ZAMANIN İZİNDE

ZAMANIN İZİNDE

  Zaman bir aynadır, kırık dökük,  Geçmişin yankısıdır her bir kök.  * Umut bir bulut, gökyüzünde nazlı,  Gerçek, sislerin ardında saklı.  * Yollar çatallanır, belirsiz ufukta,  Her seçim bir iz bırakır ruhumda.  * Hayat...

GÜNCEL YAYINLAR

ZAMANIN İZİNDE

ZAMANIN İZİNDE

RESULULLAH BİZİM ROL MODELİMİZDİR

RESULULLAH BİZİM ROL MODELİMİZDİR

İnsanlık tarihi boyunca, toplumlara rehberlik eden ve yol gösteren pek çok lider, düşünür ve öğretmen gelmiştir. Ancak Resulullah Hz. Muhammed (sav), sadece bir...

ZAMANIN İZİNDE

ZAMANIN İZİNDE

  Zaman bir aynadır, kırık dökük,  Geçmişin yankısıdır her bir kök.  * Umut bir bulut, gökyüzünde nazlı,  Gerçek, sislerin ardında saklı.  * Yollar çatallanır,...

GAZ OCAĞI

GAZ OCAĞI

  -Yaşanmış Küçük Öykü- 1970 yılıydı. Henüz on yaşındaydım. Babam Konya’dan köyümüze dönüşünde bir gaz ocağı alıp gelmişti. Babam, gaz ocağının gövdesindeki kapağı açıp içine...

GÜL İLE BÜLBÜL

GÜL İLE BÜLBÜL

  Efsaneye göre; “Bir zamanlar beyaz bir gül goncası, inatçı bir şekilde açılmayı reddedermiş. Bülbül güle duyduğu sevgisinin karşılık bulacağı anın hayaliyle yaşarmış. Bülbül,...

AĞLAYAN YABAN KEÇİSİ

AĞLAYAN YABAN KEÇİSİ

  Zamanın birinde, Orta Toroslarda Taşeli Yöresinde sarp dağların doruklarında, yalnız bir yaban keçisi yaşardı. Ancak bu keçi diğerlerinden ayrılırdı; gözlerinde her zaman bir hüznün izleri vardı. Dağın eteklerindeki köylüler, ona...

SÖYLEŞİ

SÖYLEŞİ

  Bu alanda söyleşiler yer alacak. ...

MARİFETİ SAMİMİYETİ OLAN “BİR YIĞIN SÖZ” ŞİİR KİTABI

MARİFETİ SAMİMİYETİ OLAN “BİR YIĞIN SÖZ” ŞİİR KİTABI

  Kitaptaki şiirler kapağındaki samimiyet ifadesini hak ediyor. "Samimiyet"i kitabın her sayfasında bulacaksınız. Tüm şiir severlerin mutlaka okuması gerektiğini düşünüyorum ve tavsiye ediyorum... Şair, bu dünyadaki yaşamı ve herkese hitap eden...

ÎMANDAN İRFÂNA...

ÎMANDAN İRFÂNA...

  Ecnebî ifadeyle «motive edici» bir tarafı var sene-i devriyelerin; kırkıncı, yetmişinci, yüzüncü ve bininci yılların... Kur’ân-ı Azîmüşşân’da Rabbimiz de; insan için kırk yaşına varmaya dair bir tefekkür ve duâ açmış:...

ANALAR AĞLAR

ANALAR AĞLAR

 Yıkıldı haneler, hep viran oldu,Yavrusun yitirmiş, analar ağlar.Göçükte insanlar, yüzleri soldu,Yavrusun yitirmiş, analar ağlar. Sabah çok yakındı, dağlar titredi,Fay hattı kırıldı, toprak kükredi,Depreme yutkunan, tipler...

ZAMANIN İZİNDE

ZAMANIN İZİNDE

  Zaman bir aynadır, kırık dökük,  Geçmişin yankısıdır her bir kök.  * Umut bir bulut, gökyüzünde nazlı,  Gerçek, sislerin ardında saklı.  * Yollar çatallanır,...

ABDULLAH ÖZBEY KİMDİR?

ABDULLAH ÖZBEY KİMDİR?

  1958 yılında Karaman Ermenek'te dünyaya gelen Özbey, ilk, orta ve lise öğrenimini Ermenek'te tamamladı. 1981 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. 1982...

