Hayatta başarıya götüren namütenai yol vardır. Tabi zaman ve sonuç itibari ile en uygunu en düzenli, en kısa olanıdır. Naçizane kanaatimize göre bunu yakalayabilmenin çıkar yolu da kantiteye değil de kaliteye itibar etmektir. Bu eşyada da böyledir, İnsan varlığında da böyledir. Nitekim bazen bir gram uranyum tonlarca tenekeden ve hatta bakırdan çok daha fazla işe yaramaktadır. Diğer taraftan büyük komutan Tarık Bin Ziyad’ın 12000 kişilik imanlı ordusuyla İspanya Kralı Rodrik’in 100 bin kişilik ordusunu iki saat içerisinde tuzla buz etmiş olması uranyum ile teneke mukayesesinin insan varlığına aksediş şekli olmaktadır.
Tüm kainatın esrarını avuçlarının içerisinde temaşa eden Efendimiz (s.a.v.), diğer tüm konularda olduğu gibi bu sırra da vakıf olmuş ve hep “Yarabbi iki Ömer’den birisi ile bu dini kuvvetlendir” duasını yapmışlardır. (Diğer Ömer Ebu Cehil’dir.) Hiçbir zaman sayıların çoğalmaları hususunda yakarışta bulunmamıştır. Aynı şekilde devamlı surette dünyanın gelip geçmiş en büyük komutanı olduğu hususunda tüm tarihçilerin ittifak etmiş oldukları ve Hz. Ömer’ in kumaşından olan Hz. Halit Bin Velid’in de Müslüman olmalarını hep temenni buyurmuşlar, hatta bir defasında önceden Müslüman olmuş olan kardeşlerine “Eğer Halit Müslüman olursa onu başkaları ile bir tutmayız” iltifatında bulunmuşlardır.
Tarihimizde Alparslan gibi, Selahattin Eyyübi gibi, Fatih gibi, Yavuz gibi hamurlarına bu ruhtan üflenmiş olan çokça kahramanlarımız gelip geçmiştir. (Haşa hiç kimseyi Hz. Ömer Efendimiz’in yerine koyamayız ve onunla mukayese edemeyiz, kastımız ruh, mizaç, karakter benzerliği yönündendir ve O sadece bir semboldür.) Ancak Cumhuriyet devrimiz bu yönden maalesef çok ketumdur ve her taraf doluya uğramış olan buğday tarlaları misali çöp yığınına dönüşmüştür. Üstat Necip Fazıl özellikle gençlere yönelik olarak bu durumu şu çarpıcı sözleri ile dile getirmiştir “Evi, elbisesi, ekmeği ve yurdu, elinde hırsızlık malı gibi duran , bir türlü bunların sahipliğine varamayan, her haliyle – bütün bunlar benim değil sizin- diye bağıran, ödü patlamış ve beyni kamaşmış, asırlık hastalar hastası.”
Tarihimizde Alparslan gibi, Selahattin Eyyübi gibi, Fatih gibi, Yavuz gibi hamurlarına bu ruhtan üflenmiş olan çokça kahramanlarımız gelip geçmiştir. (Haşa hiç kimseyi Hz. Ömer Efendimiz’in yerine koyamayız ve onunla mukayese edemeyiz, kastımız ruh, mizaç, karakter benzerliği yönündendir ve O sadece bir semboldür.) Ancak Cumhuriyet devrimiz bu yönden maalesef çok ketumdur ve her taraf doluya uğramış olan buğday tarlaları misali çöp yığınına dönüşmüştür. Üstat Necip Fazıl özellikle gençlere yönelik olarak bu durumu şu çarpıcı sözleri ile dile getirmiştir “Evi, elbisesi, ekmeği ve yurdu, elinde hırsızlık malı gibi duran , bir türlü bunların sahipliğine varamayan, her haliyle – bütün bunlar benim değil sizin- diye bağıran, ödü patlamış ve beyni kamaşmış, asırlık hastalar hastası.”
