Sorkun
kelimesinin Osmanlı devrinde asıl yazılışı Sorkun şeklindedir. Bazı kaynaklarda
Sorgun, Sorhun vb. şeklinde de görülebilmektedir.
Sorkun
kelimesinin Çobanoğulları Beyliği zamanında Türk soylu bir Moğol generalinin
(Sorkhon Shira) adından geldiği de söylenir. Diğer yandan Farsçada ise çiçek ve
söğüt ağacı, sepetçi söğüdü anlamına geldiği bilinir.
Bizim bildiğimiz Sorkun kelimesinin
anlamı ise; yüksek
dağların, yaylaların yükseltili sırt ve eteklerini oluşturan arazilerin güney
yöndeki alan üzerine hilal şeklinde sayvantların yapıldığı yazlık yerleşke
olduğu yer şeklindedir. Sayvantların neden
hilal şeklinde sıralanarak yapıldığını ise göçebe Türk Oymanlarının Orta
Asya’dan beraberlerinde getirdikleri yerleşme düzeninde güvenliği ön planda
tutan bir anlayışın Taşeli’nde uygulanmış halidir. Bir nevi Türklerin savaş taktik
ve tekniğinin yerleşkelerine yansıtmalarıdır. Bir yandan da yüz yıllardır bu
yerleşke üzerinde ortada bulunan iki su kaynağının önüne dikilmiş söğütler
ikinci anlamını da yansıttığını söylesek de bu söğütlerin sepetçi söğüdü olmadığı
da bilinir.
Yukarı
Çağlar yaylasında bulunan Sorkun’da bulunan iri yapılı söğütler ya zorlu kış
şartlarına dayanamayıp yıkılmış, ya da susuzluktan kurumuşlardır. Yünümüzde
yakın zamanda dikilmiş kavak ağaçları yeşilliklerini sergilemektedirler.
Sorkun, 1980’li
yıllara kadar Yukarı Çağlar köy halkının yarı göçebe hayatını sergilediği
önemli bir yazlık yerleşkesi idi. Makineli tarıma geçiş sonrası hayvancılık
bitmiş, yolların makine ile kısalması artık Sorkun’da konaklamayı da alıp
götürmüştür.
Yukarıda bahsi
geçen sayvant kelimesi genelde köy dilinde oba olarak söylenir.
Oba; dört
taradı taş duvarla örülmüş bir kapısı olan direk ve pardı ile kapatılıp üstü
topraklı ancak bir metre kadarı önden boydan boya açık bırakılan basit
konuttur. Üstteki açık bırakılan kısım hem aydınlanmayı, hem de oba içinde
yakılan ateşin dumanının rahat bir şekilde çıktığı yerdir.
Obanın
kapısı da basittir. Duvardaki deliklere takılan bir sopa üzerine bir çulun
örtülmesi ile kapatılırdı. Ancak gerçek kapı şekline yakın kapılar da takıldığı
görülürdü.
İZVİT YAYLASI DESTANI
Hasretin var acı geçer günlerim,
Sorulmaz ki senden ayrı dünlerim,
Karıştı da gece gündüz yönlerim
Gelirsen görürsün bizim yaylayı.
Neyleyim gurbeti, sende gözüm var,
Sana derim Sorkun, sana sözüm var,
Öküz güttüm her taşında izim var,
Gelirsen görürsün bizim yaylayı.
Sorkun’da obamız taşın başında,
Keçiler tuz yalar tuzluk taşında,
Muradım kaldı da ayran aşında,
Gelirsen görürsün bizim yaylayı.
Akşam olur evden azık beklerim,
Aklıma köy gelir bir of çekerim,
Gıncıllağa biner hoplar sekerim,
Gelirsen görürsün bizim yaylayı.
“Sarıçkırı” uzak yayla sınırı,
“Mümüngölü”öte “Alıçlıkır”ı
“Yüksekeşme”de kaçırdım katırı
Gelirsen görürsün bizim yaylayı.
“Ayıbeleni”nden köye bakılmaz,
“Atlıca” suyundan içsen bıkılmaz,
Bozarmudun dalı diken çıkılmaz,
Gelirsen görürsün bizim yaylayı.
“Atlıca”da güreş tutup toyladım,
“Işıklar”da dikili taş oynadım,
“Kokarkuyu”da kurt gördüm hoyladım,
Gelirsen görürsün bizim yaylayı.
“Göbekli”nin düzü,”Galeyçini”ni
“Çayıryur”,” Garaeğrik”,”Abdalini”
Şartlar zor bilseniz köyün halini,
Gelirsen görürsün bizim yaylayı.
Mahkeme görülmüş “Mahkemardıç”ta,
Toprak bizim zaten vermiş yargıçta,
Tarihi bilinmez, bilmem ki kaçta,
Gelirsen görürsün bizim yaylayı.
“Sazkaba” da vardır bir de mezarlık,
Kayadan damlıyor suyu nazarlık,
İçmek için yoktur asla pazarlık
Gelirsen görürsün bizim yaylayı.
“Yanaltaş”ta yedik deli batırma,
Şaşma tohumundan hibrit bastırma,
Lezzeti unutma canı bıktırma,
Gelirsen görürsün bizim yaylayı.
“Halkalı”ya geçip derdim ekini,
Erkenden yükledim yükün tekini,
Çok şükür yedi yük kadar yekûnu
Gelirsen görürsün bizim yaylayı.
“Gocatalla” uzak varsan varılmaz,
“Kolankaya” dersen hiç de sorulmaz,
“Eşme”ye yurt tutmuş geri dönülmez,
Gelirsen görürsün bizim yaylayı.