 


Zaman bir aynadır, kırık dökük, 

Geçmişin yankısıdır her bir kök. 

*

Umut bir bulut, gökyüzünde nazlı, 

Gerçek, sislerin ardında saklı. 

*

Yollar çatallanır, belirsiz ufukta, 

Her seçim bir iz bırakır ruhumda. 

*

Hayat bir nehir, akışı meçhul, 

Her damlası anılarda mahfuz. 

*

İnsan bir yolcudur, yorgun ve sessiz, 

Kalbindeki ateş bazen sönmüş, bazen iz. 

*

Kelimeler köprüdür, suskunluğa inat, 

Her harf bir çığlık, her cümle bir kanat. 

*

Dünya bir sahne, perde açılır kapanır, 

Her hikâye bir gün sona dayanır. 

*

Umut yine doğar, küllerden âzâde, 

İnsan direnir, sonsuzluk murâd eyle.

*

26.01.2025 Ankara

Durmuş Ali ÖZBEK

Eğitimci Yazar

Kültür  Bakanlığı Halk Şairi

*

Mahfuz:  korunmuş, saklanmış, saklı.

Azade: başıboş, bağımsız, özgür, erkin

 

https://edebiyatevi.com/yazi/301962/zamanin-izinde

Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.


İnsanlık tarihi boyunca, toplumlara rehberlik eden ve yol gösteren pek çok lider, düşünür ve öğretmen gelmiştir. Ancak Resulullah Hz. Muhammed (sav), sadece bir lider ya da öğretmen değil, aynı zamanda tüm insanlık için örnek bir yaşam modeli sunan bir peygamberdir. Onun hayatı, sözleri ve davranışları, Müslümanlar için rehber niteliğindedir ve her çağda insanlığa ışık tutmaya devam etmektedir.

Resulullah’ın Örnek Kişiliği

Hz. Muhammed (sav), ahlakı ve davranışlarıyla insanlık için en güzel örneği teşkil etmiştir. Kur’an-ı Kerim’de Allah, Peygamber Efendimiz hakkında şöyle buyurur: “Andolsun ki, Allah’ın Resulü’nde sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çokça zikredenler için güzel bir örnek vardır.” (Ahzab Suresi, 21. Ayet). Bu ayet, onun hayatının her yönüyle örnek alınması gerektiğini açıkça ifade etmektedir.

Resulullah’ın en dikkat çeken özelliklerinden biri dürüstlüğüydü. Henüz peygamberlik gelmeden önce bile Mekke halkı ona “El-Emin” yani güvenilir kişi lakabını vermişti. Ticaretle uğraştığı dönemde de her zaman dürüstlüğüyle tanınmış, kimseye zarar vermemiş ve kimsenin hakkını yememiştir. Bu özellik, günümüzde ahlaki değerlerin zayıfladığı bir dünyada bizlere çok önemli bir ders vermektedir.

Aile Hayatında Örnekliği

Resulullah’ın aile hayatı, sevgi, saygı ve anlayış üzerine kuruluydu. Eşleriyle olan ilişkilerinde her zaman nazik, sabırlı ve anlayışlıydı. Onlara asla sert davranmaz, en küçük meselelerde bile fikirlerini alırdı. Çocuklarına ve torunlarına karşı da son derece şefkatliydi. Torunları Hasan ve Hüseyin’i omzuna alıp sevgiyle oynatması, onun çocuklara olan sevgisinin en güzel örneklerinden biridir.

Modern dünyada aile bağlarının zayıfladığı bir dönemde, Resulullah’ın aile hayatındaki bu örnek tutumu bizlere önemli mesajlar vermektedir. Sevgi, saygı ve anlayışın hakim olduğu bir aile yapısı, sağlıklı bir toplumun temelini oluşturur.

Toplumsal İlişkilerdeki Örnekliği

Resulullah yalnızca ailesine değil, toplumdaki herkese karşı da adil ve merhametliydi. Müslüman olmayanlara bile her zaman hoşgörüyle yaklaşmış, onların haklarını korumuştur. Medine’ye hicret ettikten sonra farklı dinlere mensup topluluklarla bir arada yaşarken adaletli bir yönetim sergilemiş ve herkesin huzur içinde yaşamasını sağlamıştır.

