğa oluşumları dikkat çekmektedir ki bunlardan peribacası, lapya ve mantar kaya gibi daha bir Çok oluşumları görebilmekteyiz. Peribacası oluşumları daha çok dirençsiz olan marn tabakaları üzerinde gelişirken, bazende marn tabakaları üzerindeki daha dirençli olan kalkerli kayalarla birlikte tipik peribacalarının örneklerini yansıtmaktadır. Antik dönemlerde kullanılmak amacıyla kesilen bazı kaya bloklarının gövdeleri de zamanla direncini kaybederek mantar kaya oluşumunun tipik örneklerini yansıtmaktadır Kaş oluktan batı yönüne baktığımızda ise, ilçeye inen yolun üzerindeki kalker ve marn istiflenmesinden oluşan devasa kaya blokları, aşınımın etkisiyle bir biriden ayrışıp ilginç doğa oluşumlarına sahne olmaktadır. (Bu dağ silsilesinin devamı ise batıdaki köyleri ve tepebaşınnı üstlerini bir yay gibi kuşatarak Sarıveliler sınırını oluşturmaktadır.)

Mustafa PAK
Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

Ermenek ve Taşeli’nin yetiştirmiş olduğu değerli bilim insanlarımızdan Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi, Ahmet Keleşoğlu Eğitim Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Haydar Öztaş ve Selçuk Üniversitesi öğretim üyesi eşi Prof Dr. Fulya Öztaş hanımefendiyle müşterek hazırlamış oldukları bu muhteşem eserleri takdirle karşılamaktayız.

Allah'ın doğaya bahşettiği bu güzellikleri yerinde bırakmamışlar, insanların da bu güzellikleri görmeleri, tanımaları ve istifade etmeleri için pek büyük bir hizmet nişanesi olmuştur.

Kitabın muhtevasına fazla temas etmeden kısa bir değerlendirmeyi faydalı buluyoruz.

Kitaplar, Türkçe ve İngilizce olarak hazırlanmış, kaliteli ve kuşe kağıda baskılı, özenle çekilmiş, seçilmiş fotoğraflarla desteklenmiştir. Bitkilerin tür ve şekilleri, tıbbi özellikleri, kullanım alanları, faydaları ve zararları kaynaklar ışığında genişçe ele alınıp değerlendirilmiştir. Her bitkinin kendi içindeki çeşitlerine sayfalar içinde elverdiği ölçüde genişçe yer verilmeye çalışılmıştır.

Bu kitapları meydana getirebilmeniz için öncelikle bu bitkileri arayıp bulmanız gerekmektedir ki bu da oldukça yorucu ve meşakkatli bir iştir. Dağ dağ, tepe tepe dolaşıp bu bitkileri tek tek fotoğraflayabilmeniz için gerektiğinde uçurumlara bile meydan okumanız icap eder...

İşte, kitabın da kıymet derecesi bence burada çıkıyor karşımıza. Bu yorucu ve özverili çalışmalarından dolayı muhterem hocalamızı kutluyor ve başarılarının devamını diliyoruz.

Mustafa PAK






Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

 

Bu eserde, Orta Toroslar Bölgesi'nin eski çağların en mühim şehirlerinden birisi olan Ermenek (Germanikopolis) ve buna bağlı çevresinde gelişen bazı şehir devletleriyle bölgede bulunan küçük çapta antik yerleşim sahaları ve kalıntıları incelenmiştir.

Ermenek ve çevresindeki bu yerleşim yerleri ve kalıntılar hakkında bugüne kadar derli toplu bir araştırma ve inceleme yapılmamış, bir kitap olarak ortaya konmamış, yapılanlar ise kısıtlı bilgilerle makale tarzı yazıları oluşturmaktadır.

Bölgede Arkeolojik kazı ve çalışmalarda yeni yeni yapılmaktadır. Bunlardan şu ana kadar bildiğimiz Sbide Antik Kentiyle ( Yukarı Çağlar Köyü), philadelphia ( Gökçeseki ), son zamanlarda kazılara başlanan Eirenepolis ( Çatalbadem / Yukarı İrnebol) antik kentleridir.

1970 - 72 yılları arasında Ermenek, kasaba ve köylerinde kitap ( Bütün Yönleriyle Ermenek) hazırlığı için incelemelerde bulunan Halit Bardakçı Hoca, konuyla alakalı bahsi geçen bazı şehir devletleri hakkında bilgiler sunmaktadır. Bunlara ilaveten yeni yeni yayınlanan yöresel kitaplarda da kendi sınırları içinde bulunan antik şehir ve kalıntılar hakkında da ayrıntılı bilgilere ulaşmak mümkündür.

