Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Somut olmayan kültürel miras alanlarında üretimlerin teşvik edilmesi ve geleneksel kültürün yaşatılması hedefiyle kültürel miras taşıyıcılarının tespit edilmesi amacı ile yürütmekte olduğu “Sanatçı tanıtma Kartı” çalışmalarına Taşalı Bölgemizden Ömer Tarım ve Durmuş Ali Özbek arkadaşımız başvuruda bulunmuşlar 29.04.2024 Tarihinde Ankara’da mülakata katılmışlardır. Her iki arkadaşımızın sonuç ne olursa olsun Ankara’da Taşeli’yi temsil etmeleri gurur vericidir.

20.04.2024 Tarihinde de Ömer tarım ve İbrahim Şahin arkadaşımız Truva Edebiyat Kulübü’nün düzenlediği 7. ‘Öykü Ödülleri ödül törenine katılarak Taşeli’yi temsil etmişlerdir..

Taşeli Bölgesi’nde gün kutlamaları, yiyecek ve giyecek paylaşımlarının dışına çıkarak günlük kültür üretip paylaşmaları Taşeli’nin farkını tüm dünyaya duyurmaktadır.

Sitelerde günübirlik bestelerin, şiirlerin paylaşılması, kitapların oluşturulup paylaşılması Taşeli’ni her gün bir adım daha ileri taşımaktadır.

Kazancı Kültür Sanat

İbrahim ŞAHİN

Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.


(Kazancı-1891-1949) (ŞENSES)