Şurasını memnuniyetle belirtmek isteriz ki son yıllarda bolca nisan yağmurları yağmış, doluların viraneye çevirmiş olduğu bağlardan, bahçelerden çokça Ömerler niteliğinde olan çınarlar yükselmiş, bunlar az sayılarda da olsa hükümette de, parlamentoda da, bürokratlar arasında da, yargıda da boy göstermişlerdir. (Sonucunda bir zamanlar isimlerinden çokça söz ettiren Zekeriya ÖZ, bir başsavcının kollarını kelepçeleyerek getirip zindana tıkabilen Osman ŞANAL ve Tarık GÜR Beyler bu hususta kayda değer şahsiyetlerdir.)
Bu rahmet sağanağından en fazla nasiplenenler DEMİREL- GÜRÜZ, SEZER- TEZİÇ dörtlüsünün silindirinden kurtaran rektörlerimiz olmuş ve dolayısı ile Ömer vasıflıların tecellileri en fazla bu sahaya lütfedilmiştir. Bunlardan birisi aynen Mevlana misali bir ayağını bulunmuş oldukları şehire sabitleyip diğeri ile tüm dünyayı dolaşan ve bu yıl içinde iki kez yılın rektörü seçilme şerefini elde etmiş olan Kastamonu üniversitesi Rektörü Seyit AYDIN Bey’dir. Diğer birsi önemli Ömerlerimizden olan sevgili Muhsin Başkanımıza benzetmiş olduğum ve kurmuş oldukları güzide kadro ile “Cihangirane bir devlet çıkardık bir aşiretten” misali bir yüksekokuldan bir dünya üniversitesi kurma yolunda olan Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi Rektörü Sabri GÖKMEN Bey’dir. Bir diğeri Hz. İbrahim (a.s.) gibi ateş çemberi içerisinde yıllarca bir gül olma vasfını muhafaza edebilen Sinop Üniveristesi Rektörü Recep BİRCAN Bey’dir. Başka birisi alimliğini ediplikle taçlandırmış olan ve önümüzdeki günlerde yapacağımız Necip Fazıl Sempozyum’unda baş konuşmacımız olacak olan Bartın Üniversitesi Rektörü Ramazan KAPLAN Bey’dir. Nihayet birisi de ilmi, muharrirliği, muellifliği sentezlemiş olan Çanakkale Onsekizmart Üniversitesi Rektörü Sedat LAÇİNER Bey’dir.
Sedat Bey 1972 doğumludur. Yani Türkiye’nin en genç rektörüdür. 2006 yılında Prof. Dr. Sedat LAÇİNER Davos Economic Forum bağlantılı Young Global Leaders (YGL) tarafından tüm dünyadan geleceğe yön verecek 175 gencin seçildiği kategoriye Türkiye’nin tek ve ilk temsilcisi olarak seçilmiştir. Önemli bir ulusal gazetede köşe yazıları yazmakta ve yine önemli bir Tv kanalında haftada bir, çok seviyeli bir programa konuşmacı olarak katılmaktadır. Bir mülakatla 400 civarındaki suale vermiş olduğu cevaplar DIŞIŞIMIZDAKİ PKK İÇİMİZDEKİ İSRAİL adı altında 341 sayfa halinde bir kitapta toplamıştır. Burada en önemli baş belalarımızdan olan bu konuların beklide bu güne kadar en güzel tahlili yapılmıştır. (Tüm aydınlarımızın okumasını tavsiye ederim)
Tabi yukarıda sıralamaya çalışmış olduğumuz mümtaz şahıslar sadece tanıdıklarımızdır. Muhakkak ki tanımadıklarımız arasında da aynı kumaştan olanlar vardır. Temennimiz sayılarının çoğalmasıdır.
Prof. Dr. M. Sıtkı ARAS


























































































.gif)
Hiç yorum yok:
Yorum Kuralları
Yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret, küfür, aşağılayıcı, küçük düşürücü, pornografik,
ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici,
yorumların her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu yorumcuya aittir.
İsimsiz yazılan yorumlar bir saat içinde sistem tarafından otomatik olarak silinir.