Geçmiş yüzyıllarda ve daha yakın dönemlerde bölgeyi ziyaret eden çoğunluğu yabancı arkeolog ve gezginler, bölgede bulunan antik yerleşim yerleri ve kalıntılar üzerinde araştırma ve incelemelerde bulunarak bir nevi bir doküman bir kaynak oluşturmuşlardır.

Konunun eksikliğini ve yetersizliğini göz önüne alarak bölge tarihinin aydınlatılması hususunda konunun uzmanı biri olarak ve bir arkeolog kimliğiyle çalışmayı ele alan Osman Doğanay Hoca, bu kitabıyla Ermenek ve çevresinin tarihine ışık tutmuş ve bir nebze olsun bu konu hakkında eksikliği gidermiş görülmektedir.

Yazar, kitabın yazılış amacını ve yöntemlerine değinerek bölge tarihe kısa bir giriş yaparak bölgenin tarihi gelişimi ve dokusu üzerinde etkisi olan coğrafi unsurlar üzerinde durmuş, bunları tek tek izah etmeye çalışmıştır.

Bölgede daha önce araştırma ve incelemelerde bulunan -yukarda bahsettiğimiz - bilginlerin kaynak ve verilerinden de yola çıkarak, karşılaştırmalar yaparak bölgede bulunan 27 antik yerleşim birimleri üzerinde yüzeysel olarak incelemelerde bulunmuş, şehirlerin kuruluşları ve isimleri üzerinde durmuş, açığa kavuşturulamayan bazı yerleşim yerleri ve yazıtlar hakkında da mevcut kaynaklar karşılaştırılarak yeni bulgular ışığında aydınlatmaya çalışmış, görüş ve öneriler sunmuştur.

Osman Doğanay Hoca bu eseriyle, Ermenek ve çevresindeki yerleşim birimleri üzerindeki sis perdesini bir nebze olsun aralamış görülmektedir.

Bu kitap, konuyla alakalı bölgede araştırma ve incelemelerde bulunmak isteyenler için bir yol gösterici bir kaynak kitap teşkil etmektedir.

Mustafa PAK

Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

Mevr'den Anayapazarı'na GÜLNAR

Yazar: F. Saadet Bilir

Kitap 2003 yılında Etik yayınları tarafından neşredilmiştir.
512 sayfadan müteşekkil olan kitap, on yedi bölüm altında Gülnar ilçesini tarihi, coğrafi, sosyal, kültürel ve ekonomik yönleriyle tanıtılmaya çalışılmıştır
"Gülnar'da 30 yıl yaşayacağımı, dahası Gülnar'ı tanıtan bir kitap yazacağımı söyleseler kesinlikle inanmazdım" diyerek söze başlıyor yazar...
Ömrünün 30 yılını geçirdiği, ekmeğini yediği, suyunu içtiği, havasını teneffüs ettiği bu coğrafyaya, bu memlekete bir hizmet nişanesi olarak pek değerli bir eser bırakma lütfunda bulunmuştur F. Saadet Bilir hanımefendi.
Yazar: Orta Asya'dan Orta Toroslar'ın bölgesinin Taşeli yöresine Gülnar'a uzanan göçebe unsurlarının yaşam öykülerini, Türk kültür ve geleneğinin bozulmadan kapalı bir coğrafya içinde nasıl yaşatıldığını satırlar arasında çok iyi işlediği görülmektedir.
Ayrıca, aşağıdaki satırlara bakacak olursak yazarın kitabın yazılışı ve muhtevası
hakkında yaptığı kısa ve öz bir değerlendirmesi daha faydalı olacaktır.

"Mevr'den Anayapazarı'na Gülnar kitabı, yaklaşık altı yıllık bir çalışmanın ürünü olup bugün, Toroslar'da, Gülnar coğrafyasında yaşayan Türkmen boylarının olağanüstü öyküsünün yanı sıra, bu toplumun var ettiği kültürel zenginliklerinin bir dökümünü de içermektedir."
Yazarın oldukça anlaşılır, güzel, açık ve akıcı bir dil kullandığı görülmektedir ki bu da onun edebiyatçı ve eğitmen kimliğinin bir getirisi olarak kitaba yansımasını görmekteyiz.
Bu yönüyle kitap, yöresel araştırmalara katkıda bulunmuş verimli güzel bir çalışma örneği teşkil etmektedir.

Mustafa PAK


Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.


