M|E Medya Ermenek “EY ALLAH’IM BENİ SENDEN AYIRMA”* - Medya Ermenek Medya Ermenek
Facebookta Paylaş

“EY ALLAH’IM BENİ SENDEN AYIRMA”*

 

 “İnsanın, yalnız Allah’a ihtiyacı var.” L.Wittgenstein  

Modernlik, kadim tarihten, bilme tarzındaki farklılaşmayla başlayan bir sapmadır. Kopernik’ten itibaren, matematik diliyle ifade edilen bir dünya algısı şekillenir ki Kepler, bunu şöyle anlatır; “nasıl göz, renkleri görmek için, kulak, sesleri duymak içinse, akıl da niceliği anlamak içindir”. Bacon’un varoluş üzerinde düşünmenin boş bir çaba olduğunu söylemesi de, bu algıdaki anlamsal boşluğa işaret eder. Matematik diliyle ifade edilebilen bir dünya aynı zamanda Tanrı’ya ihtiyacın olmadığı veya  ‘işlevsiz’ olduğu bir dünyadır. Oysa kadim dünya, ‘Tanrı-insan-tabiat’  arasında fikri bir bağlantının kurulabildiği ve yaradılıştaki kudret ve ahengin tefekkür edilebildiği bir yerdi.**

Bacon’un bilimde yaptığını, Descartes, düşüncede yapar. Onun bütün bildiklerinden şüphe etmesi de, Bacon’un söyledikleriyle aynı kapıya çıkar. Medeniyet idealinin gerçekleşmesinde geliştirici bir faktör olarak kalması gereken bilimin, kutsallık mevkiine çıkmasından sonra, akılda, her türlü bağlılıktan uzak, yegâne belirleyici olduğu bir zirveye tırmanır.*** “Düşünüyorum o halde varım” noktasında; ruhla beden, madde ile şuur, özne ile varlık kesin olarak birbirinden ayrılır. Fakat Descartes, nasıl olupta ruhla bedenin bir arada bulunabildiğini açıklamakta yetersizdir. Yine benzeri çoğaltılabilecek örneklerden biri olarak, her çiçeğin farklı farklı kokması ile bu kokuları ayrı ayrı fark eden bir koku alma duyusunu bir bütün halinde anlama imkânı kaybolmuştur. Modern haritada Tanrı’ya çıkan bütün yollar kapalıdır. Her biri parçalanmış bir gerçeklikten yola çıkan ideolojilerde, bu modern inanca dayanır. Maddecilere göre sadece madde, idealistlere göre ise sadece bilinç gerçektir. Descartes rasyonalizmi, uygulamadaki doruk noktasına Fransa’da ulaşır ve devrimle beraber Katolikliğin yerine getirilmek istenen ‘akıl dini’, eğitim politikalarında da yer bulur.

Bütün bu gidişata karşı en etkili başkaldırı yine içerden, Nietzsche’den gelir. O “Tanrı öldü.“ derken, hayatın bütün canlılığını kaybettiğini anlatır ve “Görünen o ki insan Kopernik’ten bu yana yokuş aşağı gidiyor. Nereye? Hiçliğe mi? “diye yakınır. Düşüncesini, canlı bir hayatın devamlılığı üzerine kuran Nietzsche, akla ve bilime aşırı inanmayla bu hale düşüldüğünü iddia eder. Farklı bir akıl ve bilim teklif etmemekle de aslında kendi zindanını inşa etmiş olur. ”Böyle Buyurdu Zerdüşt “, onun için biraz hava almak için dışarı çıkıp dönmektir sadece. Modern macera bir trajedi ise -ki öyledir, Nietzsche’de bu trajedinin ete kemiğe bürünmüş halidir sanki. Modern insanda, bir dinin pratiklerine uymak yerine, eklektik din veya spritüal arayışlarla zindanda vakit geçiriyor gibidir.

Modern bilme tarzı, Einstein ’in, “Matematik kesin olduğunda gerçeği yansıtmaz, gerçeği yansıttığında kesin değildir.” diye tarif ettiği bir duvara çarpsa da olan olmuş, hakikat algısı derin bir sarsıntıya uğramıştır. Diğer taraftan, hesabiliğin; ahlakı, adaleti ve merhametinin olmadığı gerçeği veya başka bir ifadeyle niceliğin egemenliği, (mesela maddi verimliliğin, iktisadi hayatın tek ölçüsü olması gibi) her alanda devam etmektedir. Birçok batılı aydın derdin ne olduğunda hem fikirdir. Edgar Morin,‘Yolumuzu Değiştirelim’ adlı kitabında ”Baskın tekno-ekonomik düşünce tarzı hesaplamayı insani gerçeklikleri tanımak bakımından ayrıcalıklı yöntem sayıyor (büyüme oranı, GSYH, anketler vs.),oysa acı ve sevinç mutsuzluk ve mutluluk, sevgi ve nefret hesaba gelmiyor.” derken doğru bir tespit yapıyor. Ne var ki ilaç olarak söylediği  ”Medeniyet politikası medeniyetimizin olumlu özelliklerini geliştirirken artan olumsuz özelliklerine karşı durarak icra edilmelidir” sözleri, eğer modern düşüncenin bugününü yansıtma yeterliliğine sahipse Nietzsche’den bu yana hiçbir şeyin değişmediğini gösterir. Ayrıca Morin’in dile getirdiği ‘insani dünyasallaşmanın, esas olarak dünyasallaşmanın ‘insani olmayana’ dayanması dolayısıyla, tıpkı ideolojiler gibi,  boş bir fikir olarak kalacağı o kadar açıktır ki, dahası bu tür fikirlerin devam edip gideceğini tahmin etmek de zor değildir.

