İlk baltayı vururken geyicek ağacına
Bir geyicek düşmüştü baltacının başına
Yayıldı vücuduna ilk baltayla bir acı
Dile geldi o anda son geyicek ağacı
Ben size ne yaptım ki bana balta vurursun
Geçmişte o yaptığım her şeyi unutursun
Gün geldi şu dalıma salıncak kurdu oğlun
Gün oldu ter içinde gölgeme düştü yolun
Unutma bir zamanlar bağların kurumuştu
Benden yaptığın pekmez küpünü doldurmuştu
Sende vefa olsaydı bunları unutmazdın
Vicdanın dile gelir kökümü kurutmazdın
Kıtlık yılları vardı muhtaçtın bir ekmeğe
Hazırdın ekmek için her şeyini vermeye
Topladın meyvelerim çuvallarla götürdün
Dövüp kuruttun beni değirmende öğüttün
Karıştırdın bir avuç buğday unuyla beni
Besledim kızıl renkli döğmel(i)ekmekle seni
Unutma balta tutan ellerinde ben varım
Vefasızlığınadır bütün şu ahüzarım
Keser döner sap döner yine yoksul olursun
Allah korusun lakin ekmeğe kul olursun
İşte o gün gelince belki oğlun bilecek
Şu yaptıkların için çok beddua edecek
Bazı yerlerde bana geyik elması derler
Sorar mısın babana o geyikler nerdeler
Bin yıldır bu toprakta hüküm sürmüştü soyum
Köylünün baltasıyla bak işte geldi sonum
Muhtaçtın döğmel(i)ekmek ve kıymaca aşına
Kırk iki kıtlığında mendil oldum yaşına
Sana çok şey verdim ben fakat bunu bilmedin
Bir kör baltayla gelip gövdemi yere serdin
Uzaktan bakardım ben Del(i)oğlan'ın Taşı'na
Koca Dağ'dan bir rüzgâr vururdu şu başıma
Artık ne geyik kaldı ne de bir tek geyicek
Bu hüzünlü sonuma kim ağıt söyleyecek
Prof. Dr. Hacı KURT
Mademki geyicek paylaşımı instagram ve özellikle facebookta çok ilgi ve beğeni topladı; öyleyse, daha önce yazdığım ve Medyaermenek'te yayımlanan iki geyicek şiirinden birini ve çiçek açmış, yetişkin geyicek ağacı ve bakımını yaptırdığımız büyüme yolundaki geyicek fidanı fotoğraflarıyla tamamlamak iyi olur diye düşündüm.


 






Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

 


Zaman bir aynadır, kırık dökük, 

Geçmişin yankısıdır her bir kök. 

*

Umut bir bulut, gökyüzünde nazlı, 

Gerçek, sislerin ardında saklı. 

*

Yollar çatallanır, belirsiz ufukta, 

Her seçim bir iz bırakır ruhumda. 

*

Hayat bir nehir, akışı meçhul, 

Her damlası anılarda mahfuz. 

*

İnsan bir yolcudur, yorgun ve sessiz, 

Kalbindeki ateş bazen sönmüş, bazen iz. 

*

Kelimeler köprüdür, suskunluğa inat, 

Her harf bir çığlık, her cümle bir kanat. 

*

Dünya bir sahne, perde açılır kapanır, 

Her hikâye bir gün sona dayanır. 

*

Umut yine doğar, küllerden âzâde, 

İnsan direnir, sonsuzluk murâd eyle.

*

26.01.2025 Ankara

Durmuş Ali ÖZBEK

Eğitimci Yazar

Kültür  Bakanlığı Halk Şairi

*

Mahfuz:  korunmuş, saklanmış, saklı.

Azade: başıboş, bağımsız, özgür, erkin

 

https://edebiyatevi.com/yazi/301962/zamanin-izinde

Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

 


Efsaneye göre;

“Bir zamanlar beyaz bir gül goncası, inatçı bir şekilde açılmayı reddedermiş. Bülbül güle duyduğu sevgisinin karşılık bulacağı anın hayaliyle yaşarmış.

Bülbül, baharın gelişiyle birlikte gülün en üst dalına konup beklemeye koyulmuş. Ancak günler ve geceler süren bu bekleyiş, bülbülü yorgun düşürmüş.

Bir an dayanamaz ve dalda uykuya dalmış. Uyandığında ise gülün açıldığını, ancak güzelliğini başka bir âşıkla paylaştığını görmüş.