Taşeli Toroslarında yöresel araştırmalara yeni bir ivme daha kazandırmış bu eseriyle Mükremin Kızılca Bey.

488 sayfadan oluşan kitap, kaliteli bir baskıyla karşımıza çıkıyor.
Arşivleri tarayarak beldenin geçmiş tarihine ışık tutuyor.
Yörenin tarihini, etnografyasını, coğrafyasını, adım adım dolaşıp, araştırmış, incelemiş, bugüne kadar keşfedilmemiş, kayıtlara geçmemiş tarihi yerleri ilk defa tanıtma açısından da dikkat çekmektedir.
Kitabın önemli bir özelliği de, yazarın uzun yıllara dayanan yaşanmış teçrübelerinin getirdiği bilgi birikimleriyle karşımıza çıkıyor olmasıdır. Hafızalarında canlanan hâtıralar zincirinin duygularla satırlara dökülmesini görmekteyiz.
Mükremin Bey'in kitabını okurken bu duygulara kapılmamak elde değil. İnsanların memleketlerine karşı bir özlem tutkusu başlatır içlerinde; kendi değerlerinden, kendi geçmişlerinden birşeyler bulmaya yöneltir kendiyle beraber sizi de sürüklüyor bu coğrafyanın içinde içinde...sarp dağlarında, içlerinden ırmakları akan yeşil vadilerinde, kuşların özgürce kanat çırptığı, üzerinden âdeta elbisesini atmış o çıplak ve sarp tepelerinde, yaylalarında bir gezintiye çıkarken yüzlerce yıl öncesi insan yerleşimlerinden izlere rastlarsınız ve atalarınızın işlediği bu topraklar üzerinde gezinirken adım adım onları hayal edersiniz her karesinde
1572 yılında Ermenek ve köylerinden Kıbrıs'a sürgün edilenlerin asıllarıyla beraber tam listesine yer verir.
Yazar, kitabın sonlarına doğru memleketini bir gezgin gözüyle kurgulayıp, o coğrafyanın içinde beraber bir yolculuğa daha çıkartır.
Zengin bir albüm hazırlayarak fotoğraf karelerine yer verir kitabın sahiferinde.
Verimli, emek mahsulü bir çalışma olmuş Mükremin Bey'e bundan sonraki çalışmalarında başarılarının devamını temenni ediyoruz.

Mustafa PAK
Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.


İsminin kökeni ve jeomorfolojik yapısı üzerine bir değerlendirme

Arnava, Orta Torosların Taşeli bölgesinde, Ermenek Havzanın içinde yer almaktadır.

Ermenek nehrine güneyden karışan Zeyve Çayının doğusunu sınırlayan Gülnar platosunun bir devamını teşkil eden dağ silsilesinin Batı yamaçlarında kurulmuştur.

Köyün tarihi ismi olan Arnava'nın kökeni, Luvi kökenli dillerden türetilen kaynak, kayna suyu, kaynak havuzu gibi anlamlara gelen 'arna' kelimesine 'uwa' takısının eklenmesiyle oluşan Arna-u-wa isminin, Arnava olarak günümüze kadar geldiğini görmekteyiz.

Arna kelimesinden türetilen Hitit kral isimleri de karşımıza çıkmaktadır ki bunlardan Hitit Kralı Arnuwanda buna bir örnek teşkil etmektedir

Arnava'nın Luviler ve Hititler döneminde bir yerleşim yeri olma ihtimalini düşündürmektedir ki özellikle Hitit metinlerinde IV. Tuthalia ve tarhuntassa Kralı Kurunta ile yapılan antlaşma da tarhuntassa Hulaia nehri ülkesi sınırları tespit edilirken, tarhuntassa ülkesi sınırları içinde yer alan bazı müstahkem şehirler sayılırken 'Araunna şehri adamları' ifadesinde geçen 'Araunna Şehri'nin nerede olduğu kesinlik kazanmış olmasa da araştırmalar tarafından iki köye lokalize edilmektedir. Bunlarda birisi konumuz olan Arnava diğeri ise Seydişehir'e bağlı, suğla gölünün güneyindeki Arvana köyünün dağlık bir kesiminde yer alan şehir kalıntısı üzerinde durulmalıdır.

Arnava köyünün kurulduğu yerleşim alanı içinde yüzeysel olarak baktığımızda herhangi bir antik yerleşim görülmese de antik kalıntılar daha çok yayla kesiminde yer yer kendini göstermekle birlikte bunlar daha çok Roma ve Bizans dönemi yerleşim ve kalıntılarının izlerini taşımaktadır.