“Hasanlarini”ne varışım seyrek,
“Kızılkuyu” nerde, ya “Alayörek”
“Erkeçini”nden su içmemiz gerek
Gelirsen görürsün bizim yaylayı.
“Küllükalanı”nda küllüdür inler,
“Yüksekeğrik” öten kekliği dinler,
Çobanlık zor iştir kararır tenler,
Gelirsen görürsün bizim yaylayı.
“Dedeçelebikoyağı” suyun yatağı,
“Çığralı” önünün bozdur toprağı,
Atamız Sorkun’da kurmuş otağı,
Gelirsen görürsün bizim yaylayı.
“Gocagır”da gene koru verilse,
“Yanaltaş”tan gelen bekçi görülse,
“Gölyeri”ne koyun kuzu sürülse,
Gelirsen görürsün bizim yaylayı.
“Faraçalanı”dır mantarın yurdu,
Uyuşuk yılanı görüp de durdu,
Elindeki sopayı kaldırıp vurdu,
Gelirsen görürsün bizim yaylayı.
Sıcakta öküzüm böğelek tutar,
Ekmek alasını karöküz yutar
Avcılar uzaktan tüfeğin atar
Gelirsen görürsün bizim yaylayı.
Heybenin gözüne çocuk bindirdik,
“Yükdibi”ne geldik yükü indirdik,
Testiyi kaldırıp suyu yandırdık,
Gelirsen görürsün bizim yaylayı.
Yağlıpınar’dan geçer yörük göçleri,
Sürünün lideri yağız koçları,
Kuşlara yuvadır kepir içleri,
Gelirsen görürsün bizim yaylayı.
Derince koyakta “Taspınar” vardır,
Suyunun kaynağı bol yağan kardır,
Avuç avut suyu yandır ha yandır,
Gelirsen görürsün bizim yaylayı.
“Talvar”dan yürüdüm Hombul’a indim,
Bekçiyi görünce “Tuzla”ya döndüm,
“Alıçini”ne varıp gölgede dindim
Gelirsen görürsün bizim yaylayı.
“Körellez” zirvede, ekini yavan,
Karnını doyurur burada hayvan,
Önü yörük yolu geçiyor kervan,
Gelirsen görürsün bizim yaylayı.
“Ardıçarası”nda görmüş tavşanı,
Ta “Çakılardı”ndan almış nişanı,
Avcının her daim atmaktır şanı,
Gelirsen görürsün bizim yaylayı.
Ayrancı’da buğday olsam derilsem,
Taşharman’da harman olsam sürülsem,
Yük yükleyip Keben’inde görülsem
Gelirsen görürsün bizim yaylayı.
“Kösemusa” uzun verimli düzlük,
“Eriklikuyu”nun ederi bir yüzlük,
“Çillengiç”in düzü sanki bir tozluk,
Gelirsen görürsün bizim yaylayı.
“Kayabaşı” yelin estiği yerdir,
Ağustos ayında ekinin derdir,
Nohudunu yolma vaktine erdir,
Gelirsen görürsün bizim yaylayı.
“Naşalyeri”ni gör koş git sekerek,
“Evgoyağı”görsen tamı beş evlek,
“Sıraharmanlar” da yel bekleyerek,
Gelirsen görürsün bizim yaylayı.
“Atlangıç”geçip çok öküz güttük,
Dikenler içine yüz üstü düştük,
Harmanı kaldırıp biz köye göçtük,
Gelirsen görürsün bizim yaylayı.
Öküz ağızlama harmanın sonu,
Artık ne ekin kalır ne de bir koru,
“Serper”de çimmektir şimdi tek konu,
Gelirsen görürsün bizim yaylayı.
Öğürekler mandıraya gelmiyor,
Çayırlarda kimse harman sürmüyor,
Kaynaşma bitmiş de kimse bilmiyor,
Gelirsen görürsün bizim yaylayı.
Sorkun’a yapılmış taştan bir mescit,
Kapı yok, baca yok sanki bir tecrit,
Yıkılmış o sayvantlar günlük gel git,
Gelirsen görürsün bizim yaylayı.
Oğluna kızına yaylayı gezdir,
Bu toprak bizimdir her daim sezdir,
Göz diken olursa canından bezdir,
Gelirsen görürsün bizim yaylayı.
Özbekoğlu şimdi dertli ne çare,
Heybesi eskimiş olmuş bin pare,
Kalmadı takati bitkin biçare,
Gelirsen görürsün bizim yaylayı.
31.05.2020
Durmuş Ali ÖZBEK
durmusaliozbek@hotmail.com
Saymışsın hep tarlaları,
Hiç işin yok mu kardeşim?
Yad ettim hatıraları,
Ben de yaşamış gezmişim.
Ot yolmuş ekin dermişim,
Yük çekip düven sürmüşüm,
Ter döküp emek vermişim,
Yorulup candan bezmişim.
Çiğdem söktük, sığır güttük,
Taşlı yollardan çok gittik
Goyaklarda palaz tuttuk,
Kuş tutup yuva bozmuşum.





















































.gif)
Bilgiler ve şiir için teşekkürler.
YanıtlaSilDuygu ve düşüncelerine sağlık çok güzel dile getirmişsiniz. Oba tarifini çok doğru say ant bombeli kapalı sadece kapısından ışık alan obalara denirdi. Biz hep dedemin sayvandına göçerdik arkasında dayımın obası vardı
YanıtlaSil