Halk ozanları arasında bir ‘’ Badeli Âşık ’’ efsanesi anlatıla gelir.
Anlatıya göre dara düşen Aşığa din önderleri rüyasında bade içirir. İçtiği bade Âşığa şiir söyleme yeteneği kazanmasında, dini bilgiler ile din ilmini öğrenmesinde, kişinin, âşıklık özellikleri kazanmasında önemli etkendir.
Ercişli Emrah,Ferrahî, Musa Merdanoğlu, Hıfzî, Pervanî, Müdamî, Feymanî, Âşık Revaî, Âşık Burhanî, Âşık Kemalî, Aşık Hüdami Baba ve Âşık Hüdaverdi gibi halk ozanları Badeli Aşık geleneğinden gelenlerdendir.
• Dara düşen Aşığın imdadına Pir, Üçler (Hızır Nebi, İlyas Nebi ve Kutup Nebi)
Beşler (Ehl-i beyt yani Hz. Muhammed’in aile efradıdır.), Yediler, Kırklar, Hz. Ali gibi din Uluları yetişir ve bade içerek dillerini çözer.
Gelelim bu özet bilgilerden sonra Çolak Hasan’a.
Çolak Hasan darın eşiğinde olmayıp darın beşiğindedir. Beşik yaşında hem annesini hem babasını kaybeder. Üstüne üstlük çolaktır (El parmakları yok) Akrabaların yanında itile kakıla büyür.
Çolak Hasan eğitim haklarından yararlanamaz.
Çolak Hasan ergenliğe erdiğinde bir gece rüya görür. Rüyada kendisine fincanda bir bade sunulur. Çolak Hasan tadını acı bulur ve fincanı fırlatır.
Rüyadan sonra Çolak Hasan maniler söylemeye başlar. Manileri dilden dile dolaşır.
Çolak Hasan’ın kendi anlatımına göre badeyi içseymiş saz da çalıp söyleyebilecekmiş.
Çolak Hasan Korumacılık görevini yürütür.
Koruma görevi yaptığı yer Kırkkuyu yaylası. Çobanların gözdesi. Bir yandan ekin arazisi bir yandan otlak. Ekin sezonu çobanların girmesine yasak alan.
Çolak Hasan Çoban Armutlu Hasan ve Kürt Osman tarafından sık sık tehdit edilir. Çolak Hasan Şikayetini Dönemin Muhtarı Hacı Muhtara iletir.
Bir gün iki gün Çolak hasandan haber alınmaz. Tüm köylü seferber olur. Kırkkuyuyu 3 gün ararlar. 3. Günün sonunda çolak Hasan’ı bir çekmenin kenarında kafası ezilmiş olarak bulurlar.
Bu olayı adaşı Çolak Hasan:
'' Kırkkuyu’yu dolandırdılar
Kebenden indirdiler
Canım gibi kafayı
Kefkiye çevirdiler’’ şeklinde ifade eder.
Husamettin ERDEM;
'’’ Kaç yıldır nerde kaldı Sinan'ın Çolak
Kızlarımız yakımsız kaldı haberin var mı’’ şeklinde dile getirir.
Çolak Hasan’ın öldürülme suçu önceden olan kuşku üzerine Armutlu Hasan ve Kürt Osman’a yıkılır. Armutlu Hasan ve Kürt Osman 5’er yıl hapis yatar.
Olayı gören tanıklar baskı sonucu yalancı şahitlik yapar.
Yalancı şahit ses duyduğunu kimler olduğunu göremediğini söyler.( Arazinin Yapısı kısa kısa vadiler dört cephe yüksek tepelerle çevrili) Çelişki görünmese de ses duyuluyor ölü 3 gün aramalar sonucu bulunuyor.
Olayın failleri yıllar sonra anlaşılıyor. Öldürenler sığır çobanı olmayıp öğrek( At sürüsü) çobanlarıdır. Öğrek çobanları önce Çolak Hasanı öldüresiye döverler bırakarak yollarına devam eder. Bir müddet sonra bu başımıza bela olur düşüncesi ile geri dönüp kafasını taşla ezerek öldürürler.
MANİLERİNDEN:
Gabalak’ta obası
Ekin biçer bubası
Kızın gönlü olursa
Bok yemesin bubası
Eşeğinde harar
Alaca’da narar
Ne ararsın obalı
Kızınız tosun arar
Obacılar yürüdü
Toz duman bürüdü
Goparanın Ayşa’yı
Topal Hasan sürüdü
Söğüt yaprağı yeşil
Devşir Arifim devşir
Öğretmenler geliyor
Şekerli kahve pişir
Uçurumun yolları
Karambığın dalları
Eğri parmak üstüne
Şadiye’nin kolları
Almayı yüke koydum
Ağzını dike koydum
Aldım yâri elinden
Belini büke koydum
Köyün ilk öğretmenlerinden olan Dede Öğretmen (Oğuz) kızların gözdesi olmuştur. Kızlar tarafından Dede Öğretmen’ e söylenmiş çok sayıda mani vardır. Yalnız kaynak kişiler bu kızların şu an yaşayan çocuklarının oluşu nedeni ile bilgi vermekten kaçınıyor. Dede öğretmen yakalandığı hastalığa yenik düşerek genç yaşta evlenmeden ölmüştür.
Bu manileri namus değer yargıları yönünü bir tarafa bırakarak ele aldığınızda kızın hazır cevap gücü, kendini savunma gücü, zekâ gücü, ifade gücünün boyutunu görebiliyorsunuz
Göğostos'un destesi
Uluköyün hastası
Donunu almışta kaçmış
Bucak'ın ustası
Bu mani de yaşanmış bir olay üzerine yazılmıştır. Olay ve olay kahramanları bilinmekle beraber belirtilmesi mümkün değildir
Köyümüzün genç kızlarından biri olan ....... köyümüzün iki gencinin gözdesi olur. İki gence de gönül verir. Sonra iki genç arasında seçim yapamaz. Beklenmeyen kararını veririr Akmanastır'a Gafar Osman'a kaçar. Olayı duyan kızın babası peşine düşer, kızını yakalar saçlarından sürüye sürüye köyde daha önce kızla her hangi bir gönül bağı bulunmayan üçüncü kişiye teslim eder, nikahlarını kıydırırır. Bu olayı Çolak Hasan kendi arşivine anında kaydeder.
Kaya dibi kazmalı
Başı yeşil yazmalı
Ebe ile Osman'ı
Boş deftere yazmalı (Kaynak: Yılmaz ORTA)
Dolu deftere ( Nikah Cüzdanına) başka isimler yazılınca yeni defterde Osman hanesi boş kaldığı için ozanımız:
''Ebe ile Osman'ı
Boş deftere yazmalı'' diye kaydeder.
Uluköy'den Keyvan Ahmat'ın Fatma Popas'ta keş kesesini unutur. Geri almaya geldiğinde kese yerinde yok. Kese Gökçeler Mahallesi'nden Akhoca'nın Fatma tarafından alınmıştır. Haber Ozanımıza çoktan uçmuştur. Haberi ozan hemen kayıt altına alır.
Bir dalda iki kiraz
Biri al biri beyaz
Kurban olduğum Alah'ım
Bir kese de bana yaz (Kaynak: Yılmaz ORTA)
Bu geleneği sürdürerek şu anda yaşayanlardan da yakım yakanların varlığı söz konusudur.
Bir örnek:
Kaynak kişi, isim belirtilmesini istediği için isimsiz.
Anne kızının bir gence ilgi duyduğunu, yakınlaştığını sezer ve kızını uyarır:
Kandırırlar bir odaya katarlar
Okka altı yaparlar
Kızlık gider elinden
Kurtulamazsın el âlem dilinden
Kızı annesine cevap verir:
Yeraltında karınca
El uzatma turunca
Ne olur bir kez verince
Toprak dolacak ölünce
(Kaynak: Mehmet TOPDEMİR.)
Bir kaşık verinde çorbanıza bir dalayım
Bir “ dene “ bulabilirsem, alayım
Dene bulamaz, çorbanızda bunalırsam
Varsın, çorbanızda bulanayım, bunalayım
Bekir Hoca( Ünlü
Kaynak Av. Naci SÖZEN
İbrahim ŞAHİN
Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