Arnava ve çevresinin jomorfolojik yapısına baktığımızda gözle görülebilir bir şekilde birçok yerde kendini sergilemektedir.

Özellikle, Arnava yayla kesimi Mut üzerinden bölgeye sokulan Miyosen yatay katmanlı Denizel kalkerlerden oluşan Gülnar platosunun bir devamını teşkil etmekle beraber, aşağı kesimlerde Zeyve çayına doğru köyün güney ve batı kısımları da Görmel formasyonunun üzerinde yer almaktadır.

Ermenek - Gülnar sınırını oluşturan Sarp erik deresi, tektonik hareketlerin de etkisiyle akarsuların vadiyi milyonlarca yıldır derine aşındırmasıyla Gülnar platosunun Görmel ve Arnava tarafını ädeta ikiye ayırmış durumdadır.

Zeyve sınırından Taşbaşı altlarına kadar uzanan sırtların üst karker katmanlarının aşınması neticesinde alttaki dirençsiz yapıların dış kuvvetler tarafından hızlı bir şekilde ortadan kalktığı görülmektedir.

Köyün doğusunu oluşturan dağlık kesimin yüzeyi, Plato karekteri arzetmektedir ki eskiden tarım arazisi olarak kullanılan bu topraklar, günümüzde yerini fidancılığa bırakmıştır.

Mustafa PAK

Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

Bir bölgenin içinde bir kasabanın, bir köyün tarihini o yöreyi çok iyi bilen, tanıyan, oraların bağrından çıkmış, büyümüş, yetişmiş insanların araştırmaları o yöreyi tanımanız açısından daha verimlidir.

Çocukluğundan tutun da gençlik yıllarına kadar her karesinde unutulmaz hatıraları vardır. Pabuçlarını eskitmişlerdir adeta her dağın tepesinde, taşında, toprağında, derelerinde..

Pınarlarından içtikleri buz gibi soğuk suyun tadına onlar gibi varamazsınız, o yöreyi onlar kadar tanıyamazsınız, kitap yazsanız da oraların ruhunu veremezsiniz. Her kasabanın, her Köyün ayrı bir ruhu, ayrı bir büyüsü vardır ki bunu dışarıdan hissedemezsiniz.

İşte, bir yöresel monoğrafi kitabı daha karşımızda duruyor. Durmuş Ali ÖZBEK tarafından hazırlanmış "SBİDE ANTİK KENTİ -YUKARI ÇAĞLAR" yılların birikiminin sonunda ortaya konmuş bir eser.

Taşeli'nin incisi olan yaylaları gözlerinizin önünüze serivermiş âdeta...
Tarihini, kültürel değerlerini, coğrafyasını, antik dönemlerden kalan tarihi yapılarını, kalıntılarını, yerinde araştırmalarıyla, gözlemleriyle ilk defa derli toplu kitabında genişçe yer vermiş yazar.
Yöreyi tanıma açısından verimli emek mahsulü bir çalışma olmuş...

Mustafa PAK
Kitap İsteme Adresi:
Kitabın Yazarı
0535 544 97 67
Watsap&Bip: 0535 544 97 67



Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

Türbe, Eski Garaj"da, Karatay Belediyesinin yüz metre güney doğusuna düşmektedir. Belediye otobüslerinin park yaptığı alan içinde bulunmaktadır.

Yapının tescil tarihi: 13. 11.1982.(1)

Karamanoğulları döneminde yapılan türbe, kitabesine göre Hicri 860 - miladi 1454 (2), 1454 (3), 1455 (4), 1456 (5), 1456 (6) yılında vefat eden mutasavvıf bilgin İsa oğlu Burhanettin fakih paşa adına yaptırılmıştır.(7)

Türbe, kare prizmal bir yapı olup; içten kubbe, dıştan sekizgen piramit bir külahla örtülüdür.

İbrahim Hakkı Konyalı; türbenin cenazelik bölümü için şu sözlere yer vermektedir: "Türbenin altında cesetlerin konması için bir bodrum katı vardır kapısı toprak altında kalmıştır"( 8)

Türbede yapı malzemesi olarak köşelerde düzgün kesme taş, cephe ve kasnakta kırma moloz taş kullanılmış olup, çatı, köşe üçgenleri, pencere kemerlerinde tuğla; kapı üstünde yer alan kitabe köşelikleri ve pencere kemer köşelikleri süslemelerinde çiniler kullanılmıştır.

Türbe içinden gövdeden kubbeye geçişi sağlayan sekizgen kasnağın gövdeyle arasındaki çıkıntı teşkil eden boşlukları doldurmak için üçgenler yerleştirilmiş olup, dışardan belirgin hâle getirilen bu üçgenlerin üzeri örtü olarak tuğla kullanılmıştır.