 

Onun toplumsal ilişkilerdeki bu örnek tutumu, günümüzde hoşgörüsüzlük ve ayrımcılığın arttığı bir dünyada her birey için ilham kaynağıdır. İnsanların farklılıklarına saygı göstermek, adil olmak ve başkalarına merhametle yaklaşmak, Resulullah’ın hayatından öğrenebileceğimiz en önemli derslerden biridir.

Sabır ve Metanetin En Güzel Örneği

Resulullah’ın hayatı zorluklarla doluydu. Peygamberlik görevi başladığında Mekke halkının büyük bir kısmı ona karşı çıktı ve ona inanmadı. Hakaretlere maruz kaldı, taşlandı, hatta öldürülmek istendi. Ancak o, hiçbir zaman sabrını yitirmedi ve davasından vazgeçmedi. Her zaman metanetini korudu ve insanlara doğru yolu göstermeye devam etti.

Sabır, insan hayatında çok önemli bir erdemdir. Günümüzde karşılaştığımız zorluklar karşısında Resulullah’ın sabrını hatırlamak, bizlere güç verebilir. Onun hayatı, sabrın sonunda mutlaka başarıya ulaşılacağını gösteren en güzel örnektir.

İbadet Hayatında Örnekliği

Resulullah’ın ibadet hayatı da bizler için önemli bir rehberdir. O, Allah’a olan bağlılığını her an hissettiren bir yaşam sürmüştür. Geceleri uzun uzun namaz kılar, dualar ederdi. Ancak ibadetlerini sadece kendisiyle sınırlamaz, ümmetine de öğretirdi. Namazda huşu içinde duruşu, dualarındaki samimiyeti ve Allah’a olan teslimiyetiyle bizlere ibadet bilincini en güzel şekilde göstermiştir.

İbadetlerinde gösterdiği denge de dikkat çekicidir. Ne sadece ibadetle meşgul olmuş ne de dünya işlerini ihmal etmiştir. Bu denge, modern çağda dünya ile ahiret arasındaki dengeyi kurmak isteyen herkes için yol göstericidir.

Sonuç

Resulullah Hz. Muhammed (sav), hayatının her alanında bizler için eşsiz bir rol modeldir. Onun dürüstlüğü, sabrı, adaleti, sevgisi ve Allah’a olan bağlılığı, her çağda insanlığa rehberlik etmeye devam etmektedir. Günümüzde bireysel ve toplumsal sorunlarla karşı karşıya kalan herkesin onun hayatını daha yakından incelemesi ve örnek alması büyük önem taşımaktadır.

         Unutulmamalıdır ki Resulullah’ın hayatını örnek almak demek sadece onun sözlerini tekrar etmek değil, aynı zamanda onun ahlakını yaşamımıza yansıtmaktır. O’nun izinden gitmek; dürüst olmak, adaletli davranmak, sabırlı olmak ve insanlara merhametle yaklaşmak demektir. Bu değerleri hayatımıza taşıdığımızda hem bireysel huzura kavuşabilir hem de daha adil ve barış dolu bir toplum inşa edebiliriz.

         Resulullah bizim rehberimizdir; onu tanımak, anlamak ve onun izinden gitmek hepimizin sorumluluğudur.

20.01.2025 Ankara

Durmuş Ali ÖZBEK

Eğitimci Yazar

Kültür Bakanlığı Halk Şairi

https://edebiyatevi.com/yazi/301959/resulullah-bizim-rol-modelimizdir

Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

 


Efsaneye göre;

“Bir zamanlar beyaz bir gül goncası, inatçı bir şekilde açılmayı reddedermiş. Bülbül güle duyduğu sevgisinin karşılık bulacağı anın hayaliyle yaşarmış.

Bülbül, baharın gelişiyle birlikte gülün en üst dalına konup beklemeye koyulmuş. Ancak günler ve geceler süren bu bekleyiş, bülbülü yorgun düşürmüş.

Bir an dayanamaz ve dalda uykuya dalmış. Uyandığında ise gülün açıldığını, ancak güzelliğini başka bir âşıkla paylaştığını görmüş.

Bu manzara bülbülü derinden yaralamış. Büyük ve bir kedere boğulmuş. Acısına dayanamayıp kendini konduğu daldan aşağı bırakıvermiş. Düşerken gülün dikenleri bülbülün bedenini parçalamış. Kan revan içinde gülün dibine ulaşıp oracıkta can vermiş.