 


 

A guzum, eskilerden bir anacığın galdı

onun da bir ayağı çukurda

ekinlikte görünmez oldu çekirge

gapandık gapılara göçmez olduk dağ bayıra

şalvarımız, ispanyol dar paça

uçkurumuz kemer oldu

kemer tutmaz belimiz ilahanaya göbek oldu

bağımız bostanımız soldu, yerinde yeller eser oldu

eğsiranı spotula

gabağımız termos oldu

kevkimiz bardak fincan oldu

çatımıza tüneyen guşlar dağların ardına gondu

eşeği takas ettik patpata

saban gayıtını odun ettik ocağa

ot yığmaz olduk gucağa

unuttuk ayranı, soframıza cocola gonur oldu

geysilikte ataş yanmaz

geysilikler yasak oldu

dere kenarı çalılar boş

gocadonlar asılmaz oldu

kimsecikler küllü suyu bilmez

geysiler çamsakızı kokmaz oldu

yeni yetmeler bir geydiğini bidaha geymez oldu

çar çaputa yama vurulmaz oldu.

dağlardan çan sesi gelmez oldu

dağ yolları gözlenmez oldu

daha neler neler….

hepiciği dile geldikçe ananın yüreği sızlar oldu

A guzum,

Bunları mezar daşıma yazıyım demi hemi

geder ayak yüreğim sızladı

heç değil mezarımda kemiklerim sızlamasın

 

İbrahim ŞAHİN

Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

 

Anamur yollarına/ düştüm de geldim

Körkuyu’dan aşağı /geçtim de geldim

Aybaham sularını/ içtim de geldim

Suyunu içtim emme / bahtsız kul oldum

 

Bozdağın yükseğinde/ esen yel idim

Boran tutmuş aşılmaz/ bir bel idim

Kırkkuyular’da açan/ gonca gül idim

Yaban ellere düşmüş/ solan gül oldum

 

Yorulsam da durmadan/ işe başlardım

Ekin peşinde bir de /tavşan taşlardım

Harman biter sonra da /mısır haşlardım

Şimdi ben hasretinde/yanmış kül oldum

 

Göklerde kanat çırpan / turnalar ağlar

Bilirim her ahımda/ pınarlar ağlar

Yasımı tutar yârim /karalar bağlar

Baharda bir filizdim/ kuru dal oldum

 

İbrahim Şahin / Durmuş Ali Özbek

Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

Kırkkuyu’nun,

 

‘’ Kırk kırık küp, kırkının da kulpu kırık küp’’

Gibi bir tekerlemesi yok.

Kırkkuyu’da 40 kuyu var mıdır? Belki günümüzde vardır.  Kırkkuyu adını aldığında Kırk kuyunun olmayacağı kesin. Neden kesin ‘’ Kırkkuyu’’ Gülnarlı ağaların otlağı. Otlağa göçen bir ağa, üç ağa. Yine ağaların sürüleri yaklaşık 8-10km uzaklıkta bulunan Popaskuyusu’ndan (Papaz)sulandığı bilinir Hamit Seydi adına anlatılan iki efsane’den biri Hamit Seydi sürüyü sulamak için Popaskuyusu’na götürmez. Ağaya haber gider ağa takip altına alır. Hamit Seydi bastonunu toprağa batırır, topraktan çıkan su küçük bir göl oluşturur. Ağası ile gözgöze gelen Hamit Seydi oracıkta ölür. Bu olay da gösteriyor ki Kırkkuyu susuz bir otlak.