Bu manzara bülbülü derinden yaralamış. Büyük ve bir kedere boğulmuş. Acısına dayanamayıp kendini konduğu daldan aşağı bırakıvermiş. Düşerken gülün dikenleri bülbülün bedenini parçalamış. Kan revan içinde gülün dibine ulaşıp oracıkta can vermiş.

Rivayete edilir ki; o günden sonra güller, bülbülün dökülen kanları nedeniyle kırmızı açmaya başlamışlar. (Anonim)”

Sonuç:

Gül İle Bülbül, eski zamanlardan bugüne kadar anlatılagelen hüzünlü bir aşk efsanesidir.

Derler ki; beyaz bir gonca gül ile ona delicesine âşık olan bülbülün trajik öyküsüdür. Gül, bülbülün aşkına karşılık vermez ve onun sevgisine kayıtsız kalır. Buna rağmen, bülbül umudunu hiç kaybetmez, gülün açmasını sabırla bekler.

Bu efsane, insanın sevgi uğruna çektiği acıları ve fedakârlıkları anlatırken, aynı zamanda karşılıksız aşkın hüzünlü yanını da gözler önüne serer. Aşkın bazen karşılık bulmadığında bile ne kadar güçlü olabileceğini ve sevgi uğruna yapılan fedakârlıkların nasıl unutulmaz izler bırakabileceğini anlatır.

Gülün beyazdan kırmızıya dönüşmesi, bülbülün çektiği acıların ve onun saf sevgisinin bir sembolü olarak kabul edilir. Gül ve bülbül arasındaki bu ilişki, edebiyat ve sanat dünyasında da sıkça işlenen bir tema olmuş, şiirlere, şarkılara ve hikâyelere ilham vermiştir.

Sonuç olarak, bu masal bize sevginin ne denli güçlü bir duygu olduğunu ve onun izlerinin nesiller boyunca nasıl taşınabildiğini gösterir. Gülün kırmızı rengi, bülbülün aşkının ve fedakârlığının bir hatırası olarak her zaman hatırlanacaktır.

***

BÜLBÜL

*

Nemrut’un ateşi harlanıp yandı,

Bunu gören bülbül bir suya bandı,

Gagasına su alıp ateşe kondu,

Bu suyla bu ateş, sönmez dediler.

*

Cibril yetişti de tuttu bülbülü,

Bülbülün gözünden kalkmış da tülü,

Gülistan kokuyor İbrahim gülü,

Tutuldu da dili onmaz dediler.

Cibril gül gösterdi, senindir dedi,

Sevinçten yüreği tir tir titredi,

Bülbül kondu gülü zikre ekledi

Dikensiz güllere konmaz dediler.

Göç eylerken bülbül Mısır’da Nil’e,

Hediye mi geldi sana bu çile,

Gül mü dikilir hiç bulanık mile,

Bülbüle gülünden dönmez dediler.

Özbekoğlu sen de derdini deşme,

Kazılırsa su çıkar çöldeki eşme,

Rabbini zikreder göz iki çeşme,

Kalbinde sızısı dinmez dediler.

11.12.2024 Ankara

Durmuş Ali ÖZBEK

Kültür Bakanlığı Halk Şairi

*

"NOT: Bu şiir bir hikâyeden yola çıkılarak yazılmıştır. İslami kaynaklardan ayrı olarak hikâye edilmiştir."

Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

 

Acep gülerler mi, seni sevmeme,

Ya da acırlar mı hasret çekmeme,

Bir de izin versen sana gelmeme,

Neler çektiğimi bilmez misin yar?

 

Yar beni avuttun, onca senedir,

Bilemedim bu aşk, nasıl nesnedir,

Dertlerin içinde, tek bir tanedir,

Neler çektiğimi bilmez misin yar?

 

Felek hançerini bana bilemiş,

Aşkta ayrılığı bana dilemiş,

Yârin kaşı gözü çok etkilemiş,

Neler çektiğimi bilmez misin yar?

 

Dağlar geçit vermez, haberin gelmez,

Sevsen de hayırsız, kıymetin bilmez,

Mazlumun hakkını, yiyenler gülmez,

Neler çektiğimi bilmez misin yar?

 

Özbekoğlu sevdi, hiç de bilmedin,

Nice dertler çektin, bir gün gülmedin,

Mezarı üstünde, yaşlar dökmedin,

Neler çektiğimi bilmez misin yar?

 

10.11.2024 Konya

Durmuş Ali ÖZBEK

Kültür Bakanlığı Halk Şairi




Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.


Ben yârimi hep özlerdim,

Gelir diye çok gözlerdim,

Bulutlardan yol izlerdin,

Gözlerime yaş oldu hep.