Rivayete edilir ki; o günden sonra güller, bülbülün dökülen kanları nedeniyle kırmızı açmaya başlamışlar. (Anonim)”

Sonuç:

Gül İle Bülbül, eski zamanlardan bugüne kadar anlatılagelen hüzünlü bir aşk efsanesidir.

Derler ki; beyaz bir gonca gül ile ona delicesine âşık olan bülbülün trajik öyküsüdür. Gül, bülbülün aşkına karşılık vermez ve onun sevgisine kayıtsız kalır. Buna rağmen, bülbül umudunu hiç kaybetmez, gülün açmasını sabırla bekler.

Bu efsane, insanın sevgi uğruna çektiği acıları ve fedakârlıkları anlatırken, aynı zamanda karşılıksız aşkın hüzünlü yanını da gözler önüne serer. Aşkın bazen karşılık bulmadığında bile ne kadar güçlü olabileceğini ve sevgi uğruna yapılan fedakârlıkların nasıl unutulmaz izler bırakabileceğini anlatır.

Gülün beyazdan kırmızıya dönüşmesi, bülbülün çektiği acıların ve onun saf sevgisinin bir sembolü olarak kabul edilir. Gül ve bülbül arasındaki bu ilişki, edebiyat ve sanat dünyasında da sıkça işlenen bir tema olmuş, şiirlere, şarkılara ve hikâyelere ilham vermiştir.

Sonuç olarak, bu masal bize sevginin ne denli güçlü bir duygu olduğunu ve onun izlerinin nesiller boyunca nasıl taşınabildiğini gösterir. Gülün kırmızı rengi, bülbülün aşkının ve fedakârlığının bir hatırası olarak her zaman hatırlanacaktır.

***

BÜLBÜL

*

Nemrut’un ateşi harlanıp yandı,

Bunu gören bülbül bir suya bandı,

Gagasına su alıp ateşe kondu,

Bu suyla bu ateş, sönmez dediler.

*

Cibril yetişti de tuttu bülbülü,

Bülbülün gözünden kalkmış da tülü,

Gülistan kokuyor İbrahim gülü,

Tutuldu da dili onmaz dediler.

Cibril gül gösterdi, senindir dedi,

Sevinçten yüreği tir tir titredi,

Bülbül kondu gülü zikre ekledi

Dikensiz güllere konmaz dediler.

Göç eylerken bülbül Mısır’da Nil’e,

Hediye mi geldi sana bu çile,

Gül mü dikilir hiç bulanık mile,

Bülbüle gülünden dönmez dediler.

Özbekoğlu sen de derdini deşme,

Kazılırsa su çıkar çöldeki eşme,

Rabbini zikreder göz iki çeşme,

Kalbinde sızısı dinmez dediler.

11.12.2024 Ankara

Durmuş Ali ÖZBEK

Kültür Bakanlığı Halk Şairi

*

"NOT: Bu şiir bir hikâyeden yola çıkılarak yazılmıştır. İslami kaynaklardan ayrı olarak hikâye edilmiştir."

Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

 