 

Kırkkuyu’da sayıları üçü beşi geçmeyen Gülnarlılar tarafından kalma kuyu mevcuttur. Bu kuyulardan biri Kırkkuyu Kapısa tarafı girişte, biri Sülüklerin yerindedir. Bu kuyuların derinlik ve çapı 1m’yi geçmez. Bu kuyuların içme suyunu bir müddet karşılayacağı düşünülmekle beraber yaylaların erzak deposu, buzdolabı olarak düşünülebilir. Bu kuyular bildiğimiz toprak kap kaçak şekli suvaya sahiptir. Eski tanıkların anlatımına göre taştan oyulan kuyular kırmızı elenmiş toprakla harç yapılar suvanır, suva kuyu hayvan güpesi doldurularak gübre yakılır, böylece suvanın pişmesi sağlanır.

 

Sonradan Kırkkuyu’da taş yer altına 5m derinlik 5m oyulur sonra beton harcı ile suvanır. Kuyu ağzı dardır genişleme boy oranında genişleyerek 5m ene tabanda erişir. Bu kuyular yağmur ve kar suları ile dolar. Yaz boyu bir ailenin hayvanlarına ve sürülerine yeter.

 

Kırkkuyu geniş bir alana sahip olup bir kısmı Anamur Bahşiş Köyü yaylası bir kısmı Kazancı, bir kısmı Gökçekent yaylasıdır. Bölgenin en yüksek rakım noktası olup oksijenin doruk noktasıdır. O nedenle ağaç türünün olmadığı bölgedir. Sindirimin kolaylaştığı günlük yemek saatinin 5 öyüne çıktığı bölgedir.

 

Gelelim Kırkkuyu mücuzesine:

Kırkkuyu adını kırk kuyudan almamıştır. Kırk kıt olabilir mi? Kıtkuyu. Kuyusu kıt olan, olmayan yayla.

Kesin olan Kazancı kullanım bölümü batı Gazipaşa sınır olan Buzluca mucizesi. Buzluca yöresi adını bulundurduğu su kaynağından almaktadır. Suyu buz kadar soğuktur. Bu su kaynağı dağların eteğinde gördüğümüz şırılayan ya da bunguldayan pınarlara benzemez. Adı ne pınar ne kuyu. Adı buzluca. Yeri tepenin tepesi bir taş altı, bir taş üstü. Ebatı bir çamaşır leğen genişliği var yok. Derinliği üç parmak, beş parmak. Bunguldamaz, şırılayıp akmaz. Suyu anca avucunuz ya da küçük bir tasla alırsınız. Su miktarı ne kadar alırsanız alın hep aynı seviyede kalır. Su hiçbir zaman yosun tutmaz, kurt üretmez. Her daim taze, her daim içilir. Tabi dişlerinizin sızlamasına katlanabilirseniz

 

Benzer su Popaskuyusu’nda mevcuttur. Suyun kaynağı 2-3m derinlikte  2 m çapında bir taş kuyuda bulunur. Su seviyesi 0,5m’dir. Suyu hangi oranda alırsanız alın su seviyesi aynı kalır. Bu kuyu at sürülerinin, davar sürülerinin, sığır sürülerinin sulandığı kuyudur. Sulanan hayvan sayısı binlerin çok çok üstünde. Barındırdığı su seviyesine bakılırsa günlük bir saatlik su ihtiyacını karşılayacak miktarda. Gerçeği öyle olmuyor. Hiçbir yaz bitmemiştir. Hiçbir yaz kurumamıştır. Hiçbir yaz azalmamıştır, artmamıştır.

 

Günübirlik geziye giden gençlerin su seviyesine bakarak bir haftaya kalmaz su biter. Bu yaz kesin kurur.’’ dediklerini duydum. Meraklanmayın gençler Kuyumuz papaz dualı. Suyu bitmez. Kuyu adını çevresinde bulunan bir papasın adından almaktadır.

 

İki su kaynağının sırrı:

Birleşik kaplar kuralı.

Birleşik kaplar kuralına göre iki birleşik kabın su seviyesi su arttırıldığında ya da eksiltildiğinde iki kabın su seviyesi aynı kalır.