 

Elvan idi o gözleri,

Tatlı idi her sözleri,

Değişti de şom yüzleri

Çatılmış bir kaş oldu hep.

 

Sol yanımda bir sızı var,

Müsebbibi sadece yar,

Onu yaksın bendeki har

Şu gönlüme şaş oldu hep.

 

Sevgi kanda hep coşardı,

Yürek durmaz can koşardı,

Güzelliği ruh okşardı,

Soğudu da kış oldu hep.

 

Özbekoğlu ben ne derim?

Kalmamış bak onda yerim,

Bozuk durum, yapar kurum,

Bende artık taş oldu hep.

 

09.10.2024 Yukarı Çağlar

Durmuş Ali ÖZBEK

Kültür Bakanlığı Halk Şairi

***

Elvan: "renkli", "renk renk" veya "çeşitli renkler" 

Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.


 

Yollar yokuş, dağlar karlı,

Hasret dersen, bende harlı,

Günler geçer, ahu zarlı

Bekledim de, gelmedin sen.

 

Hedef oldum, aşk okuna,

Mısra mısra, meşk okuna

Hasret kaldım, gül kokuna,

Bekledim de, gelmedin sen.

 

O gözlerin kömür kara,

Kirpiklerin açar yara,

Saç telinle çekme dara,

Bekledim de, gelmedin sen.

 

Gülmek bana neden uzak,

Ayrılık hep aşka tuzak,

Bir hayalin oldu erzak,

Bekledim de, gelmedin sen.

 

Özbekoğlu hayal kurar,

Her hayali ömre zarar,

Yok aklını eyler firar,

Bekledim de, gelmedin sen.

 

09.10.2024 Yukarı Çağlar

Durmuş Ali ÖZBEK

Kültür Bakanlığı Halk Şairi

Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

 


Emekçidir halkın çoğu,

Çetindir aşaılmaz dağı,

Meşhurdur sütü kaymağı

Yöresi yörük yatağı.


Yükseklerde sular akar,

Dağlarında kekik kokar,

Kalesiyle tarih yazar,

Ayrılığın yürek yakar.


Ermenek’in tarhanası,

Meşhurdur tak tak helvası,

Lezzetin dibi çorbası,

Efsane arabaşısı.

 

Zirvesinde sular akar,

Altında maden kaynar,

Emekçisi de ter döker,

Cefakardır çile çeker.

 

Doğal organik kirazı,

İnce kabuklu cevizi,

Özlememek elde değil,

Yayladır serindir yazı.

 

Muhittin ustayım gördüm,

Hem yoruldum, hem dinlendim,

İzvit, Halimiye, Cenne,

Üç eserle şeref buldum.

 

Muhittin Arslan

Cami, Minare Ustası







Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

Bir insan evladı kendisi insan

Yüreği tertemiz elinde ihsan

İlhamı ilkbahar aylardan nisan

Su gibi aziz ol Ömer Yapıcı

 

Feyzalmış Konya’nın şu ovasından

Beyşehir Gölü’nden ve yaylasından

Belki Halil İbrahim sofrasından

Su gibi azizsin Ömer Yapıcı

 

Adı hatırlatır hep adaleti

Soyadı mimarlık Sinan eseri

Özü bilmez tembellik ataleti

Su gibi aziz ol Ömer Yapıcı

 

Fakir köye gelir ekmek aş olur

Susuz köye gelir yağmur yaş olur

Umutsuz kalplere yol yoldaş olur

Su gibi azizsin Ömer Yapıcı

 

İnsan vardır akan suyu kurutur

İnsan var bozkırda bahçe büyütür

Yoksul evlerinde baca tüttürür

Su gibi aziz ol Ömer Yapıcı

 

Yıkan da yapan da var memlekette

Pınarlardan akan suyun sesinde

Adın anılacak her iyilikte

Su gibi azizsin Ömer Yapıcı

 

Evde çeşmemizden aktın su oldun

Tarlada domates bostan bağ oldun

Dalda kiraz elma çiçek bal oldun

Su gibi aziz ol Ömer Yapıcı

 

Torosların başı duman kar olsun

Hızır İlyas senin yârânın olsun

Ocağın huzurlu neslin var olsun

Su gibi azizsin Ömer Yapıcı

 

Lemos Esentepe yurdun sayılır

Adın orda her dem yaşar anılır

Suyun azmi ile dağlar yarılır

Su gibi aziz ol Ömer Yapıcı

 

Prof. Dr. Hacı KURT

Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.
sanalbasin.com üyesidir
Düzenleme | Copyright © 2013-2023 | MedER |Medya Ermenek
BİZE ULAŞIN
ghs.google.com
ghs.google.com