Zamanın birinde, Orta Toroslarda Taşeli Yöresinde sarp dağların doruklarında, yalnız bir yaban keçisi yaşardı. Ancak bu keçi diğerlerinden ayrılırdı; gözlerinde her zaman bir hüznün izleri vardı. Dağın eteklerindeki köylüler, ona "Ağlayan Yaban Keçisi" adını vermişti.
Halk, yaban keçisinin neden ağladığını sürekli sorgulardı. Kimi yalnızlık sebebiyle yas tuttuğunu düşünür, kimiyse geçmişte meydana gelen bir olayın onu derinden yaraladığını hayal ederdi. Fakat kimse onun sırrına vakıf değildi.
Bir gün, Ali adında genç bir çoban, bu hüzünlü sırrı çözmeye niyet etti. Günün ilk ışıklarıyla yola çıkıp dağa tırmanmaya başladı. Zirveye vardığında, onu yüksek bir kayanın üzerinde, yapayalnız otururken gördü. Yavaşça arkadaşça bir tonla konuya girdi:
"Ey güzel dost, neden gözlerin sürekli ıslak? Hangi kara düşünceler ruhunu bu kadar eziyor?"
Keçi, derin bir bakışla Ali’nin gözlerine dikildi ve usulca bir damla gözyaşı yanağından süzüldü. Ardından, şaşırtıcı bir şekilde insan misali dile geldi:
"Sevgili çoban, hikâyem hem uzun hem de kederlidir. Bir zamanlar hiç yalnız değildim. Ai-lemle bu dağlarda beraber, huzur içinde yaşar dururduk. Ancak bir gün avcılar buraya geldi. Onlar beni ele geçiremedi belki, ama canım ailemi benden çaldılar. İşte o günden beri bu dağlarda yalnızlığıma mahkumum."
Keçinin anlattıkları Ali’nin içini derinden dağladı. Ona yardım etmek istiyordu ama nasıl edeceğini bilemedi. Derin bir düşünce kuyusunda debelendikten sonra sordu:
"Senin için ne yapabileceğimi söyle. Mutluluğunu geri kazandıracak bir şey varsa o benim vazifemdir."
O an keçinin yüzünde hafif bir tebessüm belirdi ve şöyle yanıtladı: "Tek dileğim, dağlardaki diğer hayvanları avcıların ellerinden kurtarman. Eğer bunu başarırsan, gözyaşlarım bir gün belki sonsuza kadar kurur."
Ali, keçinin sözlerini bir vasiyet gibi kalbine yazdı. O günden itibaren hem dağlarda yaşayan bütün canlılara sahip çıktı hem de köydeki insanlara hayvanların ve doğanın ne kadar kıymetli olduğunu öğretti. Zamanla avcılar o bölgeden el çekti, hayvanlar yeniden huzur buldu.
Ve o günden sonra kimse, Ağlayan Yaban Keçisinin gözlerinde bir damla yaş görmedi. Çünkü artık arkadaşı olduğunu ve hiç yalnız olmadığını kalben biliyordu.
Not: Bu Yazı (Masal) Ali Bayındır ve Yaban Keçileri İçin Yazılmıştır
27.12.2024 Ankara
Durmuş Ali ÖZBEK
Emekli Öğretmen Yazar
Kültür Bakanlığı Halk Şairi





Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.


Bütün canlı türleri arasında akıl gibi bir ayrıcalığı da bulunan insanoğlunun; doğal ve beşeri hayatın dengelerini bozması, zulmü ve ahlaksızlığı hâkim kılması, tamda bu ‘ayrıcalığın’ inşa edilmesindeki anlamsal boşluk dolayısıyladır. Hayatı anlamayla ilgili temel bir yol ayrımı vardır insanın. Ya var oluşun ötesine açılan bir akıl, ya da evrenin yapı ve işleyişine indirgenen bir akıldır bu.

Evrenin varoluşundaki olağanüstülük, günlük hayatın düşünme alışkanlıklarını aşan bir zihinsel çaba gerektirir: Evrenin görünen alanı tahminen 35 milyar ışık yılı genişliğinde ve burada 200-500 milyar galaksi, her galakside de 100 milyar-1 trilyon yıldız bulunuyor. Evrenin asıl bölümü ise görünmüyor ve genişlemeye devam ettiği içinde, büyüklüğü tahmin bile edilemiyor.(1)

Doğal bir güzellik karşısında huzur bulan insan ruhunun, bu görkem karşısında duyarsız kalması, olsa olsa tabii varlığına yabancılaşmasıyla izah olunabilir. Sanki evrendeki bu dil, ebedi bir hayata çağırmakta, tevazuu ve mesuliyeti öğütlemektedir. “Şüphesiz göklerde ve yerde inananlar için (Allah’ın varlığına, birliğine, kudretine) işaretler vardır.”(2)

İndirgemeci aklın tercih edilmesi, insanlığa ve evrene yabancılaşmanın da başlangıcıdır aslında.