Modern tecrübenin ,‘Tanrı-insan-tabiat’ arasındaki bağlantıyı koparmakla, deyim yerindeyse, hayata hayat veren damarları da kopardığı ve bir anlam buhranına yol açtığı çarpıcı bir gerçek. Bu tecrübe, niteliğin/hasbiliğin egemenliğini gerçekleştirememiş bir yağmacı kültürün, elde ettiği iktisadi güç ve dünyevi bir bilme / düşünme tarzıyla, bütün hedeflerinde zıt neticelere ulaşmasını ifade eder.****

Manevi anlamda, çölde başıboş dolaşmaktan bir farkı olmayan modern hayat, hal diliyle, gerçek medeniyetin varoluş bilinci etrafında kurulabileceğini, bu olmadığında insani hedeflere de ulaşılamayacağını söyler. Batı kültürü, eğer düşünme körlüğünü tedavi edebilirse, niteliğin / hasbiliğin ne olduğunu, hep sömürüp aşağıladığı, ‘ötekinin tarihi’nde görebilir.

Kadim tecrübenin gösterdiği bir gerçektir ki, niteliğin egemenliği vahyin rüzgârıyla dalgalanır. İyiye/doğruya ve güzele samimiyetle bağlı bir toplumun, hayatı bir bütün olarak kavrayacak bir bilme ve düşünme tarzıyla, insanlığın, ‘dünya varmış ‘diyeceği bir hayat tarzının mümkün olduğunu gösterme imkânı hep vardı zaten. Bunu gerçekleştirecek olan kültür de,  hiç şüphe yok ki “Ey Allah’ım beni senden ayırma” diyen bir kültürdür.

Mustafa KENARLI

Yararlanılan Kaynaklar:

1) Dünya’nın Sonbaharı, Âdem İnce, Dr.

2)Bilim Susunca, Alper Bilgili, Dr.

3)Din ve Sekülerleşme Ramazan Altıntaş, Prof. Dr.

4)Modern Düşüncenin Felsefi Temelleri, Tuncay İmamoğlu, Prof.Dr.

5)Üç Tanrı Anlayışı, Ergun Yıldırım, Prof.Dr

6)Batının Sekülerleşme Süreci, Çağrı Taşgetiren, Dr.

7)”Ben Böyle Düşünüyorum Demekle Olmuyor!” Alev Alatlı

8)Yolumuzu Değiştirelim, Edgar Morin

Dipnotlar:

*Eşrefoğlu Rumi Hz.nin münacatı.

**Aydınlanma düşünürleri, nicel sınırlar içinde kalan bir akıl ve nesnel bir bilgi türüyle, mükemmel bir insan ve toplum hayali kuruyorlardı. Bu şekilde ancak mükemmel bir makine yapılabilir ama o makineyi yapan insanın mükemmel olması ne kadar mümkündür!   Makul olmaktan bu kadar uzaklaşmanın açıklanabilir sebepleri Avrupa ortaçağında görülebilir. Yalnızca hayvanlar hakkında açılan davalar ve yargılamalar bile örnek olarak yeterli olabilir!

***Bilimin kutsal kitap seviyesine çıkması ve aklın peygamber rolünü oynaması gibi ilginç benzerlikler kurulabilir. Keza kadim zamanlarda kutsal kitapların tahrif edilmesiyle bilimin yanlış kullanılması arasında da ilginç benzerlikler vardır. Sosyal ve siyasi güçlerin bilim üzerindeki etkileri ile ilgili birçok örnek bulunabilir. Batıda bilim felsefesi alanında, P. Feyerabend’in ‘Bilim Kilisesi ‘ ve T. Kuhn’un ‘Bilimsel Devrimlerin Yapısı ‘gibi başyapıtların olduğu bir gelenek devam ediyor.

****”Kapitalizmin ortaya çıkışında Rönesans sıkça işaret edilen bir dönemdir. Bu dönem Avrupa’nın Amerika kıtasının zenginliklerini kıtaya taşıdığı ve bu zenginlikler sayesinde Uzakdoğu ile ticaret hacmini genişlettiği dönemdir. Bu dönemi işaret edenler arasında Immanuel Wallerstein, Werner Sombart ve Karl Marx gibi isimler dikkat çeker.”(Medeniyet Endüstrisi, Abdullah Metin, Dr.)

YAZARLAR SAYFASINA ==>>>
Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

Hiç yorum yok:

Yorum Kuralları
Yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret, küfür, aşağılayıcı, küçük düşürücü, pornografik,
ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici,
yorumların her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu yorumcuya aittir.
İsimsiz yazılan yorumlar bir saat içinde sistem tarafından otomatik olarak silinir.

sanalbasin.com üyesidir
Düzenleme | Copyright © 2013-2023 | MedER |Medya Ermenek
BİZE ULAŞIN
ghs.google.com
ghs.google.com