Nazım Hikmet bir gün Peyami Safa’ya “Nedir yazdığın saçma sapan şeyler... Niçin bu anlattıklarını bir roman yapmıyorsun? Cingöz Recai'leri bırak da bunu yaz” der! Böylece edebiyatımızın şaheserlerinden “Dokuzuncu Hariciye Koğuşu” ortaya çıkar.
Bir dergide ilk defa şiirim yayımlandığında, şiir dolu bir defter kaybolmuştu. Belki bu maddi bir kayboluş değil, buluştu.
Gençler bazen şiirlerini gösterip okumamı istediklerinde “Şiir yazmak zorunda mısın?”, “Hikaye yazmayı hiç denedin mi?” veya en kötüsü “Sen şiir yazma ama yazmayı da bırakma” diyorum. Üzülenler, kırılanlar oluyor. Halbuki kendisine “Sen derviş olamazsın” diyen Yunus Emre’den daha derviş kimseyi de tanımıyorum. Oysa şeyh pek çoktur.
Şiir yazmakta olan gençlere “Sen şiir yazma” demek, iki şeye neden olabilir:
Birincisi; gerçekten onlar Peyami Safa’nın ifade ettiği gibi “şiir yalnız kendi ruhumdaki ürperişlerin ifadesidir” diyor, “Bu su kabarcıklarını dalga sanıyor”dur ... bu ilk silkeleyişte kendine gelir ve şiir yazmaz.
İkincisi; şiirin aradığı büyük “kahraman” kendisidir ... bu kahramanlık benim gibi yolda ayak bağı olan taş yüreklileri elinin tersiyle itmesini, yoluna devam etmesini gerektirir ve şiir yazar.
Şiir yazan genç arkadaşlar, sizi seviyorum... Bu yüzden bir not da kendime:
Uyanışlar filminde Dr. Sayer “Gözlüğüm nerede?” diye sorar.
Elenor cevap verir: “Gözünüzde.”
M. Ali KÖSEOĞLU





















































.gif)
Hiç yorum yok:
Yorum Kuralları
Yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret, küfür, aşağılayıcı, küçük düşürücü, pornografik,
ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici,
yorumların her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu yorumcuya aittir.
İsimsiz yazılan yorumlar bir saat içinde sistem tarafından otomatik olarak silinir.