Bu aklın şekillendirdiği, maddeci kültürün en şedit zamanlarında(19.Asır), ‘dinlerin kökeni ‘meselesi de ihmal edilmemişti. İnsanın tanrılaştırma eğilimiyle ilgili bolca malzeme de bulunmuştu. Diğer taraftan hiçbir kültür yoktur ki Yaratıcı irade ile bir bağı olmasın.(3)

Gerçekte Yaratıcı iradenin müdahalesi “semavi dinlerle” başlamadığı gibi, insandaki bu eğilimde yok olmamıştır. Oysa ”Göklerin ve yerin mülkü onundur; çocuk edinmedi ve mülkte ortağı da yoktur; her şeyi yarattı ve bir ölçüye göre takdir etti”(4)

Din, hikmet, hak ve batıl gibi kavramlar, dünyevi bir muhtevaya sahip değildir ve indirgemeci aklın, aslına nüfuz edemeyeceği bir aşkınlık ifade eder. Allah’tan yardım istemekte bir tuhaflık görmeyen insanoğlunun, peygamberliği yadırgaması esaslı bir çelişkidir.(5) Peygamberlik görevinin ne denli zor bir mücadele gerektirmiş olması, bu uygulamanın ne kadar yerinde olduğuna da delalet eder aynı zamanda.

Maddeci felsefe hurafe olarak kabul etse de fizik ötesi/gizemli olaylar, hep insanların ilgisini çekegelmiştir. Metafizik felsefenin varlığı bile bu alandaki bilgi ihtiyacını gösterir. Fakat , ”Gaybın anahtarları Allah’ın katındadır.”(6) İş dönüp dolaşıp manevi bir tecrübeye dayanıyor: “Men lem yezuk bilmez yazuk” (Tatmayan ne yazık ki bilmez)demişler.

Kur’an, asırlardır beşer mahsulü olduğu iddialarına karşı, bir benzerinin yazılması hususunda meydan okur. İddia sahiplerinin bu meydan okumaya sessiz kalması, aslında kendileri için fayda getirmeyecek bir tasdik mahiyetindedir. Bununla beraber; Wherry, Palmer, Lanepoole gibi müellifler, Kur’an’ın sahiciliği mevzuunda, hiçbir şüphe olmadığını benzer şekillerde ifade ederler.(7)

Yine başka hiç bir peygamber için (ifade ve davranışlarından), bu kadar azim ve çabayla bir ilim ihdas edilmemişken (hadis ilmi ile ilgili), ortaya çıkan menfi tavırlar, ne kadar düşündürücüdür! (Üstelik inanç esaslarını konsüllerle tespit eden bir gelenek arkalarında dururken!) Oryantalistlerin hayırlı bir maksat için olmasa da bu doğrultuda çaba sarf etmeleri bile, meselenin önemini kavramaya yeter. Hâlbuki onlar bütün zihin bulandırıcı tavırlarına rağmen, tam bir ayna vazifesi gören; İslam’ın hadisler sayesinde köklü bir gelenek oluşturduğu, kısa sürede her toplumdan insanın kabul ettiği bir seviyeye ulaştığı, Hz. Muhammed(sav)’in mükemmel kişiliğinin bugün bile etkileyici olmaya devam ettiği gibi tespitlerden yola çıkmışlardı.(8)

Dünyevi savrulmalar kadar manevi savrulmalarda, vahiy ihtiyacına işaret eder. E. Güngör bu noktaya tarih içinden bir ışık tutarak; İslam’ın ilk yayıldığı asırlarda,  fethedilen ülkelerde, özellikle spritüalist unsurların yoğun olduğu Asya’da, İslam’ın bir hayli dünyevi bulunduğunu, bu nedenle kolay bir geçişin olmadığını anlatır. (9) Bir dinin veya öğretinin şu veya bu tarafa savrulması, nesiller içinde yerleşir ve sanki doğruymuş gibi bir hal alır. Bu durum, tarihsel gidişat incelendiğinde, daha açık bir görünürlük kazanır.

Hak ve batıl kavramları da yine varoluş seviyesinde bir muhtevaya sahiptir ve neden-sonuç ilişkilerindeki doğrularda dâhil olmak üzere, hayatın içindeki bütün davranışlar için bir hayrı veya şerri işaret eder. Mesela modern bilim için böyle bir istikamet olmadığından, elde edilen bilgi ve tecrübeler, insanlığın ve tabiatın zararına kullanılmaya açıktır. Modern insan, evrene ne kadar gelişmiş teleskoplarla bakarsa baksın bir yabancıdır ve kaçınılmaz olarak sömürücü ve yok edici bir kültürün asli unsurlarından biridir.*