 

Bu iki su kaynağında suyun kaynağı ile bulunduğu alan arasında bir eşitliğin söz konusu olduğu, aralarında suyun devir daim ettiği söz konusudur. Devir daim olmayan su birikintisinde su yapısının bozulduğu, suyun mikroorganizmalar ürettiği bilinen konudur. Örneğin yine bölgelerimizde açılan toprak su kuyular vardır. Bu kuyularda eşilen alanın çevre topraktan emdiği su birikir. Su devir daim yapmadığından mikrorganizmalar üretir. Kırkkuyu’da bulunan ‘’Bülke’’ kuyusu buna bir örektir.

 

Bu iki örneğimiz eminim ki Türkiye genelinde örneğine çok az rastlanacak türdedir. Bu iki örneğimiz üniversitelerimizin bir araştırma konusu olabilir.

Bu kuyular çoban bilir, avcı bilir, yolcu bilir. Üniversite bilmez.

Üniversite bilen birinin bu örnekleri üniversitelere bildirmesinde fayda var.

Dünya kültür Varlıkları listesinde böyle bir örnek var mı? Onu da bilen yok.

 

İbrahim ŞAHİN

 




Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.


Bozdağlar

Sahiplerin mi varıdı ne

Bozdağ’da Çolak Hasan

Gabalak’da Tığ Gulak

Popas’ta Armutlu Hasan

Mazak Ali

Sarı Ahmat, İbiş nenem

Kelsu’da kel Çoban

Çölmekci’de Yeter Hasan

Hiç mi hiç yoktu tasan

At, öğrek öğrek…

Sıralananırdı Oluk’a

Goyaklarda cümbüş

Yayılırdı koyun kuzu

Boş kalmazdı yanık tuluk

Kuruyup çatlamazdı bişek

 

Kaç çobana yurt yuva

Her ardıç dibinde bir oba

 

Kaç meçhule kaç mezar

Popas’ta Papaza

Govanlık düzünde Zeynep’e

Bülke’de Hamit’e

 

Adına destanlar yazılsa azdı

Şimdi tepelerinde deve, ayı dikenleri azdı

 

İbrahim ŞAHİN


Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.


Eşeğe bin de gel Demircilik’ten en de gel Gazanbungar’dan su iç de gel Gabağına suyu dolduragel

***

İpini orağını al da gel

Goğantepe’den bak da gel

Göğostos’un destesi bekler yolunu

***

Heybeni torbanı as da gel

Gaşıklık sepetini al da gel

Er üzüm teneledi

çoluk çocuk tadına bakıverin gayrı

***

Aşıverin bayırı Biçiverin çayırı Alıverin ananızın ayır duasını Gelecekseniz yayla göçü göçmeden gelin gayrı

İbrahim ŞAHİN

 

 

Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

 


Dolaştım Zeyve’yi çayı

Mitil attım

Çınar dibi kahveye

Kahveci dayı

Getir demli çayı

Otur karşıma

Yakmasan da olur sobayı

Sırtıma aldım habayı

Hep hüzünlü müdür

Zeyve’nin akan çayı

Tohumluk mudur?

Çiftçinin payı

***

Bulur mudur?

Yağlı bazlamayı

Yülemiş midir?

Baltasını gazmasını

 

Yülemeci göç ettiyse

Ne olacak bahçaların halı

Tezgâhlarda dokunmuyor mu kilim halı

Ne olacak bu köylünün halı

***

Dur be kahveci dayı

Zehir zıkkım ettin

İçtiğim bir bardak çayı

Ver şu zulayı

Sarayım üstüne bir cigara

Yolum düşerse uğrarım bi

Daha

***

İbrahim ŞAHİN

FOTO: Kazancıhaber

 

Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

 


Geli geliver

Tuzu davara veri veriver

Geli geliver

İpi direğe ger geriver

Çulu ipe seri seriver

***

Geli geliver

Keçiyi tutuver

Südünü sağı sağıver

Yoğurdu çalı çalıver

***

Geli geliver

Yayığı kuru kuruver

Bişeğe vuru vuruver

Ayranı köpürdüver

***

Geli geliver

Soğana yumruğu vuruver

Keşi ekmeğe dürüver

İzirap etmeden yiyi yiyiver

***

Geli geliver

Şu kabağı al suya gediver

Ganatlanıp uçuver

Su ilmeden dönüver

***

Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

 


Şehitlerimiz vardır mezarları belli.

Gazilerimiz vardır ünü şanı belli.