Sekizgen kasnaktan külaha geçişte cepheyi çepeçevre dolanarak çıkıntı yapan taş silme, cepheye bir hareketlilik getirmiştir.

Dış cephesinde gerek külahı, külah üzerindeki beyaz taştan itinayla yapılmış âlemi, köşe üçgenleri, üst pencerelerin tuğla örgü sistemleriyle dikkat çeken bir kompozisyon oluşturulduğu görülmektedir.

Türbenin üç cephesinde yer alan pencereler, iki bölümden oluşmaktadır. Üstteki pencereler tuğlayla örülmüş sivri kemerli olup, kemer köşelikleri için de yer yer orijinal çinilere rastlamakla birlikte Güney cephesindeki pencerenin çinilerinin tamamen döküldüğü görülmektedir.

Alt pencereler, dikdörtgen formlu olup, söveleri ve lentoları antik kalıntılardan kullanılan düzgün taş bloklar dikkat çekmektedir. Özellikle güneydeki alt pencerenin Sövesi üzerinde bitkisel ve geometrik süslemeler yer almaktadır.

Antik devşirme taşların türbenin cephesinde yer yer uygulandığı görülmektedir.

Türbenin giriş kapısı üzerinde tuğla örgülü sivri kemerli bölüm için de mermer üzerine işlenmiş altı satırlık kitabesi yer almaktadır.

Kitabesinde şunlar yazılıdır: tercümesi "Burası 860 Rebiülevvelinin ortasında, pazartesi günü ölen bilgin, bildiğiyle amel eden, bilinecek şeylerin bütün inceliklerine inen,kalbiyle, kalıbıyla, Tanrıya yönelen, gerçeği gören, abdal veczubların emiri, Arısoyların( soyu temiz kişilerin) reisi, din ve milletin burhanı İsa oğlu Şeyh Fakih Paşa'nın türbesidir (9)

Kemer köşelikleri içerisinde yer alan sırlı çinile, Firuze ve patlıcan moru bitkisel süslemelerden oluşmaktadır. Çinilerin üst kısımlarında yer yer dökülmeler görülse de canlılığını hala korumaktadır.

Kapı söveleri ise düzgün mermer levhalarla kaplanmıştır.

Kümbet içerisinde FAKİH DEDE"nin yüksekçe sandukası yer almaktadır. Sandukanın baş ucunda mermer üzerine yazılı dört satırlık kitabe üzerinde şu hadis yazılıdır. Türkçesi: "Ya Allah ya Muhammed Peygamberimiz Aleyhisselam buyuruyorlar ki müminler ölmez, bir evden diğer eve göçerler.(10)

Türbe içi sonradan sıvanıp üzerine boya uygulaması yapıldığı görülmektedir.

Bugün, maalesef Kümbetin çevresi eski dokusunu tamamen kaybetmiş hiç de yakışık almayan bir durum arz etmektedir. Dibine kadar sokulan otobüslerin tehlikesi yanında bir o kadar da gürültü ve kirliliğin içinde kalmış durumdadır.

Altı yüz yıldır sağlamlığıyla, özgün yapısıyla bugüne kadar ayakta kalabilmeyi başarmış bir sanat şaheseri bir ecdat yadigardır.

Mustafa PAK
Kaynaklar:
1- Konya İl Merkezi Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıkları Envanteri
2- Karaman Devri Sanatı, Prof.Dr. Ernst Diez, Oktay Aslanapa, M. Mesut Koman,1950. syf 136.
3 - Mevlana Şehri Konya, Mehmet Önder, syf.180
4 - Konya Eski Eserler Kılavuzu, F. Soyman - İbrahim Tongur, Konya Yeni Kitapevi, 1944
5 - Konya Merkezde Bulunan Karamanoğlu Beyliği Dönemine Aid Kitabeler, Doçent Dr. İbrahim Kunt
6 - Karamanoğulları Dönemine Aid Bir Yapı: Konya Fakih Dede Türbesi, Nermin Şaman Doğan
7- Mehmet Önder, a.g.e. syf.180
8- İbrahim Hakkı Konyalı, Konya Tarihi, 1964, syf. 592
9 - Konyalı a.g.e. syf. 593
10 -Önder, a.g.e, syf 182






Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.
sanalbasin.com üyesidir
Düzenleme | Copyright © 2013-2023 | MedER |Medya Ermenek
BİZE ULAŞIN
ghs.google.com
ghs.google.com