Güzel-çirkin davranışların sergilendiği alanın, bir toplum için hayati belirleyiciliğe sahip olduğu şüphesizdir. O kadar önemlidir ki bu, ahlaki çöküntü içindeki bir toplumun bilim ve teknolojideki gelişmesi bile çok anlamlı değildir. Neticede, kale ne kadar sağlam olursa olsun, kalenin anahtarlarını zalim bir topluma teslim edecek tek bir kişinin bile elde edilememesi gerekir. Güzel ahlakı tamamlamak için gönderilen son peygamber(sav), ” Doğruluğu şiar edinip güzel ahlakı olan Müslüman, hoş tabiatı ve güzel ahlakı sayesinde Allah’ın emirlerini yerine getirip devamlı oruç tutanlar seviyesine yükselir. ”buyurur.

Hikmet ise; gerçekliğin ardındaki hakikati görme, hakkı batıldan ayırma, derin kavrayış gibi geniş bir anlam zenginliğine sahiptir. Hâk ve batılın yerine paranın ve iktidarın gücünü getiren, hikmetle de hiçbir alışverişi olmayan indirgemeci akıl, F.Poppenheim’in isabetle vurguladığı gibi “…dünyayı kendi amaçlarına tabi kılma, hem doğa hem de hemcinsleri üzerinde gücünü arttırma hedefini gerçekleştirebilecek bir öğrenme türünü tercih etti”. (10) Hiç bir anlama kapı açmayan modern bilgi külliyatı, fiiliyatta insanın konfor alanını genişleten ve anlam bilincinden uzaklaştıran bir işlev gördü. Son tahlilde, ‘Özgür birey’, ‘rasyonel toplum ‘ ve ‘bilimsel kültür’ gibi hedeflerden hiç birine ulaşılamadığı gibi, insanlık mefhumu da yok oldu.(11) Hikmet nazarıyla bakanlar; ahlakın, istikametin ve insanlığın aynı iklimde yetiştiğini zaten görmüşlerdir.

T.S.Eliot, Çorak ülke olarak nitelendirdiği Batı uygarlığını şöyle tasvir eder: Burada hiç su yok, yalnız kaya var/Kaya var hiç su yok ve kumlu yol/Kumlu yol dönerek tırmanıyor dağları/Susuz kayalık tepeleri tırmanıyor/Su olsaydı durur ve içerdik/Bu kayalar arasında kim durup da düşünür/…/Hiç olmazsa suyun sesi olsaydı.

N.Genç’te Na’tında derki: “Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin/Sana mümindir sema/Sana muhtaçtır zemin.” 

Mustafa KENARLI

Kaynak ve Dipnotlar:

1)İnsan Oluşa Dair, Ümit Aktaş, 2018                                                                                             2)Kur’an:45/3                                                                                                                                        3)İlkellerden Günümüze Dini Olgularda Yüce Tanrı İnancı, Şükrü Pınar,2007(İlk toplumdan itibaren bütün toplumlara peygamber gönderilmesiyle, bu kültürlerdeki  ‘metafizik izler’ arasında bir paralellik kurmak mümkündür. Birden çok tanrıya inanılsa ve adı toplumdan topluma değişse de, bir baş tanrı her zaman vardı. Azteklerde Tezcoco prenslerinden Nezauhalcoyotl’ın kâinatın yaratıcısı, görünmeyen bir tanrıya iman ve itaate çağırması gibi örnekler her halde dinler tarihindeki yeni araştırmalarla birlikte gün yüzüne çıkmaya devam edecektir)

4)Kur’an:25/2

5)Fıtratın Dirilişi, Sadık Kılıç (Doç. Dr.), 1991

6)Kur’an:6/59

7)Kur’an’ı Anlamada İlke ve Esaslar,  Ebu’l Hasan En-Nedvi,2018

9)İslam Tasavvufunun Meseleleri Erol Güngör, 1989

10)Varoluşun Tınısı, Âdem İnce,2023

*Bir toplumun ayakta kalacağı kadar bilgi ve teknoloji üretmesi dini bir zorunluluk olduğu gibi, bu yapılmadığında hangi durumların ortaya çıktığı da tarihsel bir gerçekliktir. Bu üstünlük, maddi kültürün elinde olduğu müddetçe, insanlık için bir iyilik ifade etmeyecektir

11)Perde ve Mana,İbrahim Kalın2022

Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

 

Acep gülerler mi, seni sevmeme,

Ya da acırlar mı hasret çekmeme,

Bir de izin versen sana gelmeme,

Neler çektiğimi bilmez misin yar?