Hani şu Yemen ellerimiz vardır türkülerde yer alan

Ne kahramanlarımız vardır; ne yeri belli, ne izi belli.

 

‘’ Ano Yemen'dir gülü çemendir
Giden gelmiyor acep nedendir?
Burası Huş'tur yolu yokuştur
Giden gelmiyor acep ne iştir?’’

 

Türkülerde yer aldığı gibi olmuyor gidip de gelmeyenlerin acısı. Yürek yakanların göçü le unutulup gidiyor hepsinin adı.

Yemen ellerine Baysallar sülalesinden bir Yusuf gider geri gelmez. Torununa adı konur o da askerden dönüşü olmaz. En Son Hasan Ali Baysal büyük oğlunun adını Yusuf koyar. O da askerden geri gelmez.

Bugün adını hiç bilmediğimiz Kazancılı Hüseyin o zaman soyadı yok. Soyu sonradan Songur soyadını almış. 1912 Yılı’nda askere gider. Balkan savaşı yılları, eğitim almış biri. Askerde Mülazımı evvel ( Asteğmen) ya da sani alaylı subay rütbesi alır. O yıllar bugün yüksekokul mezunlarının ‘’Askerlik Görevi’’ni yedek subay olarak yaptığı gibi okuma yazma bilene, medrese tahsili alana eğitim seviyesine göre rütbe verilirmiş.

Hüseyin’in hangi cephelerde savaştığı bilinmez. Kaç yıl askerde kaldığı bilinmez. Tek bilinen cephelerde ölmediği. Savaşlardan sağ çıktığı. Bunu da eşine yazdığı mektuptan anlıyoruz.

Hüseyin,

Yiğit mi yiğit. Çevik mi çevik.

Ne kılıçlara boyun büker ne kurşunlarda can verir.

Savaş biter. Teskeresi cebinde. Köyüne ilk müjdeyi verir:

‘’ Hicaz’dayım, hac farizasını yapıp döneceğim’’

Mektup gelir. Bir kıvılcım ateşi tutuşur eşi Tımbıl Emine’nin gönlünde.

Aylar yıllar geçer. Tımbıl Emine’nin yüreğinde ateş kora dönüşür.

Hüseyin gelmez. Bilinmez Hüseyin’in canını ecel hangi sebep aldı, nerde aldı?

Hani derler ya gelin ata biner ‘’ Ya nasip’’ der.

Nasibi yokmuş Hüseyin’in sılasına kavuşmaya.

Tımbıl Emine tek başına iki yetimle kalır. Büyük oğlu olan Hasan’ı Sarmazı Fevziye Medresesi’ne gönderir. Hasan babası askere gittiğinde iki yaşındadır.

Hasan (1910-2009) yetimliğin, yoksulluğun getirdiği çaresizlikler nedeniyle Medrese eğitimini tamamlayamaz. Sıbyan kısmından ayrılır.

Hasan Harf devriminden sonra yeni harfleri öğrenir. Köy şartlarında dünya klasiklerini okumaya başlar. Arıcıların arılarına bekçilik yaptığı dönemde kendisine azık getiren arıcılara ‘’Azık getirdiniz mi demeden kitap getirdiniz mi?’’ sorusunu sorar.

Hasan Sonradan Çolak Hasan adı ile tanınan halk ozanları kervanında yer alır.

Hasan’ın şiirlerin de babalık sevgisini tatmamış olması, babalık kavramının oluşmamış olması nedeniyle babası adına yazdığı tek satıra yansımasa da şiirlerinde eksiklik sezilir.

Çocuklarına olan sevgisi, düşkünlüğü şiirlerine yansır. Bu da gösteriyor ki kendisinin yaşamadığı sevgiyi çocuklarına yaşatmak istemiştir.

Savaşa gidip dönmeyen Hüseyin’in adını yaşatan torunu Ganı’nın Hüseyin de coronanadan gidince o da gidip gelmeyenler kervanına katılmış oldu. Kim bilecek Yemen ellerinin masal olduğu gibi yıllar sonra corona da masal olacak. Masallarda Hüseyinler olmayacak        Mekanları cennet olsun.

 

 

İbrahim ŞAHİN

 

Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.
sanalbasin.com üyesidir
Düzenleme | Copyright © 2013-2023 | MedER |Medya Ermenek
BİZE ULAŞIN
ghs.google.com
ghs.google.com