 

Yar beni avuttun, onca senedir,

Bilemedim bu aşk, nasıl nesnedir,

Dertlerin içinde, tek bir tanedir,

Neler çektiğimi bilmez misin yar?

 

Felek hançerini bana bilemiş,

Aşkta ayrılığı bana dilemiş,

Yârin kaşı gözü çok etkilemiş,

Neler çektiğimi bilmez misin yar?

 

Dağlar geçit vermez, haberin gelmez,

Sevsen de hayırsız, kıymetin bilmez,

Mazlumun hakkını, yiyenler gülmez,

Neler çektiğimi bilmez misin yar?

 

Özbekoğlu sevdi, hiç de bilmedin,

Nice dertler çektin, bir gün gülmedin,

Mezarı üstünde, yaşlar dökmedin,

Neler çektiğimi bilmez misin yar?

 

10.11.2024 Konya

Durmuş Ali ÖZBEK

Kültür Bakanlığı Halk Şairi




Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.


Ben yârimi hep özlerdim,

Gelir diye çok gözlerdim,

Bulutlardan yol izlerdin,

Gözlerime yaş oldu hep.

 

Elvan idi o gözleri,

Tatlı idi her sözleri,

Değişti de şom yüzleri

Çatılmış bir kaş oldu hep.

 

Sol yanımda bir sızı var,

Müsebbibi sadece yar,

Onu yaksın bendeki har

Şu gönlüme şaş oldu hep.

 

Sevgi kanda hep coşardı,

Yürek durmaz can koşardı,

Güzelliği ruh okşardı,

Soğudu da kış oldu hep.

 

Özbekoğlu ben ne derim?

Kalmamış bak onda yerim,

Bozuk durum, yapar kurum,

Bende artık taş oldu hep.

 

09.10.2024 Yukarı Çağlar

Durmuş Ali ÖZBEK

Kültür Bakanlığı Halk Şairi

***

Elvan: "renkli", "renk renk" veya "çeşitli renkler" 

Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.


 

Yollar yokuş, dağlar karlı,

Hasret dersen, bende harlı,

Günler geçer, ahu zarlı

Bekledim de, gelmedin sen.

 

Hedef oldum, aşk okuna,

Mısra mısra, meşk okuna

Hasret kaldım, gül kokuna,

Bekledim de, gelmedin sen.

 

O gözlerin kömür kara,

Kirpiklerin açar yara,

Saç telinle çekme dara,

Bekledim de, gelmedin sen.

 

Gülmek bana neden uzak,

Ayrılık hep aşka tuzak,

Bir hayalin oldu erzak,

Bekledim de, gelmedin sen.

 

Özbekoğlu hayal kurar,

Her hayali ömre zarar,

Yok aklını eyler firar,

Bekledim de, gelmedin sen.

 

09.10.2024 Yukarı Çağlar

Durmuş Ali ÖZBEK

Kültür Bakanlığı Halk Şairi

Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

 


Emekçidir halkın çoğu,

Çetindir aşaılmaz dağı,

Meşhurdur sütü kaymağı

Yöresi yörük yatağı.


Yükseklerde sular akar,

Dağlarında kekik kokar,

Kalesiyle tarih yazar,

Ayrılığın yürek yakar.


Ermenek’in tarhanası,

Meşhurdur tak tak helvası,

Lezzetin dibi çorbası,

Efsane arabaşısı.

 

Zirvesinde sular akar,

Altında maden kaynar,

Emekçisi de ter döker,

Cefakardır çile çeker.

 

Doğal organik kirazı,

İnce kabuklu cevizi,

Özlememek elde değil,

Yayladır serindir yazı.

 

Muhittin ustayım gördüm,

Hem yoruldum, hem dinlendim,

İzvit, Halimiye, Cenne,

Üç eserle şeref buldum.

 

Muhittin Arslan

Cami, Minare Ustası







Medya Ermenek Taşeli Edebiyat Güncesi yayınlanan makalelerin içeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.
sanalbasin.com üyesidir
Düzenleme | Copyright © 2013-2023 | MedER |Medya Ermenek
BİZE ULAŞIN
ghs.google.com
ghs.google.com